Kazancı Beldesi
ANASAYFA HABER ARA FOTO GALERİ VİDEOLAR SİTENE EKLE RSS KAYNAĞI İLETİŞİM FORUM

HABER ARA


Gelişmiş Arama

2 mektup, 2 tarihi gerçek...

Naci Sözen

20 Kasım 2011, 21:50

Naci Sözen

İKİ   MEKTUP   VE   İKİ   TARİHİ   GERÇEK…..

Türk ve Türk Milleti, Vatan, Bayrak, Cumhuriyet kavramlarının, yoğun, küresel-yaygın ve sistemli  bir saldırı altında olduğu,  şehitlerin adını taşıyan sokaklardaki tabelaların bir gecede değiştirilip, yerine, Türkçe olmayan kelimelerin yazıldığı, Tarihimizin, zaferlerimizin, Atatürk ve diğer kahramanlarımızın, özellikle de, Kurtuluş Savaşı ve Kahramanlarının reddedilmeye çalışıldığı, isyancı hainlerin heykellerinin dikilip, övüldüklerine tanık olunduğu günümüzde, “kim hain ?” gibi kafa karıştıran soruların sorulduğu   bu olumsuz gidişe, iki tarihi mektup ve iki tarihi gerçekle bir cevap vermek ihtiyacını duydum.

Saygılarımla.. 

Av. Naci SÖZEN,     20 Kasım 2011

 ………………………………………………………….

Konu: Fw: Atatürk'ten İsmet Paşa'ya..30.10.1923


"SEVGİLİ Paşam, Cumhuriyet'in ilk başbakanı olarak seni düşünüyorum.
Dur, hiç itiraz etme. Niye seni seçtiğimi şimdi anlayacaksın. Bizi
yine büyük bir savaş bekliyor. Durumumuzun bir bölümünü Cephe Komutanı
ve Lozan Başdelegesi olarak elbette biliyorsun. Büyük devletlerin bu
sefil duruma bakarak, kısa zamanda pes edeceğimizi sandıklarını Lozan
dönüşü sen bize anlattın. Ben sana şimdi bildiğinden daha da acıklı
olan genel durumu özetleyeceğim. Bize geri, borçlu, hastalıklı bir
vatan miras kaldı. Yoksul bir köylü devletiyiz. Dört mevsim
kullanılabilir karayollarımız yok denecek kadar az. 4.000 km. kadar
demiryolu var. Bir metresi bile bizim değil. Üstelik yetersiz. Ülkenin
kuzeyini güneyine, batısını doğusuna bağlamamız, vatanın bütünlüğünü
sağlamamız şart. Denizciliğimiz acınacak durumda. Köylümüzü
topraklandırmalı, ihtiyacı olan bir çift öküz ile bir saban vererek
çiftçi yapmalıyız. Doğudaki aşiret, bey, ağa, şeyh düzeni
Cumhuriyet'le de insanlıkla da bağdaşmaz. Bu durumu düzeltmeli, halkı
kurtarmalıyız. Her yerde tefeciler halkı eziyor. Güya tarım ülkesiyiz
ama ekmeklik unumuzun çoğunu dışarıdan getirtiyoruz. Sığır vebası
hayvancılığımızı öldürüyor. Doktor sayımız 337, sağlık memuru 434, ebe
sayısı 136. Pek az şehirde eczane var. Salgın hastalıklar
insanlarımızı kırıyor. Üç milyon insanımız trahomlu. Sıtma, tifüs,
verem, frengi, tifo salgın halinde. Bit ciddi sorun. Nüfusumuzun
yarısı hasta. Bebek ölüm oranı % 60'ı geçiyor. Nüfusun % 80'i kırsal
bölgede yaşıyor. Bunun önemli bölümü göçebe. Telefon, motor, makine
yok. Sanayi ürünlerini dışarıdan alıyoruz. Kiremiti bile ithal
ediyoruz. Elektrik yalnız İstanbul ve İzmir'in bazı semtlerinde var.
Düşmanın yaktığı köy sayısı 830. Yanan bina sayısı 114.408. Ülkeyi
neredeyse yeniden kurmamız gerekiyor. Yunanistan'dan gelen göçmen
sayısı da 400 bini geçecek. İktisadi hayatımız da, eğitim durumumuz da
içler acısı. İktisatçımız da çok az. Zorunlu okuma yaşındaki
çocukların ancak dörtte birini okutabiliyoruz. Halkın eğitimi hiç
çözülmemiş. Oysa Cumhuriyet'in insan malzemesini hazırlamalı, namus
cephesini güçlendirmeliyiz. Kültür eserleri kaçırılmış, kaçırılmaya
devam ediliyor. Raporlarda daha ayrıntılı, daha acı bilgiler var.
Bunları Bakanlara ve parti yönetim kuruluna da ver. Genel durumu tam
bilsinler. Bütçemiz, gelirimiz yetersiz. İktisadi çıkmazdan kurtulmak
için geliştirdiğim bir düşüncem var. Bu düşünceyi günü gelince
konuşuruz. Hedefimiz milli iktisat, bağımsızlığın sürekli olması için
iktisadi bağımsızlık temel ilkemiz olmalı. Osmanlı bu gerçeği geç fark
etti. Fark ettiği zaman çok geç kalmıştı. Cumhuriyet'e uygun bir
anayasaya gerek var. Bu zor durumdan nasıl çıkılabileceğini gösteren
ne bir örnek var önümüzde, ne de bir deney. Ama yılmamak, ucuz, geçici
çarelerle yetinmemek, halkı kurtarmak için sorunları çözmek,
kalkınmak, ilerlemek, milli egemenliğe dayalı, uygar ve özgür bir
toplum oluşturmak, yüzyılımızın düzeyine yetişmek, kısacası
çağdaşlaşmak, bu büyük ideali tam olarak başarmak zorundayız. Bu ana
kadar bu ideali koruyarak geldik. Bundan sonra daha hızlı yürümek
zorundayız. Bunun için gerekli yöntemi, yolu birlikte arayıp
bulacağız. Yoksul ve esir ülkelere örnek olacağız. Kaderin bizim
kuşağımıza yüklediği kutsal bir görev bu. Bu büyük görevin ağırlığını
ve onurunu seninle paylaşmak istedim. Allah yardımcımız olsun!"
Tarih 30 Ekim 1923... Mustafa Kemal Paşa, …..

……………………………………………………………………………………………..

Konu:Vahdettin'in bu mektubu; ABD Ulusal Arşivi'nde 86700/1788 numarada kayıtlıdır.Tarih: 29 Ekim 2010 00:10
  (Vahdettin's Letter to the President of U.S.A)

   Vahdettin, San-Remo'da bulunduğu günlerde ABD Başkanı'na bir mektup yazmıştır. Bu mektup, Halis Reşat Bey tarafından Paris'te bulunan Amerikan elçiliğine teslim edilmiştir. Elçilik de bu mektubun orijinalini ve İngilizce çevirisini I5 Nisan 1924 tarihli yazısıyla Washington'a göndermiştir.

Vahdettin'in mektubu Amerika Birleşik Devletleri Ulusal Arşivi'nde
86700/1788 numarada kayıtlıdır.


   İşte o ibretlik, tarihi mektup:



  "Amerika Cemahir-i Müttefikiye Reisi Mösyo Coolidge Cenablarına

   Siyasi olayların ve gelişmelerin tüm iç yüzünü, hangi nedenlerden dolayı Saltanat merkezimi geçici bir süre için terk etmek zorunda kaldığımı biliyorsunuz. Bu konuda ayrıntılı bilgi sunmayı gereksiz görüyorum. Bu süresiz uzaklaşmanın, babadan kalma sahip olduğum Saltanat veHilafet makamından vazgeçtiğim anlamına gelmeyeceği açıktır. Ankara meclisi gibi bir isyancı fitnenin bu konuda alacağı tüm kararların geçersiz olacağını bildiririm. Şöyle ki;

İslam Hilafetinin Osmanlı Saltanatı'ndan soyutlanması ve ayrılması
ve Hilafetin tümüyle kaldırılması dini, kavmiyeti, vatanı belirsiz ve karışık askerlerden ve öteki sınıflardan oluşan küçük bir şer
zümresinin kısmen zorla ve kısmen bilgisizlik ve gafletle
yönlendirdiği beş-altı milyonluk Türk kavminin yetki alanı içinde
değildir.
Bu ancak tüm İslam dünyasınca atanan uzman kişilerden oluşan bir
meclisin toplanması ve tüm din bilginlerinin ortak kararı ile
çözümlenecek büyük bir evrensel sorundur. İslam bilginlerinin bildiği üzere şeriata aykırı kararlar herhangi makamdan olursa olsun sonuçsuz kalmaya mahkumdur.


   Bundan başka bu durumun, içinde bulunulan koşullarda İslam
dünyasında sonuçları pek vahim olabilecek büyük bir heyecana yol
açacaktır. Ayrıca gelişmiş ülkelerin iç güvenliklerine de büyük bir etki yapacaktır.


   Hanedanımın ileri gelenleri aleyhinde Ankara meclisi tarafından
kabul edilen sürgün ve kovma, emlakine ve bireysel mallarına el koyma gibi haksız kararları hanedanım  bireylerini, insan ve kişilik haklarından soyutlar mahiyettedir.


   Bu konuda yüce kişiliğiniz ve cumhuriyet hükümetiniz tarafından
olanaklar ölçüsünde yapılabilecek yardımları pek değerli sayacağımı açıklamaya gerek yoktur.  Bu vesile ile sağlıklı olmanızı yüce haktan niyaz eylerim.


13 Mart 1924. Mehmed Vahideddin"

………………………………………………………………………………………………………………………………………….

Vahdettin'in 1924 yılında ABD Başkanı'na yazdığı bu mektup,
Vahdettin'i aklayıp "Büyük vatan dostu!" yapmaya çalışanların fena halde yanıldıklarını gözler önüne sermektedir. Bu belge, Vahdettin'in Kurtuluş Savaşı sırasındaki hıyanetleri bir yana, asıl büyük "hıyanetini" San Remo'daki sürgün günlerinde yaptığını göstermektedir.
Vahdettin'in ABD Başkanı'na yazdığı mektuptaki bazı ifadeleri

"hıyanetin" yazıya dökülüş, belgelenmiş halidir. Bakın ne diyor
Vahdettin: Vahdettin'in mektubundaki, "TBMM, dini, ırkı, vatanı belirsiz ve karışık askerlerden ve öteki sınıflardan oluşan küçük bir şer zümresidir" ve "Beş-altı milyonluk Türk milleti bilgisiz ve gafildir!" biçimindeki ağır hakaret içeren cümleleri, Vahdettin'in her şeyden önce Türk Milletine düşman olduğunu  ve adeta kendisini ve hanedanını Türk milletinden soyutladığını göstermektedir.
Halifeliğin kaldırılmasının bu ülkelerdeki Müslümanlarda huzursuzluk yaratacağını ve bu huzursuzluğun Müslüman sömürgelere sahip (gelişmiş milletlerin), emperyalist Avrupa'nın iç güvenliğini bozacağını dile getirmekte, yani Halifeliğin kaldırılmasının emperyalist Avrupa'ya da zarar vereceğini belirtmekte ve ABD'den, Hilafeti geri getirmek için
yardım istemektedir.   Vahdettin'in mektubunda dikkati çeken en önemli noktalardan biri de "kaçak padişahın" gelişmeleri doğru tahlil edememesi ve adeta hayal dünyasında yaşamasıdır. "Saltanat merkezini geçici bir süre terk etmek zorunda kaldım!", "Saltanat ve Hilafet  makamından vazgeçmiş değilim" diyerek bu durumun geçici olduğunu düşünmesi, yeniden saltanat düşleri
görmesi, Vahdettin'in siyasi ve toplumsal gelişmeleri doğru analiz et yeteneğinden yoksun olduğuna işarettir.

N.S.

Bu haber 1351 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit
Kelimeler ve Şeyler12 Ocak 2018

ANKET

Ermenek ve Anamur İl Olursa, Kazancı Nereye Bağlansın



Tüm Anketler

© 1999 - 2018 Sitedeki isimler, içerik ve fotoğraflar izinsiz kullanılmaz. Haber ve Yorumlar sahiplerine ait olup, sitemiz sorumluluk kabul etmez.

RSS Kaynağı | Yazar Girişi | Yazarlık Başvurusu

Altyapı: MyDesign Haber Sistemi