Kazancı Beldesi
ANASAYFA HABER ARA FOTO GALERİ VİDEOLAR SİTENE EKLE RSS KAYNAĞI İLETİŞİM FORUM

HABER ARA


Gelişmiş Arama

N.Ç. Kararından, M.Ö olayına yolculuk...

Naci Sözen

09 Kasım 2011, 12:41

Naci Sözen

N.Ç.  KARARINDAN,  M.Ö.  İSTEĞİNE  YOLCULUK……. !!!!!

 

            N.Ç. davasında, yerel mahkeme kararının Yargıtay tarafından onanması sonrasında, sanıklar için verilen cezanın az bulunması ve fiilin, çocuğun rızasıyla gerçekleştiği, cezanın bu nedenle indirildiği, şeklindeki ifadelere yer verilmiş olması nedenleriyle,  adete, ülke ayağa kalktı ve konuyu bilen de, bilmeyen de ileri geri konuştu, yazdı ve eylem yaptı. Bu konu, haber bültenlerinde ve gazetelerde “ Türkiye, 13 yaşındaki N. Ç.'ye tecavüz eden 26 sanığın en düşük cezaya çarptırılmasını konuşuyor. 13 yaşındaki N.Ç'ye tecavüz eden 26 kişinin en düşük cezayı alması Türkiye'nin vicdanını kanattı. Konu ile ilgili olarak Cumhurbaşkanı Gül Yargıtay'ın kararını doğru bulmadığını açıklamıştı.”  ifadeleriyle  yer aldı.

 

Yaşanmış olan  tecavüz olayı çok çirkindi ve vicdanları ağır şekilde yaralamıştı.  Yaşı henüz 13 olan bir kız çocuğunun, değişik yaşlardan 26 kişiyle rızası doğrultusunda cinsel ilişkiye girmiş olmasını düşünmek veya kabul etmek, aklın izah edebileceği ve vicdanların kabul edebileceği bir durum olamazdı. Fakat, bu olayda, sadece,  kararı veren mahkemeye ve onaylayan Yargıtay’a yüklenmek,  buralarda görevli hakimleri hedef göstermek doru muydu?  Nitekim, eleştiriler, suçlamalar, yargısız infaz ve hedef göstermeye kadar vardığı için, Yargıtay  Başkanı bir açıklama yaparak, kararı okumayan ve konuyu bilmeyenlerin N.Ç olayı ile ilgili konuşmalarında dikkatli olmalarını, hakimleri hedef göstermekten kaçınmalarını istedi. İstanbul Baro Başkanı ve bir kaç uzman hukukçu da, benzer açıklamaları yaparak, kararı ağır şekilde eleştirenlerin ve hakimleri suçlayanların, kararı okumamış kişiler olduklarını vurguladılar. Nihayet, kararı protesto gösterileri, gazetelerdeki yayınlar ve hedef göstermeler öyle bir hal adı ki, kararı veren mahkemenin hakimi “ hedef gösterildiğini, endişe içinde olduğunu, koruma istediğini, kendi isminin de M. Ö. olarak yazılıp söylenmesini istediğini”  ilan etti. Gelinen bu sonuç “ hakimler,  kararlarıyla konuşur” ilkesini aşmış ve hakim, kararı dışında konuşmak ve korunma tedbiri istemek zorunda bırakılmış oluyordu. 

 

Bu N.Ç olayını, hukuki bir süreç olarak, yani,  yaşanan fiili, yargılama, uygulanan kanun hükümleri ve hukuk ilkeleri ile onaylanan kararın dayandığı esaslar yönünden kısaca özetleyelim. 2002 yılında, yaşı 13 olan N.Ç.  isimli kız çocuğu ile 26 erkeğin cinsel işliye girdiği ortaya çıkmış, olay yargıya intikal etmiş, yargılamayı yapan mahkeme suçlu olan 26 erkeğin her birine 4 yıl 2 ay hapis cezası vermiş, dosya Yargıtay  temyiz incelemesi sonunda, karar yasalara uygun bulunarak  onanmıştır. Bu kararı doğru değerlendirebilmek için bazı önemli tespitler yapmak zorundayız. Şöyle ki ;

-                            Ceza Hukuku ve Ceza Yargılaması (Kanunları), kanun metinlerine sıkı sıkıya bağlı olarak yürütülür, hakime, yorum yapma, kanaat ve taktir yetkisi kullanma, vicdan (kendi vicdanı veya toplum vicdanı), ahlak ve inanç duygularını kullanmaya fazla imkan bırakmaz. Şayet, ceza hakimi,  karar verirken, bu kavramları ön plana çıkarır, yasadaki ifadeleri geri plana atarak, esasa ve usule ilişkin hata yaparsa,  bu karar Yargıtay’dan  bozularak geri döner.  

-                            Mahkemenin verdiği karar, olayın gerçekleştiği 2002 yılında yürürlükte olan TCK.’nu (Türk Ceza Kanunu) hükümlerine göre verilmiştir. Bu kanuna göre,  bu fiile verilebilecek olan hapis cezasının üst sınırı 5 yıl olup, hakim de bu cezayı vermiştir. Fakat, kanunun 59. maddesi gereği uygulamak zorunda olduğu indirimle 4 yıl 2 ay hapis olarak sonuçlanmıştır.

-                            TCK.nu, 2004 yılında değiştirilmiş, kanunun, Çocukların Cinsel İstismarı başlıklı bölümünde, madde 103/2 fıkrasında, cinsel istismarın, fiziki ilişki boyutuna varmış olması halinde, 8 yıldan 15 yıla kadar hapis cezası verilir, hükmü yer almıştır. Kanunda ceza artırılmış olup, olay önceki kanun yürürlükteyken yaşandığı için,  eski kanun hükümleri uygulanmıştır.

-                            Fiilin işlenmesinin, yani, cinsel ilişkinin para karşılığı gerçekleştiği, mağdurun, para karşılığı başka erkeklerle de ilişkiye girdiğinin tespit edildiği, hususları  dava dosyasından anlaşılmaktadır. Mahkemenin 59. maddeye göre indirim zorunluluğu bu hususa dayanmaktadır.

-                            Hukuki ve kanuni olarak, 15 yaşından küçükler çocuk olarak (18 yaş altı) kabul edilir, rızası olması diye bir şey düşünülemez. Bu olayda, mağdurun yaşının 15 olmasına rağmen, Adli Tıp Kurumu raporuna göre, bu yaşın üzerinde bir biyolojik yapıya sahip olduğunun tespit edildiği kararının yer aldığını, Yargıtay Başkanı açıklamasından anlıyoruz. 

-                            Yürürlükte olan yasaları uygulamak hakim için bir mecburiyettir. Kanunları yapmak, kaldırmak ve değiştirmek TBMM görev ve sorumluluğundadır. Kanunları uygulayan halimlerin kararından hoşlanmayan her makam ve mevkiden, her ihtisas alanın ve sosyal çevreden insan, yasa yerine hakimlere saldırmaktadır. Bunun en acı örneği, seçim sürecinde YSK tarafından, bazı milletvekili aday adaylarının adli sicillerine göre,  adaylıkları veto edilmesi sırasında yaşanmış olup, TCK ve Anayasa’nın açık hükmüne (terörle mücadele kanununa göre hüküm giyenler milletvekili olmaz) rağmen, yaygın baskı ile vetolar geri aldırılmıştır. 

-                            Sonuç olarak, N.Ç davasında,  verilen cezanın az olmasının kusuru, sadece, hakimde ve Yargıtay’da değil, bu kanunları yapma  yetkisini kullanan yasama organında da  aranmalıdır. Yakın zamanda vicdanları kanatan  tahliye olayı unutulmamalıdır.

-                            Yargıtay’ın tartışmaya neden olan başkaca kararı yokmuş gibi bir hava estirilmektedir. Tutukluluk sürelerini azaltmak amacıyla çıkarılan CMK. 102. maddesi, 31 Aralık 2010 günü gece yarısı yürürlüğe girdi. Yeni yasa maddesinin yürürlüğe girdiği ilk gün olan 01 Ocak 2011 günü, Hizbullah adlı terör ve cinayet örgütü mensupları olan ve 188 kişinin katilleri olarak sayısız kere ömür boyu sürecek ağırlaştırılmış hapis cezaları talebiyle (idam cezası olmadığından) yargılanmakta olan canilerin, 10 yılı aşan süredir tutuklu oldukları için tahliye edilmeye başlanması, toplumda şok, hatta, deprem etkisi yaratmıştı. Tahliye sonrası yurt dışına kaçan bu katillerin izleri bulunamadı. Diyarbakır ceza evi başta olmak üzere, tahliye edilen caniler halaylı şölenlerle karşılandı. Sanıkların konuşmalarındaki zafer çığlıklarına, eylemlerinden pişman   olmadıkları, şeklindeki  sözleri de yansıdı. Bu tahliyeleri, 7 kişiyi vahşice öldürmüş olan seri katiller, sürekli gaspçılar, 3 kardeşi katledenler, kadın kaçırıp ırza geçen ve sonrasında kurbanını öldürenler, suç örgütü lideri mafya babaları ve PKK teröristlerinin tahliyeleri izledi. Caniler için bu kadar ivedilikle tahliye kararı alınırken, kader mahkumu sıradan vatandaşların dosyalarının incelenmesi, dilekçelerimize rağmen aylarca sürdü. Bu vahim kararların tatmin edici bir cevabı bulunmadan N.Ç. kararına şaşırmak yersizdir. Bu tahliyelerle ilgili görüşlerimi 15 Ocak 2011 tarihli “ Tahliye Şölenleri ve Adaletin Vicdanı” başlıklı yazımızda özetlemiştik. 

 

-                            N.Ç olayı yargıya ve medyaya yansıdığı için konuşup tartışıyoruz. Buna benzeyen, kız çocuklara, genç  kızlara ve kadınlara karşı gerçekleşen nice tecavüz, öldürme ve işkence olayları toplumun derinliklerinde ve ülkemizin her noktasında  yaşanmakta, bir çok olay, mağdurların kalplerinde acı, yüzlerinde sessiz çığlık  olarak, bazıları da adliye koridorlarında sesli çığlık olarak yankılanmaktadır.  

 

N.Ç. olayının mahkeme kararını ve Yargıtay’ca onanmasını, kararın gerekçelerini okumadan, dosya kapsamını, hukuki ve yasal durumu, ceza hukukunun ilkelerini ve emsal kararları incelemeden ileri geri konuşan kişiler arasında çok sayıda “ hukukçu “ kimliğine sahip kişiler, yasama organı üyeleri, bilim insanı, aydın, yazar olması düşündürücüdür. Mahkeme hakiminin M.Ö feryadı bu vahim gidişin bir sonucu olmuştur. Bu feryat, yargı sistemimizin çelişkiler hanesine yeni bir boyut daha eklemiş olmaktadır.

 

Hukuk eğitiminin daha başında, kanunların mükemmel olmasının beklenmeyeceği, yargıçların ve hukukçuların mükemmel insanlar olmasının hedeflendiği, iyi bir hukukçunun, en çok hukuk bilgisine sahip olan veya çok kanun bilen hukukçuların değil, hukukun ilkelerine göre düşünebilen ve bu düşüncelerini yaşantısına ve eylemlerine uygulayabilenlerin olduğunu, hususlarına yer verilmiştir. Ayrıca, ceza hukuku alanında çağımızın en çok tartışılan ilkesinin “ cezaların insanileştirilmesi “ konusu olduğunu unutmayalım. Bu tartışmalar sonunda, işkence, tecrit ve öç almaya yönelik uygulamalar yasaklanmış, idam cezası kanunlardan çıkarılmıştır. Hakimlerimizden, öfke, kin, garaz  ve öç alma duygularıyla  verilmiş kararlar  beklemeyelim. Aslında, sanıklar için, istediğimiz  en ağır ceza bile verilse, kalplerdeki acı yok edilemeyecektir. Nitekim, mağdur N.Ç.’nin, tecavüzcüler idam edilseler de üzüntüsünün yok olmayacağı, yönünde sözler  söylediği duyurulmuştur.  Toplumumuzun ve insanımızın böyle  bir olayı bir daha yaşamamasını diliyoruz..

 

 Biz yine de, “hukuk herkese lazımdır.” deyişini tekrarlayacağız…

 

Derleyen : Av. Naci SÖZEN , Kasım 2011

    

 

 

Bu haber 1330 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit
Çavuşname-Şiir06 Haziran 2018

ANKET

Ermenek ve Anamur İl Olursa, Kazancı Nereye Bağlansın



Tüm Anketler

© 1999 - 2018 Sitedeki isimler, içerik ve fotoğraflar izinsiz kullanılmaz. Haber ve Yorumlar sahiplerine ait olup, sitemiz sorumluluk kabul etmez.

RSS Kaynağı | Yazar Girişi | Yazarlık Başvurusu

Altyapı: MyDesign Haber Sistemi