Kazancı Beldesi
ANASAYFA HABER ARA FOTO GALERİ VİDEOLAR SİTENE EKLE RSS KAYNAĞI İLETİŞİM FORUM

HABER ARA


Gelişmiş Arama

Yöremizdeki Kaleler Ve Kralları

Tarih 30 Mayıs 2010, 23:49 Editör Naci Sözen

Ermenek merkez alınarak bakıldığında, Göksu ırmağının güney tarafını teşkil eden bölge, halk dilinde, kısaca Karşıyaka adıyla anılır. Bu bölgenin merkez kenti Kazancı olmak üzere, idari olarak bir bütünlük arz ettiği dönemler de olmuştur.

Ermenek merkez alınarak bakıldığında, Göksu ırmağının güney tarafını teşkil eden bölge, halk dilinde, kısaca  “Karşıyaka“ adıyla anılır.  Bu bölgenin merkez kenti Kazancı olmak üzere, idari olarak bir bütünlük arz ettiği dönemler de olmuştur. Bölgemizde, taş devri dâhil, tarihin her devrinde, bir çok kentin kurulduğu ve kalabalık insan yaşantısı olduğu bilinmektedir.

Bir zamanlar, tüm dünyada olduğu gibi, bu bölgede de “Şehir Devletleri Dönemi”  devri yaşanıyordu. İşte bu dönemde, Karşıyaka bölgesinde de birçok şehir devleti vardı. Bu devletlerin kendilerine has sınırları, idare şekli, ordusu, kalesi ve kültürü oluşmuştu. Halen öyküleri anlatılan, Ermenek Krallığı, Davdas Krallığı ve Şahınlar Krallığı gibi bölgemizden de anlatılacak krallık öyküleri vardır. Türkler öncesi devirlerde, Taşeli bölgesinin merkezi kenti Ermenek’ti. Bölgenin diğer merkezleri ise, Akdeniz sahillerinde bulunan Kalenderis (Gilindire) ile Anemourion (Anamuryum/Anamur) kentleriydi. Bu merkezlerin yolu üzerinde kurulu bulunan Eirenepolis (İrenepolis/sonradan Yukarı İrnebol) şehri de önemli bir merkez konumundaydı. Bu merkez dışında, yöremizde birçok şehir devleti kurulmuş olup, bu devletlerin Kralları ve Kaleleri de vardı.

Yöremiz, doğudan batıya ele alındığında, en doğu ucunda, Taşeli’nin bilinen en eski ve en ünlü kalesi olan “ Mennan Kalesi “ göze çarpar. Mennan Kalesi, Göksu ırmağının Erik Deresi ile birleştiği noktanın üzerinde, üç tarafı sarp kayalıklarla çevrili, sadece, batı yamacındaki Mazı yaylasındaki dar bir arazi şeridi üzerinden ulaşılabilen, tabla şeklinde bir tepenin üzerine inşa edilmiştir. Kale içindeki sarnıçlar, depolar, barınaklar, burçlar, gizli tüneller harap hallerine rağmen zamana meydan okurcasına varlıklarını sürdürmektedirler. Kalenin ne zaman ve kimler tarafından yapıldığı bilinmemekle birlikte, her devirde, çevresinde yaşayan şehirlerin ve devletlerin son savunma noktası olmuştur. Son olarak,  Karaman oğulları Beyi, Pir Ahmet Bey, Gedik Ahmet Paşa komutasındaki Osmanlı ordusu ile “Sultan Alanı (Yellibel)” mevkiinde yaptığı savaş öncesinde,  hanımı, kızı, kıymetli hazineleri, özel eşya ve evraklarını en güvenli yer olarak seçtiği Mennan Kalesi’ne gizlenmiştir. 

Karaman oğulları ordularını yenen Gedik Ahmet Paşa, aldığı bilgiler doğrultusunda Mennan kalesine saldırır. Kale, Yusuf adında bir komutan ve emrindeki bir avuç muhafız tarafından korunmaktadır. Kale bu azgın saldırılara günlerce direnir. Pir Ahmet Bey, Sultan Alanı yenilgisinden canını zor kurtarmış ve birkaç adamıyla birlikte Bergüm Yaylasına (Çamlıca köyü üzerinde) kaçarak gizlendiği tepeden Mennan kalesindeki mücadeleyi izlemektedir.

Gedik Ahmet Paşa, toplarını Mazı yaylasından kızaklarla kaleye yaklaştırmaya başarır. Kale burçları ve duvarları top ateşiyle dövülmektedir. Daha fazla direnemeyeceğini anlayan komutan Yusuf, teslim bayrağını çekerek kaleyi teslim eder. Aile fertleri ve hazinesinin esir alınışını karşıdan gören Pir Ahmet Bey, büyük bir üzüntüye kapılarak bayılır. Ayıldıktan sonra da “ Ah.. benim evlad ve ayalim Osmanlı eline mi düşecekti. Bana şimden geri dirlik haramdır “ diye bağırarak kendisini uçurumdan aşağı atmıştır. Gedik Ahmet Paşa, esir aldığı aile fertleri ve hazineleri yanına alarak İstanbul’a götürmüştür. Karaman oğulları askerinin çoğu kılıçtan geçirilmiş, kurtulmayı başaran bazı komutanları da “ bu utançtan sonra buralarda yaşayamayız“ diyerek, emirlerindeki askerler ve ailelerini de alıp, güneye, Adana istikametine doğru çekip gitmişlerdir. Bu savaş 1474 yılında olmuştur. Tarihi kaynaklara göre, Osmanlı Padişahı Fatih Sultan Mehmet, 1475 yılında yayınladığı bir fermanla tüm Karaman oğulları toprağının Osmanlı topraklarına katıldığını ilan etmiştir.

İşte, bu ünlü Menna Kalesi,  Anadolu Selçuklu Hükümdarı’nın,  “ ovaların arkasına geçip yurt tutun, fetihler yapın ve oraları idare edin” buyruğu ile Balkusan köyü bölgesine 1228 yıllarında yerleşmeye başlamış olan Karaman oğulları Oymağı’nın son savunma noktası olma özelliğini de taşımaktadır. Bu bilgilerin esas kaynağı Karaman oğulları Beyliği’nin yazılı tek eseri olan “ Şikari Tarihi” dir. Bu eserin Türkçeleştirilmiş bir nüshası Karaman oğlu Mehmet Bey, Dil ve Kültür Vakfında bulunmaktadır. Bu bilgiler Araştırmacı-Yazar Sayın Halit BARDAKÇI tarafından yazılmış olan “ Bütün Yönleriyle Ermenek “ isimli kitapta da geniş şekilde yer almıştır. Ayrıca, Prof. Feridun Nafiz UZLUK tarafında yazılan “ Karaman oğulları Hakkında İki Ağıt “ isimli eserde de, bu hazin yenilgi ve Gedik Ahmet Paşa’nın, Karaman ülkesini yıkıp yakması üzerine, Aşık Muslu isimli ozanın bir destan yazdığını bildirir. Bu destandan bazı dörtlükler;

Gedik Paşa geldi, otağ kuruldu,

Pir Ahmet Paşa’ya soru soruldu.

Boyunlara kalın zincir vuruldu.

Gedik Paşa etme, elden say bizi.

 

Çoban ölür, sürü kalmaz dağılır,

Sarı inek sağ oldukça sağılır.

Vezirleri sorgulara çağrılır.

Gedik Paşa etme, elden say bizi.

 

Yeşil Bayrak kalelerden söküldü,

Çoluk çocuk sokaklara döküldü.

Kale yandı, ahalisi sürüldü,

Gedik Paşa etme, elden say bizi.

 

Aşık Muslu, yurdu yıkık görünce,

Beylerini boynu bükük görünce,

Destanını gözyaşıyla silince,

Gedik Paşa etme, elden say bizi.

 
İşte, yöremizde bulunan bu eski ve ünlü kalenin son tanıklık ettiği hazin yenilgi öyküsü de bu destanlarla akıllara kazınmıştır. Karaman oğulları bayrağı yeşil renkli olup, ozan, Gedik Ahmet Paşa’ya “ bu zulümleri etme, bizi de elinden gününden, ahalinden sayöyle kabul et” diye yalvarmaktadır. Mennan Kalesi, araştırmacıları ve ziyaretçileri beklemektedir. Ne var ki, beklenen bu bilimsel özellikli ziyaretçiler gelmezken, kale, define avcıları tarafından çok sık ziyaret edilmekte ve kazılarla tahrip edilmektedir.   

Göksu nehrinin güney yamaçlarında (Karşıyaka) yer alan tarihi şehir devletlerinden biri de Arnabuda Krallığıydı. Bu isim, sonradan Arnava olarak değişmiş ve şimdilerde Yalındal olmuştur. Bu merkez de kalabalık bir yerdi. Krallığın kendine has Kalesi ve yaylak olarak kullanılan yerleşim yeri olduğu sanılmakta olup, tarih içinde tahrip olmuştur. Bu şehir devleti, Karamanoğulları Beyliği hakimiyetine girince, aynı yere Türkler de yerleştirilmiş ve aynı adla asırlar boyu varlığını sürdürmüştür.   

Karamanoğulları tarafından, diğer yerlerde olduğu gibi, Hıristiyan halkın Türkleştirilmesi/Müslümanlaştırılması için şehir yeniden imar edilerek geliştirilmiştir. Halil Bey zamanında, kente yapılan cami, zaviye ve diğer kurumlarının varlıklarını koruması için bir vakıf bile kurulmuştur. Bu vakıf Osmanlı Devrinde de varlığını sürdürmüş ve halen arşivlerde yer almaktadır.

Şöyle ki; İstanbul Başbakanlık Arşivleri Dairesi (1) numaralı bölümde, Osmanlı dönemi/Karamanoğlu Halil Bey zamanın vakıfları Listesine göre ; Ermenek Arnava köyündeki zaviyesine ait ; (başlığıyla /aynen) 

(Eski Türkçe, “ Vakfı Zaviye-i Halil Bey Veledi Karaman der karyeri Arnabuda ez nahiye-i Ermenak “  olup, Türkçesi, “ Karamanoğlu Halil Beyin Arnabuda köyündeki zaviyesine ait vakfıdır”  şeklinde yer almaktadır. Bu vakfın yaşaması için bir çok arazi, depo, bahçe, değirmen ve sarnıçlar bağlanmıştır. Cumhuriyetin kuruluşu ile birlikte bölgede bulunan bir çok vakıf, tekke ve zaviyelerin kapatılmasıyla hepsi tarihe karışmıştır. 

Bölgenin diğer krallıklarına gelince, şimdiki Çavuş köyünün üzerindeki antik ören kalıntılarının olduğu yerde “Altın Kralı” diye anılan bir şehir devleti ve kalesi varmış. Bu tarihi yer şimdi bile definecilerin sık uğradıkları yerler arasındadır. Bu bölgenin üzerindeki arazide de “Buğday Kralı” ve kalesi varmış. Bu kale kalıntıları halen görülebilmekte olup, halk arasında Masırlık Kalesi olarak bilinir. Buğday Kralı,  Altın Kralına buğday verir, karşılığında altın alırmış. Günümüzde dahi Masırlık ve Kuyuönü olarak anılan bu bölge en iyi buğday yetişen yer olarak bilinir ve bu bölgede tarlası olanların buğday ekmeği yediğine inanılırdı. 

Bölgenin en büyük şehir devleti Eirenepolis (sonradan İrnebol) Krallığıdır. Şehir, şimdiki Yukarı İrnebol (Çatalbadem ) köyü üzerindeki geniş bir yer tutan ören yıkıklarının olduğu yerde kurulmuştur. Geniş bir kalesi varmış ve adı “ Şahinler Kalesi” olarak bilinirmiş. Bu şehir kalıntısı ve civarı, defineciler ile tarla çıkarıcılar tarafından tahrip edilmiş olmasına rağmen, halen geniş kalıntılar mevcuttur. Her yıl bu bölgeden kaçırılmak istenen tarihi eserler ve kazı yapan defineciler yakalanır. Bir çok olay adliye ve güvenlik güçlerine intikal eder. Bilimsel bir araştırma yapılamamış olması da tarihi bir eksikliktir.  Bu şehrin kuzeyinde, yani Anamurium (Anamur) yolu istikametinde Titiopolis isimli bir şehir Krallığının da bulunduğu tarihi kaynaklarda geçmesine rağmen, kalıntılar yok olmuştur.

İrnebol batısında Ayıoluğu diye bilinen, eski adıyla Ceren Boğazı (Koyağı) denilen yede de bir şehir ve kalesi mevcutmuş. Bu yerler de sürekli definecilerin gazabı altındadır. Şehrin üzerinde Davullu Kale mevcutmuş. Kalenin içine girince sürekli davul sesi duyulduğundan bu adla anılmış.

Bu kalelerin en üst noktasında, bölgenin simgesi haline gelmiş olan Dinek Kulesi (Kalesi) yer alır. Ne zaman ve kimlerce yapıldığı bilinmemekle birlikte, her devirde ve Karamanoğulları devrinde de gözetleme yeri olarak kullanıldığı sanılmaktadır. Çevresindeki kale surları yok olmuş, fakat, kule, zamana karşı inatla direnerek günümüze kadar varlığını sürdürmüştür. Kemerlerindeki koca taşların zamanın imkanlarıyla nasıl o yüksekliklere kaldırıldığı anlaşılamamaktadır. Kule üzerine çıkıldığında, solda (Batı) tüm Kazancı bölgesi, Akmanastır ve Pınarönü köyüne kadar olan saha, doğuya bakıldığında, İrnebol, Zeyve, Yalındal, Mennan kalesi  ve Görmeli köyleri, hatta bölgedeki tüm kaleler ve Ermenek yakasının tümü gözlenebilmektedir.  Bu gözlenen yerlerin her hangi bir noktasında bulunduğunuzda ise, Dinek Kulesi, hemen karşınızda gözükür.. Kısacası, bölgeyi ve Karşıyakayı gözetlemek için bu yerden daha uygun bir nokta bulunamazdı. Define avcıları bu esere de göz dikmiş ve en üst taşına dinamit atmışlardır. Bu kulenin hangi köy sınırları içinde olduğu konusu Çatalbadem - Kazancı arasında tartışılırken, Ermenek Belediyesi elini çabuk tutarak bu eseri kendi logosu  (simge) olarak seçmiş ve tescil ettirmiştir.

Göksu çayının güney yakasındaki (Karşıyaka Bölgesi ) Kaleleri ve Krallarını incelemeye devam ediyoruz. Kazancı yöresinin en ünlü kalesi, halen varlığını sürdürmekte olan “ Asar Kalesi”dir. Kasabanın batı yakasında, kuzeyden güneye bir duvar gibi uzanmış olan sıra dağların bir parçası olan Asar Tepesi (Beleni) üzerindedir. Bu kalenin hemen doğusundaki Uluköy Mahallesi kuzeyinde, kumluk tepelerin bulunduğu yerde,  “ Asar “ şehri varmış.  Bu şehrin kralı çok set bir kişiymiş. Esirleri ve suçluları hemen idam ettiğinden “Asar Kralı” adını almış. Kalesine de aynı ad verilmiş. Defineciler tarafından tahrip edilen kale kalıntıları ve içindeki toprak altına gizlenmiş  sığınaklar (depolar) halen durmaktadır. Bir deponun sonuna gelindiğinde bir kapı ve sonrası ikinci depo başlamaktaydı. Bu kale ve depoları savaş zamanlarında, halkın sığındığı yer olmakla birlikte, yaz mevsiminde yaylalara göçüleceğinde ev eşyalarının kira karşılığı depolanıp emniyetinin muhafızlarca sağlandığı yerler olarak (yedi emin depoları) emanet  görevi de yapıyormuş.

            Bir zamanlar bölgenin iki güçlü kralı olan,  Asar Kralı ve Enebolu (İrenepolis) Kralının arasında kız almak-vermek konusunda savaş çıkmış ve Enebolu Kralı tüm silahlı adamları, at, katır ve develeriyle birlikte Piladan Burnu’ndan inerek Asar şehrine saldırıya geçmiş. Asar Kralıın güçleri Demircilik deresi ve Kazanpınar civarına gizlenmiş. Enebolu Kralının hesaba katmadığı bir husus, iki güç arasındaki arazinin, sazlık, bataklık ve kaygan zeminlerden oluşmasıymış. Nitekim, askerler, atlar ve develer bu bölgede balçığa saplanıp kalmışlar ve savaşı Asar Kralı kazanmış ve istediği kızı almış. Bu savaş bölgesinin  adı şimdi bile “ Deve Çökeği” adıyla, yani, deveyi çökerten yer olarak  bilinir. Çevresindeki yerler ise, Kanlıcagöl, Parçukruru ve Göl adıyla söylenir ki, bu adlar çok kanlı bir savaş olduğunun kanıtlarıdır.  Sonraları, Asar şehrine bir düşman saldırısı sırasında, tüm insanlar Asar Kalesine taşınırken, evlilik hazırlığı yapan bir kız “ çeyizlerim düşman eline geçmesin “ diye, evlerini ateşe vermiş  ve şehir tamamen yanmıştır. Bu yerlerde  define arayanların, kömürleşmiş buğday fosilleri ve evlerin kül yığınlarıyla karşılaştığı bilinmektedir.

            Dinek Kulesi (Kalesi)’nin şimdi bile yörenin bir sembolü olarak kullanıldığını belirtmiştik. Bu yerin bir alternatifi de, Kazancının güney cephesindeki Akyokuş yamacının zirvesi olan,  Kayağıl tapesindeki (Öreğenli Kayağıl) Kudret Kalesiydi. Bu kale yıkıntısı ve çevresindeki oyulmuş inler ziyaretçi  beklemektedir.

Körkuyu yaylası civarındaki Kürtlü tepesinde bulunan “ Kürtlü Kalesi”  ve bu dağın batısında kalan Kartal tepesindeki “ Kartal Kalesi” de çıkılması en zor olan yerlerdendir. Bu kalenin bulunduğu tepeye doğudan bakıldığı zaman şaşılacak derecede  kartal başına benzediğini belirterek  resimleriyle birlikte okuyuculara sunuyoruz. Kuşaklı mevkisindeki Davullu Kale ve yanındaki “Sivri Kale” görülmesi gereken yerlerdendir. Popas mevkisindeki Yüksek Eğrik tepesinde bulunan “ Çoban Kalesi” ile Kırkkuyu yöresindeki “Buzluca Kalesi”  anılması gereken tarihi miraslardandır.

Asar kalesinin batısında ve Pınarönü köyünün üzerindeki tepede bulunan “Guz Kalesi” diğer bir deyişle “ Kız Kalesi” de tarihi izlerden biridir. Türk Tarih Dergisinin inceleme yazılarında, Anadolu’da 30 civarında Kız Kalesi adıyla anılan kale olduğu yer almıştır. Bu kalenin kuzey batısında, bölgenin ünü kalelerinden Şahanlar Kalesi bulunmaktadır. Bu üç kalenin birbirini çok iyi gözetlediği ve bölgeyi de kontrol altında tutmaya imkan verecek konumlarda inşa edildiği söylenmektedir. Guz Kalesinin, Asar kalesine bakan yönünde, kayaya oyulmuş çıplak bir kız (prenses) resmi (kabartma) olduğu, Asar kalesinin batı cephesinde tam bu resme bakar şekilde yapılmış çıplak bir erkek (prens) resmi olduğu söyleniyor. Defineciler bu resimlerin altında veya çevresinde altın olacağı düşüncesiyle her tarafı tahrip ettiklerinden gözlem yapılamamaktadır. 

Bölge coğrafyası tarihi izler ve tanıklarla doludur. Yaylalar ve köylerin civarlarında sayısız mezarlık vardı. Bir çok mezarlık zaman içinde tahrip edilmiştir. Araziye su taşımak için taşlardan yapılmış oluklu kanallar, tarlalara yerleştirilmiş su sarnıçları ve dev gibi toprak yapısı su küpleri de (güp) ortaya çıkarıldıkça tahrip edilmiştir.  Bazı kazılarda, bulunan, toprak küpler içinde renkli ve parlak bir toz çıktığı, toprağa karıştığı veya su ile akıp gittiği, definecilerin bu maddeyi bilmediklerinden  yok edildiği, aslında bu renkli tozun “ kimya “ diye bilinen bir çeşit altın tozu olduğu öyküleri de anlatılır.

 Geçmiş zaman içinde, Göksu vadisinde, doğudan batıya, Silifke yöresinden suyun aksini takip ederek, Sarıdaş Bucağı (Pınarönü köyü yakınları) mevkisine gelen ve sonbaharda tersine göç eden “ Ay Hatun “  obasından da bahsedelim. Obanın reisi Ay Hatun isminde çok  zengin bir bayandır. Mücevherlerini kırk katırın taşıdığına inanılır. Bu hazineyi saklamak için Göksu çayının yukarı bölgesindeki sarp kayalık yamaçlarda ulaşılması imkansız olarak bilinen gizli bir kalesi olduğuna inanılır. Bu kırk yük hazinenin düşman eline geçmemesi için buraya gizlendiği ve izlerin yok edildiği, geçen zaman içinde de obanın saldırılarda imha edilmiş olması sonucu, hazinenin hala bulunamadığı kulaktan kulağa dolaşır. Maceraperest define avcıları bu bölgedeki bir çok mağara ini ve kayalığı kazmışlardır. Bu arayışlar gelecekte de sürecektir.

 Görüldüğü üzere, Türkler öncesi, yöremizde yaşamış olan insanlar, yaşadıklarını ve kültürlerini gelecek asırlara taşımak veya tekrar geldiklerinde aynısını bulmak ve kendilerine ait olduğunu ispatlamak için, kalıcı malzemeler ve kendilerine özgü işaretler kullanmışlardır. Tüm eserler, kayalara oyularak yapılmış, evler veya şehirler, arazinin doruk noktalarına, pınar yakınlarına ve yol güzergahlarına yapılmıştır. Coğrafyamızdaki bu izler, zamanın ve insanların yıpratıcılığı, yıkıcılığı ve yok ediciliğine rağmen varlıklarını ve izlerini inatla sürdürmektedirler. Bu kültür mirası tarihi eserler, tüm  insanlık için, korunacak eserler listesine aldırılmalı, özenle  korunmalı ve gelecek kuşaklara aktarılmalıdır.   

Yazan : Araştırmacı Av. Naci SÖZEN , Mayıs 2007/ANKARA

Bu haber 3029 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit

Kültürümüz ve Anılarımız

Zafer Ustadan Nameler

Zafer Ustadan Nameler Kasabamızın yetiştirdiği ender saz ustalarından Zafer Altınsoy dan nameler....

MEHMET GOCANIN SAYA DEVESİ

MEHMET GOCANIN SAYA DEVESİ “Kazancı’da Saya yapmak” Saya, Saya sallı deve Dört ayağı nallı deve Saya geldi gördün mü? Selam verdim aldın m...

ANKET

Kazancı Belediye hizmetlerinden ve Başkan Uğuz Tekin'den memnun musunuz..



Tüm Anketler

ZAFER HAFTASI (26-30 AĞUSTOS) ANISINA-228 Ağustos 2018

© 1999 - 2018 Sitedeki isimler, içerik ve fotoğraflar izinsiz kullanılmaz. Haber ve Yorumlar sahiplerine ait olup, sitemiz sorumluluk kabul etmez.

RSS Kaynağı | Yazar Girişi | Yazarlık Başvurusu

Altyapı: MyDesign Haber Sistemi