Kazancı Beldesi
ANASAYFA HABER ARA FOTO GALERİ VİDEOLAR SİTENE EKLE RSS KAYNAĞI İLETİŞİM FORUM

HABER ARA


Gelişmiş Arama

Nerden Nereye Geldik? Nereye Gidiyoruz?

İbrahimDemirtaş

29 Temmuz 2012, 23:36

İbrahimDemirtaş

Sadaka Taşı

İslam Dini bir yardımlaşma Dinidir.
Dinimizde hali ve vakti yerinde olanlar fakirlere yardım yapmalıdır.
En iyi yardım gizliden gizliye yapılan yardımdır.
Yardım yaparken sağ elimizin verdiğini sol elimiz görmemelidir.
Yardımı alan kişi yardımı kimden aldığını ve yardım eden kişi kime yardım ettiğini bilmemelidir.
Bu değerlere bağlı kalan eskiler bu iş için sadaka taşını icat etmişler.
 
 

Sadaka Taşı nedir?

Sadaka Taşı yaklaşık iki metre yüksekliğinde sadaka bırakmak isteyenlerin sadakalarını koymaları için üstü biraz oyulmuş ve ihtiyacı olanların buradan rahatça parayı alabilmesi için yanları basamaklı mermerden yapılmış taşlardır.
Sadaka taşları İstanbul’un belli yerlerinde olduğu ve günümüzde kullanılmasa bile sadaka taşlarının günümüzde  var olduğu bilinmektedir.  
Yardımların en göze batmayanı ve gizli olanı olduğu için Sadaka taşları yapılmıştır.
İhtiyacı olmasına rağmen dilenmekten çekinenler ihtiyaç sahibi kişi gecenin geç saatlerinde taşın yanına para almaya gelir ama bırakılan meblağın tamamını değil, ihtiyacı  kadarını alırmış.
Çünkü yardım,  yapan kişi yaptığı yardımla hiç bir yerde hiç bir nedenle övünmemeli ve yardımı alan kişi de küçük düşürülmemelidir. 
Yardımı yapan kişi yardım yaptığı kişiyi yardımı alan kişide kimden  yardım aldığını bilmemelidir.
 
 
 

Veresiye  Defteri:

Veresiye defteri nedir?

Veresiye defteri, mahalle sakinlerinin mahalle esnafından aldıkları malları sonra ödemek için yazdırdıkları borç defteri yani Borçlu ile alacaklının hesabı yazılı olan defter.
Eskiden Ramazan ayında Veresiye defteri uygulanan bir uygulama varmış ve gelenekmiş.
Hali vakti yerinde olanlar kılık ve kıyafetlerini değiştirerek hiç tanımadıkları bölgelere  gidip, bakkalın, manavın tenha zamanlarını seçerek.
Veresiye  defteriniz var mı?
Diye sorarlarmış…
Esnaf bu defteri çıkarınca, gelenler şöyle derlermiş:
Lütfen Baştan, Ortadan Ve Sondan şu kadar sayfanın toplamını hesaplayınız.
Esnaf da o sayfanın toplamını hesaplar tutarı söylermiş ve gelen yardım sever kişiler  bakkala parayı öder ve Silin borçlarını, Allah kabul etsin der gidermiş. 
Böylelikle, Borcu ödenen, Borcunu ödeyenin kim olduğunu, Borcu sildiren, Kimi borçtan kurtardığını bilmezmiş.
İşte bu hiç bir çıkar düşüncesi gözetmeksizin,Yalnız Allah'ın rızasını kazanmak ve ihtiyacı olanın sıkıntısını gidermek amacıyla; karşılıksız,  gösterişsiz olarak verdiklerini unutur ve Allaha şükrederlermiş...
 

İhtiyaç Dolabı:

İhtiyaç dolabı nedir?

Ankara’nın Beypazarı ilçesinde Abbasların konağında bulunan ve ihtiyacı olanlara yemek verilen ve alanın ve verenin birbirini görmediği bir döner dolabın adıdır.
Abbasların Konağı’nın sahibi konağın bahçesine bir mutfak yaptırır.
Bu mutfağın yarısı kapalı, yarısı açık ve dönerlidir.
Bu mutfakta pişirilen kazanlar dolusu yemeklere ihtiyacı olanlar bu konağın ve döner dolabın önüne gelip ihtiyaç dolabına yemek kaplarını koyup kaç kişilik yemek alacaksa dolaba o kadar vurduğu zaman içerdeki aşçılar tarafından dolap çevirir ve kapları yemekle doldurup tekrar dışa çevirir ve bekleyen sıcacık yemeğini alır gidermiş.
Dolap dönerli ve yarısı kapalı olduğu için sesinden bile tanınmasın diye konuşma bile olmazmış.
En iyi yardım gizliden gizliye yapılan yardımdır.
İşte bu dönerli ihtiyaç dolabı da tam bu amaç için yapılmıştır.
Ne yemeği pişiren ve dağıtan alanı görüyor nede alan pişireni ve dağıtanı görüyor.
İnsanların ihtiyacı olabilir fakir olabilir ama gururları ve onurları vardır rencide edilmemelidir.
Yardımı yapan  yardım yaptıgını kişiyi yardımı alan kişide kimden  yardım aldığını bilmemelidir.
Bunlar duyduklarımız, okuduklarımız atalarımızın yaşadıkları ve bizim kaybettiğimiz değerlerimiz ve miraslarımızdır.
Birazda bölgemizden yaşadıklarımız ve şahit olduklarımızdan söz edelim.
Benim çocukluğumda da buna benzer gizli yardımlar yapılırdı.Rahmetli Ebem ihtiyacı olan bir komşumuza  yemekleri bizimle gönderirdi.
Oğlum bu yemek tabağını al şu komşumuza ver gel derdi ve sıkı, sıkı tembihlerdi.
Yemek Tabağını kapının önüne koy kapıyı çal  kapı açılmadan sen geri dön ki ev sahibi seni görünmesin derdi ve öyle de yapardık tabaklar boşalınca yine kapının yanına bir yere asarlardı ve uygun bir zamanda biz oradan tabaklarımızı alırdık rahmetliler bizlere bunları miras olarak bıraktılar bizler bu miraslara  onlar gibi sahip çıkamadık.
 
   
  
Geçen yıl bölge haber sitelerimize haber olan 20 yıldır dağlarda yaşayan Hasan Çelik olayı bu anlattıklarımıza en güzel bir örnektir.
Kimsesi ve hiçbir geliri olmayan  Çelik fakir olabilir ama yaşadığı dağlar kadar onuru ve gururu vardır.
Kimselerin yardımını istemeyen ve kabul etmeyen çelik Ala Baharda çıktığı dağlardan kara kış bastırınca Köye inermiş.
Önemli olan benim dağlarda yaşamam değil insanların bana yardım etmeleri ve benim onlara muhtaç olmam diye ifade etmişti.Dağlara gitmediği ve köyde kaldığı sürede istemediği halde komşular tarafından yapılan yardımlardan rahatsız olduğu ve incindiği için toplumdan uzakta dağlarda yalnız yaşamaktadır.
Köylüleri ve komşuları yaylaya gidip gelenler ile yinede ihtiyaçlarını gönderip hasan dede görmeden obasına yakın bir ağaca asılan ihtiyaçlarını oradan alırmış
Yani gizli yapılmayan yardımlardan dolayı duyduğu rahatsızlıktan dolayı dağlarda insanlardan uzaklarda yaşamayı tercih etmişti.
Yardımı yapan  yardım yaptığını kişiyi yardımı alan kişide kimden  yardım aldığını bilmemelidir.
Şimdi nerden nereye geldik diye bir soru soralım?
Dinimizde yardımlaşma varken…
En iyi yardım gizliden gizliye yapılan yardımken...
Yardım yaparken sağ elimizin verdiğini sol elimizin görememesi gerekirken…
Çağımızda ve günümüzde yapılan yardımlar yazılı ve görsel medya aracılığı ile reklam edilerek, Duymayana Duyuruncaya, Görmeyene Gösterinceye kadar reklam etmektedirler. 
Beş yıldızlı otellerde verilen iftar yemeklerinden yapılan canlı yayınlarda.
Evet sayın seyirciler bu gün burada bir ilk yaşanıyor.Falanın verdiği ve falanında katkıları ile falan falanın da katıldığı bu salonda ve masalarda bir yok, yok gibi söylemlerle ballandıra, ballandıra yazılı ve görsel medya bire beş katıp Garip Gurabaya servis ediyorlar.
Nerden Nereye Geldik? Nereye Gidiyoruz? 
 
***
Bir fıkrayla devam edelim.
İki Sarhoş mezarlığa yakın bir yerde  duvara yaslanmış içiyorlarmış.
Birden karşıdan bir cenaze getirildiğini  görünmüşler.
Sarhoşlardan biri merak edip gidip sormuş:
Nesi vardı?
Neden öldü?
Bu adam hep içerdi hep sarhoş gezerdi ayyaşın biriydi! Cevabı üzerine arkadaşının yanına gidip
O da bizim gibi çok içiyormuş ondan dolayı ölmüş  der. Ölümden Korkan iki arkadaş içmeye ara verirler.
Biraz sonra başka bir cenaze görünür köşeden yine aynı sarhoş merak edip koşar cenazenin yanına ve sorar:
Nesi vardı?
Neden öldü?
Takdir-i ilahi hiç içki içmez sigara bilmez bir adamdı derler.
Sarhoş koşa, koşa arkadaşının yanına gelir:
İçelim anasını satayım!
İçenle içmeyenin arasında 5 dakika fark var.
Demişler ve devam etmişler.
 
***
Sarhoşlara göre Bu dünyadan öbür dünyaya giderken İçenle içmeyenin arasında beş dakika fark varmış.
Bu dünyada beş yıldızlı otellerde görkemli ve gösterişli iftar açanlar ile belediye çadırlarında veya evinde bir tas çorbayla iftarını açanların arasında öbür dünyada!
Fark olacak mı?
Olmayacak mı?
Onu Allah bilecek.
Dinimizde…
Kültürümüzde…
Gelenek ve Göreneklerimizde…
Örf ve Adetlerimizde…
En iyi yardım gizliden gizliye yapılan yardımdır.
Yardım yaparken sağ elimizin verdiğini sol elimiz görmemelidir.
Yardımı yapan  yardım yaptığını kişiyi yardımı alan kişide kimden  yardım aldığını bilmemelidir.
Komşusu aç iken tok yatan bizden değildir.
Bunları bile, bile beş yıldızlı otellerde kurulan iftar sofralarını ve ihtiyacı olan insanlara yapılan yardımları yazılı ve görsel medya ile görkemli, gösterişli bir şekilde günlerce  reklam etmek doğru değildir.
Bu gördüklerimiz ve şahit olduklarımızdan sonra şunu rahatlıkla ve net olarak söyleyebiliriz.
Bir gün kansere çare bulunacak!
Yalnız!
Görkemli, Gösterişli ve Övünerek yaşama alışkanlığımıza çare bulunmayacak.
Bu dünyada İlime, Bilime ve Teknolojiye  açık olmalıyız.
Yalnız!
Bence!
Dayanışmayı…
Yardımlaşmayı…
Paylaşmayı…
Yaparken ve yaşarken…
Dinimize…
Gelenek ve göreneklerimize…
Örf ve adetlerimize…
Bağlı kalmalıyız.
Ya sizce?

Sofralarınız bereketli...

Tuttuğunuz orucunuz...
Yaptığınız dualarınız kabul olsun...
HAYIRLI RAMAZANLAR
 
 
İbrahim demirtaş 29.07.2012.Mersin

Bu haber 2211 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit
Kelimeler ve Şeyler12 Ocak 2018

ANKET

Ermenek ve Anamur İl Olursa, Kazancı Nereye Bağlansın



Tüm Anketler

© 1999 - 2018 Sitedeki isimler, içerik ve fotoğraflar izinsiz kullanılmaz. Haber ve Yorumlar sahiplerine ait olup, sitemiz sorumluluk kabul etmez.

RSS Kaynağı | Yazar Girişi | Yazarlık Başvurusu

Altyapı: MyDesign Haber Sistemi