Kazancı Beldesi
ANASAYFA HABER ARA FOTO GALERİ VİDEOLAR SİTENE EKLE RSS KAYNAĞI İLETİŞİM FORUM

HABER ARA


Gelişmiş Arama

Konumuz Eğitim

İbrahim Türker

15 Şubat 2011, 14:24

İbrahim Türker

Bundan bir süre önce eğitim üzerine bir makale okumuştum. (Prof.Dr.İsa Eşme) Yazıda üniversiteye giriş sınavlarının sonuçları ile ilgili rakamlar vardı İnsanın içini acıtan en ilginç rakam; 1 350 000 lise mezunundan 30 000 ni ( sıfır çekmiş ) Yani hiçbir soruya yanıt verememiş Şaşkınlığa düşmemek elde değil. Bu öğrenciler nasıl diploma almışlar?

 

Demek ki hiç liseye gitmemiş birisini bu sınava soksanız ancak böyle bir sonuç alabilir.  Soruyorum kendi kendime ; bu nasıl bir lise öğrenimi? Bu öğrencilere ders veren ( varsa ) nasıl bir öğretmen? M.E.B. bu konuda acaba ne düşünmüştür? 

 

Bir Türk vatandaşı olarak böyle bir sonuç karşısında düşünmemiz gereken eğitim sistemimizin nasıl bu boyutta gerilere düştüğüdür.  Yine başka bir gazete haberinde; OECD nin PİSA raporunda yapılan araştırmalarda Türk öğrenciler bir metnin ancak sınırlı bir bölümünü anlayabildikleri için en geri sıralarda kendilerine yer bulabiliyorlarmış. (A.Binyazar).

 

Burada önümüze çıkan sonuç şudur. Ne yazık ki büyük kentlerdeki ayrıcalıklı okullar dışındaki kırsal kesim okullarında  başarı çok düşük seviyededir. Büyük bir kurum olarak düşünüldüğü zaman tarihsel geçmişinden beri şöyle bir tablo ile karşılaşırız:

 

1.Öteden beri M.E.B. ı kalıcı, yerleşmiş bir eğitim sistemine sahip olamamıştır.  Her bakan değişiminde yeni bakan kendi görüşü yönünde kurallar ortaya koymakta, böylece başarılı olduğuna inanmaktadır.Örneğin zamanında bir  Bakan Amerika seyahatinden sonra hemen test usulünü yürürlüğe koymuştur.

 

2. En çok yönetmelik ve program değişikliği bu bakanlıkta yapılmaktadır.

3. Politik görüşlerin yoğun olduğu tek bakanlık M.E.B. dır.

4. Her nedense genellikle eğitimci yokmuş gibi başka meslekten insanlar bakan yapılmaktadır.

5. Nitelikli öğretmen yetiştirme konusu bir türlü halledilememiştir.

 

Okullarımızdaki başarı durumunu olumsuz yönden etkileyen kurumun ana yapısına kısaca değindikten sonra esas konumuz olan eğitimdeki EZBERCİLİK,YAZILI VE SÖZLÜ anlatım üzerinde durmakta yarar var kanısındayım. Burada ben büyük harflerle yazdığım başlıkların metodolojisi üzerinde durmayacağım. Ben önüme çıkan bir gerçeği anlatarak konunun ne kadar önemli olduğuna dikkatlere sunmaya çalışacağım:

 

Bizim öğrencilerimizde aile yapısından gelme konuşmama düşündüklerini doğru dürüst

anlatamama özrü vardır. Okullarımızda da bu konuda her hangi bir ilerleme görülmemektedir.

 

OLAY ŞÖYLE:

Almanya da resmi görevimden sonra alman üst düzey eğitimcileri ile birlikte uzun bir süre işçi çocuklarımızın eğitim konuları ile ilgili bir çalışma yapmıştım.Bu sırada orta dereceli bir okulda haftada altı saat bir dersim vardı. Dersim olan sınıfın otuz öğrencisinin on ikisi bizim çocuklardı.

 

Sınıf sekizinci sınıftı.Alman çocukları tv. kanallarında bir konuyu detaylarına kadar akıcı bir surette anlattıklarını bildiğim için, Türkiye de orta okul üçüncü sınıfa kadar okuyup ailelerinin yanına gelmiş, Almancayı da biraz öğrenince- yaşları büyük olmasına rağmen yedinci sınıfa kaydolmuşlar. Bir üst sınıfa geçmişler.Amacım, ezber öğretim metodu ile yetiştiklerini bildiğim bu öğrencilerimizin bir konuyu yazı ile anlatma seviyelerini anlamaktı. Tabi ki alman çocukları ile karşılılaştırmak fırsatını bulacaktım

 

VERİLEN ÖDEV:

“Sabahleyin yataktan kalkıp okul kapısından içeriye girinceye kadarki zamanda yaşadıklarınızı 30 dakikalık süre içerisinde yazarak anlatınız.”  Aradan on dakika geçer geçmez Türk öğrenciler kağıtlarını hemen telsin ettiler.  Alman öğrenciler ise verilen süreyi kullanarak kağıtlarını teslim ettiler.  Dersin sonuna kadarki sürede bir Türk, bir alman öğrencinin ödevini sahiplerine sınıf önünde okutturdum.

 

Türk öğrenci iki üç satırla yaşadıklarını, alman öğrenci ise bir sahifeyi doldurarak yaşadıklarını anlatmıştı. Kısa süreli olarak konu üzerinde konuşunca ortaya çıkan sonuç şuydu: Bizim çocuklarımız bir konuyu yan fikirlerle besleyerek sonuca ulaşmak konusunda yetersiz  kalıyorlar. “örneğin: Sabahleyin kalktım,anam-babam işe gitmişlerdi. Kahvaltı yapmadan yola çıktım ve servise binerek okula geldim.

 

Halbuki alman öğrenciler, sabahleyin nasıl kalktığını, kendi kendine kahvaltıyı nasıl yaptığını, servis şoförünün davranışlarını, trafik durumunu diğer çocukların davranışlarını yani bir çok detaylar ekleyerek anlatmış.  Burada bizim çocuklarımızın alman çocuklarından daha az zeki oldukları anlamı çıkarmıyoruz. Ailede ve okulda yetişme biçimlerinin farklı olması dolayısıyla bir konuyu anlama ve anlatma biçimleri farklı oluyor.

 

Eğitim sistemimizdeki EZBERE dayanılarak yapılan öğretimde çocukların anlama ve anlatma yetenekleri gelişememektedir. ( Liseyi bitiren bir öğrencinin dilekçe yazmasını bilmediğine tanık olmuşumdur.) Eğitimde ezbercilik çocuğun okuduğunu anlama,anlatma ve eleştiriler yeteneğinin gelişmesine olanak vermemektedir. PİSA örneğinde alt sıralara düşüşün başka bir anlatımı yoktur.Doğaldır ki öğretmenlik mesleğinin de bu anlayış paralelinde düşünülmesi şarttır.

 

Bir tv. kanalında sokaktaki vatandaşa sorduğu habercinin sorularına verilen yanıtları düşününce TÜRKİYE BİR APTALLAR TOPUMUMU demekten kendimi alamadım. Bu durum karşısında bir vatandaş olarak duyarlı olmak ,sorumluluğumuzun farkına varmalıyız. B.Russell şöyle diyor: “insan cahil doğabilir,ama aptal doğmaz. Onu aptal yapan eğitimdir.

 

Eğt. Av. İbrahim Türker 12.01.2010 İzmir

 

Öte yandan okullarımızda halen yürürlükte olan ve ezbere dayana öğretim sistemi (M.E.B. nı aksini savunsa da) geçerliliğini sürdürmektedir.

Bu haber 1951 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit
Çavuşname-Şiir06 Haziran 2018

ANKET

Ermenek ve Anamur İl Olursa, Kazancı Nereye Bağlansın



Tüm Anketler

© 1999 - 2018 Sitedeki isimler, içerik ve fotoğraflar izinsiz kullanılmaz. Haber ve Yorumlar sahiplerine ait olup, sitemiz sorumluluk kabul etmez.

RSS Kaynağı | Yazar Girişi | Yazarlık Başvurusu

Altyapı: MyDesign Haber Sistemi