Kazancı Beldesi
ANASAYFA HABER ARA FOTO GALERİ VİDEOLAR SİTENE EKLE RSS KAYNAĞI İLETİŞİM FORUM

HABER ARA


Gelişmiş Arama

Korkusuz Mehmet Çavuşun Hikâyesi

Tarih 31 Mayıs 2010, 00:33 Editör Naci Sözen

Ermeneke bağlı olan Görmeli ve Olukpınar köyleri ile tarihi göçlere ve savaşlara mekan olan Erik Deresini aşarak Bardat kasabası arazisine ulaşınca, gün içinde, kimlerle ve nelerle karşılaşacağımız konusundaki merakımız giderek arttı.

Kazancı yaylasının bir dönem sahipleri olan ve doğudan batıya göçlerle bölgeyi asırlarca adımlayan Gülnarlı koşularımızın torunları ile tanışmak için Ağustos 2008 ayında yola çıktık. Bir kaç ay önce bölgede yaşanmış olan ve birçok köy ile köylüyü yakıp yok eden talihsiz orman yangınının izlerini ve yıkıcı etkilerini de yerinde görmek istiyorduk.
 
Ermenek’e bağlı olan Görmeli ve Olukpınar köyleri ile tarihi göçlere ve savaşlara mekan olan Erik Deresi’ni aşarak Bardat kasabası arazisine ulaşınca, gün içinde, kimlerle ve nelerle karşılaşacağımız konusundaki merakımız giderek arttı. Aracımızın virajları dönerek ilerlemekte olduğu dar yolu çevreleyen ve bizim coğrafyamızdaki kepirli kayalıklar, dalları kesilmiş ardıç ve meşe ağaçları ile bodur çalıların benzeri bir arazi ortamında ilerleyerek Kayrak köyüne ulaştık. Yaşı bin yılın üzerinde olduğu söylenen heybetli bir çınar ağacının gölgesine kurulmuş olan köy kahvesinin yazlık bölümünü dolduran kalabalığı selamlayarak bize uzatılan sandalyelere oturduk. Kısa süren selamlaşma ve tanışma faslını takiben, biz, çınar ağacının heybetli gövdesi ve uzun dallarını incelerken, yaşlı bir köylü, çınar ağacının  Türkler öncesi devirlerden miras kaldığını, dallarının  son olarak 1934 yılında budandığını,  söyledi..

Bizim sorduğumuz sıradan soruları cevaplayan orta yaşlı bir köylü, soru sorma sırasının kendilerine geldiğini düşünmüş olacak ki  “ yolculuk nerden nereye, siz nerelisiniz? “ dedi. Kendisine dönerek “ Kazancılıyız “ cevabını verdim. Bu cevap üzerine, hiç duraksamadan ve biraz da şaka olduğu sezilen bir tavırla “ ya,  bizi döverek  Kırkkuyu yaylasından kovanların torunlarısınız ha” cümlesini söyleyiverdi. Bu söz karşısında, tam aradığımız insanların ortasında olduğumuzu düşündüm. Konuştuğumuz kişi, Kırkkuyu, Bozdağ, Popas, Karakovanlık ve Yüksek Eğrik yörelerini yaylak olarak kullanan ve şimdiki adı Delikkaya olan köyün mensubuydu. Yangında en çok zarar gören ve can kayıplarının yaşandığı köy de orasıydı. Yani, kısa süre önce yaşanmış olan ve yöre insanını yürekten yaralayan orman yangını, Kazancılıların yaylalardan komşuları ve belki de, Kazancıya ilk yerleşen Donrulu Mehmet muhtarın torunlarıydı.

Delikkaya köyünün çevresinde bulunan Tepeköy ve Çavuşlar köyleri de zarar görmüştü.  Etrafımızdaki tüm köylülere “ geçmiş olsun “ dileklerimizi ve “başsağlığı” taziyelerimizi sunduk. Bizim şansımızdan olacak ki, çevre köylüleri için Kaymakamlık tarafından Kayrak köyünde yapılmış olan bir koordine toplantısının hemen bitiminde oraya gelmiştik ve muhtarlar dahil inceleme yapmak istediğimiz köylüler bu kahvede toplu haldeydiler. Bize soruları soran kişi, köyün eski muhtarı Hüsnü KOÇ, sağında oturan ise şimdiki muhtar Mustafa TURGUT’du.  Atalarını döven ve Kırkkuyu’dan kovanların Kazancılılar olmadığını, yaşanmış olan o talihsiz olaylara, Yörüklerden Mahmutoğlu, Çelikoğlu ve diğer Anamurlu obaların taraf olduklarını anlattık. Eski muhtar Hüsnü KOÇ, Kırkkuyu yaylasına göçünü sürdüren son obanın, büyük dayısı Mehmet Çavuş obası olduğunu, dayısının tuzağa düşürülerek feci şekilde dövüldüğü ve atının üzerine bağlanarak obasına gönderildiğini, bu olaydan sonra Kırkkuyu’ya göçün sona erdiğini anlattı.

Sohbetimize, etrafımızı çevreleyen herkes katılmıştı. Bizim yaylalarımızda eski Gülnarlılardan kalma anıların hala yaşatıldığını, bunlara,  Bazaralanı, Nizamın Yurdu, Kanlısay, Yüksek Eğrik ve Hemid Seydi Mezarı gibi isimlerinin örnek olduğunu anlattık. Sohbetimiz sırasında, Donru isminin bir köy veya kasaba ismi olmadığını, bir çok köyü kapsayan bir yörenin adı olduğunu öğrendik. Eski muhtar Hüsnü KOÇ, Kırkkuyu yaylası ve çevresinde yaz mevsimi için ellerinde padişahlık tarafından verilmiş Otlakiye Fermanı (Koçanı) olduğunu, bu koçanın son zamanlara kadar kendi ailesinde bulunduğunu, son yıllarda ortadan kaybolduğunu, bir aile üyesinin antike belge düşüncesiyle alıp götürmüş olabileceğini, koçanlarının sınırının Kartal Tepesi ile başladığını, Tozlu Pınarı ve diğer tarihi noktaların adlarının yer aldığını da anlattı.

Sohbete katılanlardan öğrendiğimize göre, Yüksek Eğrik tepesinden çobanların ateş yakarak Gülnar köylerine dumanla erzak haberi yolladıkları, son zamanlarda, bazı kişilerin bölgeye ormanı ve yurtları beklemek için gittiklerinde, bu yerlere sağ salim geldiklerini bu tepede yaktıkları ateşle Gülnar’a bildirdiklerini de öğrendik. Ermiş kişi Hemid Seydi hakkında konuşulurken, Hüsnü KOÇ söze girerek, bu ulu kişinin annesi tarafından sülalesine mensup olduğunu, Molla Salihler olarak anıldıklarını, aynı isimli kişilerin asırlardır süregeldiğini, yaşamakta olan Hamid (Hemid) Seydi YILDIRIM’ın dayısı oğlu olarak bu ermiş kişinin son adını taşımakta olduğunu da anlattı.

Ermiş kişinin ölümü üzerine, birkaç yakını cenazeyi obaya kadar taşımaları için görevlendirilir. Cenaze o kadar ağırdır ki, taşıyanlar adeta kuvvetten kesilir. Dinlenmek için cenazeyi bir kenara bırakarak gölgeye otururlar. Yola devam etmek için cenazeyi omuzlarına almak istediklerinde yerden kaldıramazlar. Bilginlerden biri cenazenin olduğu yere defnedilmesini ister ve bu istek uygulanır. Sohbet sırasında dinlediğimiz her şey ve duyumlara dayalı olan bizim bilgilerimiz, tüm ayrıntıları ve tazeliğiyle eski komşularımızın torunlarının hafızasında ve dillerindeydi.

Bizim yaylalara göçü sürdüren son Gülnarlılar hikayeleriyle birlikte biliniyordu. Yörükler ve çevre köylülerle kavgalı olunduğu bir sırada, Gurdlardan Gök Hüseyin adında biri, karşı tepelerdeki Gülnarlı Mehmet Çavuş’a seslenerek, kovanlardan yeni bal kestiklerini, kendilerine ikram etmek istediklerini söyleyerek, onları kendi obasına davet eder. Bu daveti alan Mehmet Çavuş, yanındaki Hacı Goca’ya, aldıkları davetin reddedilmesinin kendilerine yakışmayacağını, davete icabet edeceklerini söyledikten sonra “ biz bu davete uyarız, balı da yeriz, fakat korkarım bu bal bize zehir olmaz “ diye de ilave etmiş. 

Davete uyarak Yörük obasına bal yemeye giden Mehmet Çavuş, kıl çadırın önünde yere oturmuş ve önlerine konan balı yeyip ev sahipleriyle sohbet ederken, birden çevrelerinde bir gurup insan belirir. Bunlardan bir kaçı arkadan yaklaşarak ellerindeki deve semeri kolanını (uzun ve geniş urgan) Mehmet Çavuş’un boynuna atarlar ve arkaya yıkmak için çekerler. Güçlü kuvvetli biri olan Gülnarlı, elleriyle boynundaki urganı tutarak öne doğru çeker. Arkadakiler bu hamle ile üzerinden yere serilirler. Bu esnada, önceden hazırlıklı olanlar ellerindeki sopalarla üzerine çullanarak kollarını kırarlar ve parmaklarını ezerler. Yaklaşık 10–12 kişi olan bu gurup yerde yatan misafirlerini linç etmek için hep birden vururlarken, zor durumda olan Mehmet Çavuş, son bir hamle yaparak, “ müsaade edin arkadaşlar bir diyeceğim var “ diye seslenir. Herkes bir anda hareketsiz kala kalır. Yerde kanlar içinde yatan bu cesur kişi “ biliyorum beni öldüreceksiniz, vuruşarak ve gözüm görerek ölsem vah demeyecektim, fakat ölüm galleşce olunca bana dokunacak “ demiş.  

Bu sözler karşısında şaşıran saldırganlar bir an duraklamışlar ve bir birine bakıştıktan sonra geri şekilmişler. Yaralı haliyle oradan ayrılan Gülnarlı Mehmet Çavuş obasıyla birlikte Kırkkuyu’dan da ayrılmış ve bir daha bu bölgelere gelmemiş. Şimdi, Delikkaya köyü mezarlığında yatmaktadır. Bu olayların üzerinden çok uzun zaman geçtikten sonra, son Gülnarlıları döven Yörüklerin çocukları bir iş için Delikkaya köyüne geldiklerinde, tesadüfen babalarının yaylalardan döverek kovduğu hasımlarının evine misafir olmuşlar.  Bu olayın ayrıntılarını da başka bir yazıda ele alalım.

Kırkkuyu yaylasını son terk eden Gülnarlıların Mehmet Çavuş, Altın Tüfekli Halil Ağa, Gülnarlı Nizam ve Goca Hacı olduğu, bunların torunlarından Şaban Hoca’nın (KILIÇ) Antalya’ya yerleştiğini de öğreniyoruz. Köylülerden biri sıla hasreti içinde olan insanların tavrı içinde “ gönlümden, uygun bir zaman bulup o yaylaları şöyle bir dolaşmak geçer “ diyerek iç geçirdi. Köy çıkışında, en yüksek noktadan bakıldığında, Yüksek Eğrik Tepesi ve Bozdağ’ın görüleceği söylendi. Bu konu aralarında tartışmaya neden oldu. Bazıları, o tepelerin görünmesi için biraz yükseğe çıkılması gerektiğini iddia ettiler. Bir diğeri, dağ ve tepeler arasında bir boşluk olduğu ve dumansız havada teperin görüldüğü görüşünü destekledi. Bizler, dönüş yolunda bu durumu incelemek istedik, fakat, dağlar bulut içinde olduğundan netice alamadık.  

Gülnarlı eski komşularımızın torunları, sanki, Kırkkuyu yaylasında yaylamış ve oraları özlemiş kişilermiş gibi konuşuyordu. Sohbetin sonlarına doğru, yöre insanının her yönüyle çaresiz olduğundan söz edilerek, yurt savunmasında nice şehitler verildiği, kahramanlar yetiştirildiği, yıllar önce ölen Gazi Ahmet Çavuş’un, Çanakkale Savaşı birliklerinden meşhur 57. Alay personeli olduğu ve sağ kurtulan 4 kişiden biri olduğu, 1970 yılında ölen Gazi Ali Kale’nin 4 cephede savaştığı, Gazi Mustafa Çavuş’un Dumlupınar Taarruzunda ilk hücum borusunu çalan kişi olduğu, İzmir’in kurtarılmasından sonra, sokaklarda devriye gezerken bir evin balkonundan üzerine kaynar yağ döküldüğü ve gözünün kör olduğu bilgilerini öğrendik. Gelinen son noktada, bir kaç yıl önce yörede yapılan kadastro çalışmalarında, bu gazilerin torunlarının evi ve arazileri dahil köylülerin mallarının orman arazisine çıkarıldığı, mahkemede davayı kaybettikleri, yargılama masraflarının üzerlerinde kaldığı ve bir çok ailenin, halen Güneydoğu’da terör mücadelesi yapan çocuklarına yol parası gönderemez durumda olduklarını da anlattılar.

Konuştuğumuz insanlardan gördüğümüz ilgi, samimi ve saygı dolu davranışlar, edindiğimiz ayrıntılı ve doğru bilgiler, bu yolda harcadığımız zaman ve emeğe değmişti. Belki de, gelecek bir tarihte, geçmişte paylaşılamayan, şimdilerde ise, terk edilmiş durumda olan bu yaylaları,  eski komşularımızla birlikte gezeriz. Bu tarihi ve hasretlerle dolu sohbeti bitirerek vedalaştık, bu sohbetlere katılan ve araştırmalarda birçok fedakârlığa katlanan sevgili arkadaşım Öğretmen Muhittin TUNCEL (Hacı Hoca) ile birlikte Kırkkuyu komşularımızın, Kazancılı komşularına gönderdikleri sonsuz selamları ve iyi dilekleri üzerimize emanet olarak aldık ve oralardan içimiz buruk olarak ayrıldık…

Yazan: Araştırmacı Av. Naci SÖZEN, Agustos 2008/Ermenek - hukukcu_70@hotmail.com

Bu haber 2207 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit

Kültürümüz ve Anılarımız

Zafer Ustadan Nameler

Zafer Ustadan Nameler Kasabamızın yetiştirdiği ender saz ustalarından Zafer Altınsoy dan nameler....

MEHMET GOCANIN SAYA DEVESİ

MEHMET GOCANIN SAYA DEVESİ “Kazancı’da Saya yapmak” Saya, Saya sallı deve Dört ayağı nallı deve Saya geldi gördün mü? Selam verdim aldın m...
19 MAYIS 1919 KURTULUŞA İLK ADIM18 Mayıs 2018

ANKET

Ermenek ve Anamur İl Olursa, Kazancı Nereye Bağlansın



Tüm Anketler

© 1999 - 2018 Sitedeki isimler, içerik ve fotoğraflar izinsiz kullanılmaz. Haber ve Yorumlar sahiplerine ait olup, sitemiz sorumluluk kabul etmez.

RSS Kaynağı | Yazar Girişi | Yazarlık Başvurusu

Altyapı: MyDesign Haber Sistemi