Kazancı Beldesi
ANASAYFA HABER ARA FOTO GALERİ VİDEOLAR SİTENE EKLE RSS KAYNAĞI İLETİŞİM FORUM

HABER ARA


Gelişmiş Arama

Tahliyeler ve Adalet

Naci Sözen

17 Ocak 2011, 10:58

Naci Sözen

TAHLİYE   ŞÖLENLERİ   VE   ADALETİN    VİCDANI

 

 

     Ülkemizde, uzun yıllardan beri uygulanmakta olan tutukluluk sürelerinin, AB mevzuatında yer alan sürelere uydurulması için uyum yasaları kapsamında gerçekleştirilen yasal düzenleme ile Ceza Muhakemesi Kanunu (CMK) 102. maddesi, 2005 yılında değiştirilmiş olup, yürürlük tarihi iki kez ertelendikten sonra, nihayet, 31 Aralık 2010 günü sonunda yürürlüğe girmiştir. Bu kanunun yürürlüğe girmesiyle birlikte yargılamaları ile Yargıtay temyiz incelemeleri uzun zamandır devam eden ve  tutuklularının tutuklu oldukları sürelerin, bu yasada belirlenen üst sınırı aştığı görülen davalardan tutuklu olanların tahliyelerine karar verilmesi ve onların salıverilmeleri bekleniyordu. Ne yazık ki, uygulama bu beklentiler doğrultusunda olmadı. Yeni yasa maddesinin yürürlüğe girdiği ilk gün olan 01 Ocak 2011 günü, Hizbullah adlı terör ve cinayet örgütü mensupları olan ve 188 kişinin katilleri olarak sayısız kere ömür boyu sürecek ağırlaştırılmış hapis cezaları talebiyle (idam cezası olmadığından) yargılanmakta olan canilerin, 10 yılı aşan süredir tutuklu oldukları için tahliye edilmeye başlanması, toplumda şok, hatta, deprem etkisi yarattı. Diyarbakır ceza evi başta olmak üzere, tahliye edilen caniler halaylı şölenlerle karşılandı, sanıkların konuşmalarındaki zafer çığlıklarına, eylemlerinden pişman   olmadıkları sözleri de yansıdı. Bu tahliyeleri, 7 kişiyi vahşice öldürmüş olan seri katiller, gaspçılar, 3 kardeşi katledenler, kadın kaçırıp ırza geçen ve sonrasında kurbanını öldürenler, suç örgütü lideri mafya babaları ve PKK teröristlerinin tahliyeleri izledi.

 

  Tutukluların tahliyeleri beklenmeyen şekilde cereyan edince, her kes birbirini suçlamaya başladı. Sanki, bu canilerin ilk önce salınması için önceden emir verilmiş, hazırlıklar yapılmış ve yılbaşı tatili yorgunluğuna rağmen, mesai yapılarak en ağır hapis istenen katillerden başlanarak uygulamaya geçilmiş gibiydi. Bizim müvekkillerimizden, 6 yıl hapis alan ve temyiz incelemesi devam eden, üç buçuk yıldır  tutuklu olanlar için önceden dilekçe vermiş olmamıza rağmen,  geçen 16 güne rağmen sonuç alınmaması ve bir çok avukatın da aynı şikayetleri dile getirmesi karşısında, bu caniler için gerçekleşen yıldırım işlemler nasıl yorumlanmalı? Yürütme, bu tahliyelerden yargıyı sorumlu tutarken, yargı da sorumlu olarak hükümet ve yasamayı gösterdi. Siyasi partiler, uzmanlar, yazarlar ve düşünürler de kendilerince sorumlu bulup ilan ettiler. Gelinen bu noktada, Hizbullah canilerine ulaşılamaması ve İran’a kaçmış olabilecekleri söylemleri, bu  uygulamanın daha vahim sonuçlar doğurabileceğini de gösterdi. Bu tahliyeler sürecinde yaşanan en uç noktalar, Hizbullah avukatlarının “ yakında  Öcalan’da tahliye edilir” sözü ile, İmralı canisinin “vahşi cinayetlerin sanıklarının tahliyesi ve halaylarla karşılanması, hem de bunların Diyarbakır’da yaşanması iyi olmamıştır  şeklinde duyurulan sözleri olmuştur.

 

Yeni yasa hükümlerine  göre, azami tutukluluk sürelerinin ne olacağı konusu da çok tartışıldı. Yargıtay tarafından, bu konuda alınan karar ise uzun yıllar daha tartışılacağa benziyor. Yasa maddesini okuduğumuzda, “ağır ceza mahkemelerinde görülen davalarda, tutukluluk süresinin en fazla 2 yıl olacağı, bu sürenin zorunlu hallerde bir yıl uzatılabileceği”, ağır ceza mahkemelerinin dışındaki davalarda “ tutuklama süresinin en fazla bir yıl olacağı, bu sürenin zorunlu hallerde 6 ay uzatılabileceği” esasları yer alıyordu.  Yasanın diğer bir maddesinde, devlete karşı işlenmiş suçlarda, bu sürelerin iki katına kadar uzatılabileceği hükmü de dikkate alındığında, ağır cezalık davalarda en uzun sürenin iki yıl  artı bir yıl, toplam üç yıl ve iki katı olarak 6 yıl olacağı, diğerlerinde (asliye ceza) bir yıl artı 6 ay toplam bir buçuk yıl, iki katı ise 3 yıl olarak azami sürelerin uygulanacağını söylemiştik. AB yasaları ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), tutukluluk için süreler belirlemekten kaçınmış ve her olaya göre “makul süre” kavramını getirmişti. Bu toplam rakamları bulduğumuzda, AİHM kararlarında 3 yıl tutuklamanın, makul sürelerin üzerinde olduğu, şeklindeki kararını da düşünerek çok yüksek bulduğumuz da bir gerçekti. Fakat, ne yazık ki, Yargıtay tarafından açıklanan kararında, azami tutukluluk  sürelerinin, ağır cezalık davalarda 10 yıl, diğer davalarda  6 yıl olarak uygulanması gerektiği şeklindeydi. AB müktesebatı ve uygulamasına uymak-uydurmak (modernleşmek, insanileşmek)  için yapılan düzenleme ve uygulama ile AİHM kararlarının 3 katına yükseldiğimiz görüldü. Bu olaylar ve sonuçlar karşısında yazabileceğim ve söyleyebileceğim tek söz “ BU İŞİ DE BECEREMEDİK..!!!! “ demekten başka bir şey olamazdı. Halk deyimiyle, “ yenilik yapayım derken,  işi ağzımıza yüzümüze bulaştırdık, daha geriye gittik”  cümlesi de kullanılabilir.

 

Tutukluluk kavramı veya uygulaması bir infaz, ceza çektirme, bedel ödetme değil, ceza davasında mutlak gerçeğe ulaşma yolunda, gerekli şartları varsa, başvuracağımız bir TEDBİR  olarak kabul edilir. Tutuklama için gereken şartlar, suç işleyen için, kaçma, delilleri karartma, gizlenme, mağdurları tehdit etme  gibi ihtimaller varsa veya ağır suçlar isnat ediliyorsa, tutuklanmasına karar verilebilir. Bu tutukluluk şartlarının ortadan kalktığına inanılan her anda tutukluluk kararı kaldırılabilir. Fakat, bizim ceza yargılamasında durum böyle gelişmemiştir. Hakimler, tutukluluğu bir infaz (ceza çektirme) olarak görmüşler ve her suç için bir tutukluluk süresi belirleyerek bu süre dolmadan tahliye kararı vermemeyi seçmişlerdir. Davalarımızda, tutuklu müvekkiller için  tutuklama şartlarının tamamen ortadan katlığını arz etmemize, hatta, AİHM kararlarında yer alan tutuklama ve sürelerine ait ölçütleri de sunmamıza rağmen, tahliye kararlarını verdirmek hiç de kolay olmamıştır.

 

Yeni yasanın yürürlüğe girmesi ile gerçekleşen  ilk tahliyeler, toplumda, öfke, endişe ve karamsarlığa yol açarken, bir çok kişi “bu canileri salıverenlerin vicdanları sızlamadı mı?, adaletin vicdanı yok mu?, bu adalet mi? “ gibi şikayetleri dillendirdi. Bu sözler karşısında “ adalet ve vicdan “ kavramlarını ve adaletin vicdanı olur mu? sorusunun muhtemel cevabını incelemek zarureti ortaya çıktı. Hukuk Fakültelerinin ilk yılında okutulan Hukuk Başlangıcı dersinde, “ hukuk eşittir din, hukuk eşittir ahlak, denemez “ cümleleri yer alır. Hatta, bu cümlelerin ne anlama geldiği sınav sorusu olarak sorulur.  Bu konudaki açıklamalar, dini inançlara ve ahlak kurallarına göre yasak olan bir fiil, hukukta suç olarak görülmeyebilir. Örneğin, zina eylemi, din ve ahlak için kabul edilemez eylem olmasına rağmen hukukumuzda, AB normları doğrultusunda değiştirilen kanunlarla suç olmaktan çıkarılmıştır. Diğer taraftan,  bir zamanlar, yabancı parayı (döviz) bulundurmak suç iken, bu konu din ve ahlaki yönden hiç önem taşımazdı. Bu örnekleri çoğaltabiliriz. Adaletin veya hukukun vicdanı olur mu? sorusuna gelince, böyle bir soruya olumlu cevap verirsek, hakimlerin karşılarına gelen sanıklara karşı acıma duyduklarında cezasız veya az ceza ile cezalandırabileceklerini kabul etmiş oluruz. Kimin hangi suçlarda veya hangi tür sanıklarda acıma duygusu hissedecekleri belli olamayacağına göre, hakim duygularına göre değil, dosya kapsamı deliller ve  mutlak gerçeğe ulaştığına inandığı ölçüde, yasayı uygulayarak karar vermek zorundadır. Değilse, diğer yaklaşımlar, ceza hukukunun ilkelerini yok eder.

 

Sonuçta, toplumu şok eden bu tahliyeler konusunda söyleyebileceğimiz tespitler, yasa yürürlüğe girmiş, tahliye edilen sanıkların tutukluluk süreleri azami süre olan 10 yılın üzerine çıkmış, davaları hala karara bağlanmamış şeklindeki gerçeklerdir. Yasadaki  bu şartlar gerçekleştiğine göre, yargıçlar “ yasayı uygulamak zorundayız, suçluların  ve suçlarının  ağırlığını dikkate alamayız “ diye düşünerek, vicdan, kamu oyu  tepkileri ve eleştirilerini dikkate almayarak tahliye kararları almışlardır.  Bu uygulama ve kararlar hukukun ve yasanın gerekleridir. Fakat, ilk ve acil tahliyelerin canice ve seri halinde nice masum insanı öldürmüş olan katillerden başlamış olması durumunun acı bir tesadüf olması dileğimizi de bağımsız yargı hedefimiz doğrultusunda dile getirmiş olalım…Kimsenin şikayet etmeyeceği (edemeyeceği) ve yanına çekemeyeceği, tüm sorunları çözülmüş, geç kalınmamış kararlar alan, çağdaş hukuk ilkelerini gözeten,  bağımsız ve bağlantısız  bir yargıya  kavuşma dileğimizi tekrarlıyoruz..

 

Yazan. Avukat Naci SÖZEN, 15 Ocak 2011 /ANKRA 

 

 

 

Bu haber 1236 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit
Kelimeler ve Şeyler12 Ocak 2018

ANKET

Ermenek ve Anamur İl Olursa, Kazancı Nereye Bağlansın



Tüm Anketler

© 1999 - 2018 Sitedeki isimler, içerik ve fotoğraflar izinsiz kullanılmaz. Haber ve Yorumlar sahiplerine ait olup, sitemiz sorumluluk kabul etmez.

RSS Kaynağı | Yazar Girişi | Yazarlık Başvurusu

Altyapı: MyDesign Haber Sistemi