Kazancı Beldesi
ANASAYFA HABER ARA FOTO GALERİ VİDEOLAR SİTENE EKLE RSS KAYNAĞI İLETİŞİM FORUM

HABER ARA


Gelişmiş Arama
KAZANCILI POLİS ŞEFİ HÜSEYİN ERDEM ANISINA..

KAZANCILI POLİS ŞEFİ HÜSEYİN ERDEM ANISINA..

Tarih 15 Nisan 2019, 10:05 Editör Naci Sözen

Kazancılıların, eğitim öncüleri ve meslek ilklerinden olan Polis Şefi Hüseyin ERDEM, 10.04.2011 tarihinde vefat etmiş olup, vefatının üçüncü yıldönümünde, kendisini, sonsuz rahmet, hürmet ve saygıyla anıyoruz.

Ayrıca: Polis teşkilatımızın 174. yılı kutlu olsun. Tüm emniyet mensuplarımızı takdirle ve sevgiyle selamlıyor, vatanı ve milleti uğruna canlarını veren tüm Emniyet mensuplarına da, Allah’tan rahmet, onların yakınlarına da, halen görev başında bulunan polislerimize de Polis haftası ve Polis günü vesilesiyle; minnet ve saygılarımı sunuyorum.

Kazancılıların, ilkokul sonrası eğitim mücadelesine başladığı 1940’lı yıllarda, savaş sonrası ekonomik zorluklar, 2. Dünya Savaşı döneminin zor şartlarına ve sayısız güçlüklere rağmen, zamanın genç beyinlerinde yer eden “okumak ve adam olmak” sevdasıyla, çocuk denecek yaşlarda yollara düşerek, uzaklardaki meslek okullarına giden ve sonrasında muhtelif mesleklerin ilkleri arasında yerini alan öncülerimizin birisi de merhum Hüseyin ERDEM olmuştur.

Polis Şefi Hüseyin ERDEM, Türbesekisi mahallesinden merhum polis şefi Mustafa AKINCI, Merkez mahalleden merhum polis şefi Süleyman TOKSOY ve Polis Ali (Demircan) ile birlikte, Türk Emniyet (Polis) teşkilatına giren Kazancılı ilk polislerimizdendir.

Kazancılı Hüseyin ERDEM, İmamlar sülalesinden, Molla Mehmet oğlu Hafız Mehmet Efendi’nin (ERDEM) (1278-1939) oğlu olarak, 10.04.1931 tarihinde, Kazancı Nahiyesi, Yukarı Mahallede doğmuştur. Annesi, Hafız Efendinin ikinci eşi olan ve bizim çocukluğumuzda Ermenekli Garı olarak tanıdığımız Fatma Ninedir.

Kazancı ilkokulunu bitirdiğinde, zamanın ünlü eğitimcisi Ermenekli Öğretmen Sami ÖZTAŞ’ın yardım ve öncülüğünde, babasını çocuk yaşta kaybetmiş olmasına rağmen, Konya/Sarayönü Ziraat Okuluna (Mektebi) gönderilmiş ve arkadaşıyla birlikte bu okuldan mezun olmuştur. Ziraat Okulunu bitiren Kazancılı gençler, bir müddet boşta gezdikten sonra kendi çabalarıyla şartları zorlamışlar ve ziraatçılık yanında, kooperatif, tapu, bankacılık, polislik, astsubaylık gibi mesleklere girmişlerdir.

Merhum Hüseyin ERDEM, okul sonrasında, devlet görevine atanmasını beklerken, bir şeyler yapmak ve ekmeğini kazanmak için 1948 yılında tekrar gurbet yollarına düşmüştür. Kendisiyle aynı durumda olan Ziraatçı Merhum Ali GÜRBÜZ ve arkadaşları merhum Fazlı TOMBUL ile birlikte yayan olarak Ermenek ilçesine gelmişler ve yeni hizmete açılan Ermenek-Karaman (Yellibel üzerinden) yolundan kamyonla gitmek için bir kaç gün beklemişlerdir. Nihayet, Karaman’dan Ermenek’e tahıl ürünleri getiren bir kamyonun kasasına, gurbete giden çevreden toplanmış tüm yolcularla birlikte doluşmuşlar, üzerlerine bir çadır örtülmüş ve derin vadilerde çileli yolculuk başlamıştır.

Gurbet yolcularını taşıyan kamyon, Tekeçatı boğazından sonra, dere tarafı taş ve toprakla yapılmış istinat duvarlarından oluşan taşlı yolda, sarp ve dik yamaçlarda tırmanmakta, keskin virajları dönmekte ve gürültüsü vadileri doldurmaktadır. Bu çileli yolculuk, Ecel Deresi ve Bıçakçı Boğazı yönünde ilerlerken, kamyon tekerinin üzerinde gittiği bir duvarın göçmesiyle (yıkılması) birlikte kesilir. Kamyon duvardan aşağıya yuvarlanmış ve bir kaç takla attıktan sonra derenin karşı yamacına vurarak durmuştur.
Kasada bulunanlar, feryat figan çığlıklar ve dualar ederken, genç ihtiyar, kadın erkek, öğrenci, asker ve işçi adayları etraftaki çalılara ve kayalıklara savrulmuş, her kes can derdine düşmüştür. İlk şoku atlatan ve kendine gelen her yolcu, yanındaki köylüsü veya arkadaşını aramaya başlar. Yolcuların hepsi yaralıdır. Fakat, Kazancılı Fazlı TOMBUL, kamyonun takla atması sırasında kasa altında kalarak ezilmiş ve ölmüştür.

Bizim çocukluğumuzda, merkez mahallede tek başına yaşayan ve Fazlı Nine (Garı) olarak bilinen nur yüzlü, gurur ve asalet timsali olan ninemizin tek oğlu olan bu genç, herkesi üzüntüye boğan bu acı sonla karşılaşmıştır. Yolcular arasında bulunan ve Karaman’da çalışan oğlunun yanına giden yaşlı bir kadının savrulduğu çalılığın içinden “ tereyağı çömleğimi bulun” diye bağırmaya başladığı yıllarca dilden dile dolaşmıştır.

Yolculuğun devam edebilmesi için, kaza ve ölüm olayının Karaman Jandarması ve Savcılığına bildirilmesi, oradan gelecek ekibin inceleme ve soruşturması sonunda defin izni vermesi ve cenazenin defnedilmesi gerekmektedir.
Yolculardan en sağlam olan Hüseyin ERDEM ile diğer iki genç seçilir ve uzaklardaki köye ulaşarak Karaman’a telefon edilmesini muhtardan isteme görevi verilir. Bir telaş , üzüntü ve yorgunluk içinde Bıçakcı vadisindeki köye ulaşan öncüler, muhtarın köyde olmadığını öğrenirler. Köy bekçesi bulunur ve istekleri iletilir.
Bekçi, Hüseyin ERDEM’in Kazancılı ve Hafız Efendinin oğlu olduğunu öğrenince, kendisine sarılır ve sülalesinin çok ekmeğini yediğini söyler. Bekçi, kendisinin Anamur Yörükleri (Gurdlar)’dan olduğunu, çocukluğunun Kırkkuyu, Çandır, Ortagöl yaylalarında geçtiğini, Kazancı’ya geldiklerinde, İmamlar sülalesinde misafir kaldıklarını, askerliğini jandarma olarak bu köyde yaptığını, terhis olurken, köyde kalması, evlendirilmesi ve maaşlı köybekçisi olması yönündeki muhtar teklifini kabul ederek Anamur’a dönmeyip burada yerleştiğini anlatır.

Karaman’a telefon edildikten uzun bir zaman sonra doktor ve savcı gelir, inceleme yapılır, rapor düzenlenir ve defin izni verilmesiyle birlikte yolcular merhum Fazlı’yı yol kenarına defnederek yollarına devam ederler. Karaman’dan sonra yolculuk biraz kolaylaşır. Konya’da bir şirkette şoför olarak bir müddet çalışır. Ziraat Mektebi mezunlarının diğer mesleklere girmesini sağlayan yasal düzenleme sonrasında, arkadaşları gibi dilekçe ile polis olmak için müracaat eder. Sınavı kazanarak polis okuluna girer ve bir Nisan ayının onuncu günü polis olarak mezun olur. Dikkat edilecek olursa, vefatı da polis günü olarak kutlanmakta olan 10 Nisan günüdür. Yani, merhum Hüseyin dayımızın hayatındaki önemli günler 10 Nisan günleri olarak tecelli eder.

Merhum Hüseyin ERDEM’in ilk görev yeri Ödemiş ilçesidir. Bu ilçe ve çevresine kireç ocaklarında çalışmak üzere gelen Kazancılı işçilerle irtibat kurar. İşçiler bir sorunları olduğunda hemen Polis Hüseyin’e koşmaktadırlar. Bu ilçede görevliyken Mayıs 1963 tarihinde Sebahat Hanım ile evlenir. Çevrede çalışan Kazancılı işçiler de düğüne katılırlar. İlçede çok sevilen ve sayılan Polis Hüseyin’in düğünü müthiş bir kalabalıkla yapılır. Bizim geçmişte görüştüğümüz işçilerin anlattıklarına göre, esnaf, özellikle araç sahibi şoförler, gönüllü olarak konvoy oluşturup şehirde düğün alayıyla birlikte tur atmışlardır.

Bu ilçedeki görevini tamamlayan şefimiz, şark hizmeti için 1967 yılında Erzurum iline atanır. Daha sonra, İzmir ili Emniyet Müdürlüğü Birinci Şube (Siyasi Şube)’de göreve başlar. Bu süreçte, Gülay, Gülgün ve Gülçin isimleride üç kızları olur. İzmir’de görev yaptığı uzun yıllar boyunca Kazancılılar başta olmak üzere, Ermenek, Anamur ve civar merkezlerden kendisine başvuran yöre insanının dertlerine çare olmayı sürdürmüştür. Merhum Hüseyin ERDEM (biz kendisine Hüseyin Dayı diye hitap ederdik) ile ilk karşılaşmamız Eylül 1972 ayında İzmir’e gelişimizden hemen sonrasına rastlar. Bu karşılaşmayla başlayan irtibatımız yaklaşık kırk yıl boyunca hep devam etmiştir.

Merhum Hüseyin ERDEM ile bunca yıllık görüşmeye ve irtibatlı olmaya rağmen, mesleği, yaptığı işler ve insanlara yardımları konusunda fazla bir anlatımına tanık olmadım. Sadece bir kaç konuda özet bilgiler anlattığını hatırlıyorum. İzmir’de muskacılığın adeta bir meslek olduğu yıllarda “Konyalı Hoca” namıyla anılan bir kişinin suçüstü yakalanması operasyonunu dinlemişti. Genç bir bayan polis havale geçirmiş ve aklına hakim olamayan kız kardeşi rolünde tespit edilen hocanın evine gidilir.
Kız kardeş anormal hareketler yapmakta, söylenenlere itibat etmemektedir. Hoca, sözüm ona muayene ederk, kızın içine şeytan girdiğini, delirmek üzere olduğunu söyler. Bir kağıda eski yazı nuska yazar, parçalara ayrılması ve suya atılması, içilmesi, toprağa gömülmesi gibi talimatlar verir. Ücret olarak verilen para hoca tarafından alınır. Kız kardeşiyle evin dışına çıkan şefimiz eliyle başını kaşır. Uzaktan izleme yapan polisler eylemin gerçekleştiğini anlayarak eve baskın yaparlar ve numarası alınmış parayı hocanın cebinde bulurlar.
Ödeme gerçekleşmeseydi elini dizlerine götürecek ve operasyon başka bir zamana ertelenecekti.

Yakalanan hocanın akibetini de sormuştum. Konyalı Hoca, aslında hoca değil, eski yazı bilmez, işçi olrak İzmir’e gelmiş garip bir kişi. Çevresindeki insanlar, Konyalı olunca nefesinin kuvvetli oldğu bilgisini yayaylar. Derdine çare bulmak için gelenleri önceleri kabul etmez. Israr üzerine rastgele anlamsız işaretler çizerek nuskalar yazar. Bu insanların dertlerine çare bulunduğu söylentisi üzerine Konyalı Hoca meşhur olur.
Kazancı ve çevresinden kendisine uğrayan veya sorununa çare arayan insanlara yardım ettiğini biliyorduk. Bunlardan birini, ders almamız için anlatmıştı.

Almanya ve diğer Avrupa ülkelerine işçi olarak gitmek için müracaatların yapıldığı ve bu ülke elçiliklerince işçilerin görüşmeye davet edildikleri yıllar. Kazancılı bir işçinin dilekçesine Alman elçiliğince görüşme randevusu (tarihi) verilmiş bir davet mektubu gelir. İşçi İzmir’de olduğundan mektup bu şehre gönderilir ve işçi Ali’nin eline geçer.
Fakat, görüşme tarihini çoktan geçirmiş, bu nedenle Alman konsolosluğu Ali’yi kapıdan geri çevirmiştir. Kazancılı Ali, davet mektubuyla birlikte soluğu İzmir /Çankaya semtinde olan İl Emniyet Müdürlüğü 4. katındaki Siyasi (1. Şube) bölümünde görevli olan Şefimizin (Hüseyin dayımızın) yanında alır.
Elindeki mektubu, elleri titreyerek uzatırken, gözlerinden yaşlar boşanmakta, hayatında eline geçebilecek olan en büyük fırsatın uçup gitmekte olduğu endişesi yüzünden okunmaktadır. Mektup okunmuş, olayın mahiyeti anlaşılmış, sorunun çözümü için Alman Konsolosluğunu işçi ile görüşmesinin sağlanması, yani, zamanın geçirilmiş olmasının atlanması gerekmektedir. Siyasi Şube arıyor, notuyla Konsolosluk telefonla aranır. Randevu alınır ve sorun anlatılarak olumlu bir yaklaşımla çözüm beklendiği söylenir. Konsolosluk, başka bir siyasi konu beklentisiyle telaşlanmıştır. İstenen görüşmeyi kabul ederler ve işçimiz sonuçta Almanya’ya çalışmaya gider.

Bu önemli sorunun çözülmesini takip eden yıllar içinde işçimizle irtibatlarını sormuştum. Çünkü, bu hayati konuda yardım gören kişinin iyiliği unutmayacağı ve mutlaka arayıp hatır soracağını düşünüyordum. İşçimiz uzun yıllar boyunca hiç aramamış. Yaklaşık 20-25 yıl sonunda Kazancı’da, eski Jandarma Karakolu önündeki meydanda karşılaşmışlar. Almanya çalışması sonunda zengin olan işçimizin bir çok yerde taşınmaz malı ve bankada parası olduğu bilinmektedir.

Fakat, İzmir Konsolosluğundaki sorun çoktan unutulmuştur. Hüseyin dayımız olaydan bahsedince, biraz kızaran ve ellerini ovuşturan işçimiz ( o zamanların tabiriyle Almancımız) olayı biraz hatırlar, vedalaşmadan ayrılır. Polis Şefi Hüseyin Dayımız, bu hareketi bile anlayışla karşılamış, cahillik, unutkanlık ve zaman kavramlarıyla hoş görmüştü.

Ben ise, hala etkilendiğim bu olayı, vefasızlığın, iyilik bilmezliğin, hatır saymazlığın ne ölçülerde yaşanabileceğini, benzer olayların asla yaşanmaması dileğimizde olduğunu vurgulamak için yazımda yer verdim. Kazancılı Polis Şefi Hüseyin ERDEM, sıla hasretini her daim hisseder, Kazancı ve Kazancılıları çok severdi. Kazancı’ya izine geldiği yılların birinde, Dere Kahve çeşmesinden bidona doldurduğu suyu, İzmir’e getirmiş ve bize “ köyünüzün suyunu getirdim, hadi için” diyerek ikram etmişti.

Emeklilik yılları da İzmir’de geçti. Yaz mevsimlerini, Gümüldür/Ürkmez yakınlarındaki yazlığında geçirdi. Hadiselere, sorunlara, daima soğukkanlı ve mantıklı yaklaşırdı. Bir tarihlerde, İzmir’e çalışmaya gelen Kazancılı işçiler ziyarete gelirler. Adet olduğu üzere “ köyde ne var ne yok? Ölen kalan varmı” diye sorulur. İşçiler, birkaç olayı anlatırlar ve ölenleri söylerler.

Ölenler için “ aşağımahalleden Hacı Efendi’nin (Hakim Ali Bey’in annesi) karısı da öldü” derler. Anlatılanları sakin bir şekilde dinleyen dayımız bu bilgiyi alınca bir duraklar ve konuşmaya devam eder. Aslında, ölen Ali Beyin annesi, dayımızın ablasıdır ve işçilerden hiç biri bu akrabalığı bilmemektedir. Dayımız ise, bu acı haberi vermiş olmadan dolayı misafirlerinin üzülmemeleri için gerçeği anlatmaz ve hissettirmez. İşçiler, sonrasında bu gerçeği öğrenmişler ve her yerde anlatmışlardır.

Kazancılı Polis Şefi Hüseyin ERDEM, 10 Nisan 2011 tarihinde İzmir’de vefat etti ve bu şehirde defnedildi. Kendisine Allah’dan sonsuz rahmetler diliyoruz. Bizlere “yeğenim” diye başlayan cümleleriyle anlattıklarını, esprilerini, unutmuyoruz, kendisini saygıyla ve özlemle anıyoruz..
Derleyen : Naci SÖZEN

Ayrıca: Polis teşkilatımızın 174. yılı kutlu olsun. Tüm emniyet mensuplarımızı takdirle ve sevgiyle selamlıyor, vatanı ve milleti uğruna canlarını veren tüm Emniyet mensuplarına da, Allah’tan rahmet, onların yakınlarına da, halen görev başında bulunan polislerimize de Polis haftası ve Polis günü vesilesiyle; minnet ve saygılarımı sunuyorum.

Bu haber 1168 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit

Memleket Haberleri

Başkan Muhittin Tuncel İstanbul'da

Başkan Muhittin Tuncel İstanbul'da Bir haftadır İstanbul'da bulunan Belediye Başkanımız, Muhittin Tuncel bir takım temaslarda bulunarak, Bakan, Mi...

Kazancı Gazipaşa Yolu ÇET Projesi Tamamlandı

Kazancı Gazipaşa Yolu ÇET Projesi Tamamlandı Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı Antalya, Mersin ve Karaman’ın il sınırları içinde kalan Gazipaşa-Kazancı İl Yolu içi...
GÜZEL TÜRKÇEMİZ08 Haziran 2019

ANKET

Ermenek ve Anamur İl Olursa, Kazancı Nereye Bağlansın



Tüm Anketler

© 1999 - 2018 Sitedeki isimler, içerik ve fotoğraflar izinsiz kullanılmaz. Haber ve yorumlar sahiplerine ait olup, sitemiz herhangi bir sorumluluk kabul etmez.

RSS Kaynağı | Yazar Girişi | Yazarlık Başvurusu

Altyapı: MyDesign Haber Sistemi