Kazancı Beldesi
ANASAYFA HABER ARA FOTO GALERİ VİDEOLAR SİTENE EKLE RSS KAYNAĞI İLETİŞİM FORUM

HABER ARA


Gelişmiş Arama

Kıbrıs Barış Harekatı'nın 38. Yıldönümü Kutlanıyor...

Naci Sözen

23 Temmuz 2012, 14:38

Naci Sözen

KIBRIS   BARIŞ  HAREKATI’NIN  38.  YILI  KUTLANIYOR

 

                  Kıbrıs Türkünü esaretten ve katliamdan kurtaran ve bağımsız bir devlet kurmalarının yolunu açan Barış Harekatı’nın 38. yıldönümü kutlanıyor. Bu kutlamanın sesiz sedasız gerçekleştirildiğini görüyoruz. Adaya çıkarma harekatının başladığı 20 Temmuz günü ve devam eden günlerde, kutlamalarla ilgili olarak televizyonlarda ve gazetelerde bir haber veya yorum göremedik. Okuduğum gazetenin iç sayfalarında ve en alt bölümde, bir kaç cümleyle yer alan haberden, kutlamanın yapıldığı ve Türkiye’den bir bakanla temsil edildiğimizi  öğrendik.

 

            Rumlara da demokrasi ve barış getiren bu harekat sırasında, dağlara çıkarılmış olan bir tankın öyküsü, bir arkadaşımız tarafından yayınlandı. Kutlamaların başladığı 20 Temmuz 2012 günlü gazetede, gazeteci Saygı ÖZTÜRK tarafından yazılan “Heykeli Dikilen Komutan, Şimdi Cezaevinde” başlıklı yazıyı dikkatle ve hayretle okudum. Savaşın başlamasıyla birlikte, Rum katliamından kurtulmak için Magosa Kalesi’ne sığınan Türklerin, General Konstantin ÇORCAKİS komutasındaki 5000 kişilik  Rum Muhafız Ordusu tarafından kuşatılmasına karşı askeri bir kuvvet olmadığı  ve takviye gelmediği halde, bir avuç milis güçle ve 29 gün süreyle verilmiş olan savunma mücadelesinin öyküsü anlatılıyordu.

 

Saygı ÖZTÜRK’ün yazısı, Magosa Kalesi savunmasının kahramanı olan, adaya Sadi OĞUZ kimliği ve  öğretmenlik göreviyle  gönderilen, savaş çıkınca da gerçek kimliği olan Üsteğmen Oğuz KALELİOĞLU adıyla ve rütbesiyle savaşa katılan, Kurmay Albay rütbesiyle emekli olan ve 28 Şubat soruşturması kapsamında tutuklanan ve halen Sincan F Tipi Cezaevinde tutuklu olan bir kahramanı anlatıyordu. Bu silahsız, ekmeksiz, susuz ve askersiz savunmanın komutanı olan Üsteğmen Oğuz KALELİOĞLU’nun Magosa şehrinde heykeli dikildiğini öğreniyoruz. Kale savunmasının kritik noktaları, kale burçlarından ellerindeki hafif silahlarla düşmanın kaleye yaklaşmasını engellemeye çalışan milisler, Üsteğmen Erdoğan ACAR komutasındaki küçük bir birliğin, 15 Ağustos günü Magosa’ya gelmesi ve Rum güçlerine saldırması, kale duvarlarından tırmanarak gelen Tokatlı bir askerin, Rum havanlarının atış yaptığı noktaya, karşı havan atışı yaparak, havan mermisini tam atış noktasından vuran ve tüm binanın havaya uçurulması,  teşkil ediyordu.

 

            Bu yazıyı okuyunca,  Magosa Kalesi savunmasıyla ilgili olarak yıllar öncesine dayanan tespitlerimi okuyucuyla paylaşmanın zamanının geldiğini düşündüm. Kıbrıs Savaşı sonrası, 1976 yılında,  görevli olduğum Konya Hava Üssü’nde, yedek subay olarak askerliğini yapan (Atğm. B. S.)  bir doktorla,  savaş ve Magos Kalesi savunması konusunda uzun sohbetler etmiş ve notlar almıştım. Doktor Asteğmen B. S.,  İstanbul Cerrahpaşa Tıp fakültesi mezunu ve aynı sınıfta okuduğu Kıbrıs Magosa doğumlu bir bayan doktorla evliydi. Haziran 1974 ayı sonlarında fakülteden  mezun olmuşlar ve nişanlanmışlardı. Mezuniyet sonrası, nişanlısıyla birlikte Kıbrıs’a tatil ve ziyaret için gitmişler ve Magosa’da yaşayan nişanlısının evinde kalıyorlardı. Savaş başladığında, tüm Magosa Türkleriyle birlikte kaleye sığındılar. Kalede bulunanların çoğunluğu kadın, yaşlı, çocuk ve askerliğini yapmamış sivillerden oluşuyordu. Milis Gücü komutanı olan bir kaç rütbeli savunmayı yönetiyor, eli silah tutanlar piyade silahlarıyla kale burçlarından, yaklaşan Rum askerlerine ateş ederek onları durdurmaya çalışıyordu.

Rum Muhafız Ordusu, topları, havanları, zırhlı araçları, hatta, tanklarıyla birlikte kaleye doğru harekete geçti.  Kale kapısına ulaşmak için, kaleyi çeviren su kanalı üzerindeki köprüyü geçmeleri gerekiyordu. Türk savunmasının hedefi de Rumların bu köprüyü geçmelerini önlemeye yönelikti. Savunmada canla başla ve zaman tanımadan mücadele veren, saçları beyazlaşmış ve orta yaşın üzerindeki bir kaç kişi doktorumuzun dikkatini çeker. Bu kişilerin, geçmiş zaman içinde, Rum polisi ile çatışmaya girerek polis öldürmüş, idama mahkum edilmiş ve savaşa kadar yer altında, güneş yüzü görmeden kaçıp gizlenmiş kişiler olduğunu öğrenir. Mevcut silahları kullanacak sayıda eğitilmiş milis olmadığından, sivillerin içinden seçilen insanları da ellerine silah vererek burçlara yerleştirirler. Bu sırada, boylu poslu olan doktorumuza da bir silah vererek savunmaya katılması istenir. Bu isteğe şiddetle karşı çıkan nişanlısı ve ailesi, doktorun Türkiye’den gelmiş bir misafir olduğunu, öğrenci olduğunu, silahlı eğitim almadığını, silah kullanamayacağını söyleyerek karşı çıkarlar. Bu itirazlar fayda etmez ve misafirimiz piyade silahıyla kale burçlarında mevzilenir ve savunmaya katılır.

 

Rum güçlerinin köprüyü geçmesini önlemek için, köprünün havaya uçurulması gerekmektedir. Milislerden birkaç kişi, patlayıcılarla ve düşmana görünmeden yaklaşacak ve köprü ayaklarına patlayıcılar bağlanacak ve sonrasında patlatılacaktır. Bu girişimden tam bir netice alınamaz. Rum birlikleri çevreyi atışı altına almıştır. Savaş, Girne-Lefkoşe hattında sürdüğünden, Magosa’ya birlik sevk edilmesi zaman alacaktır. BM aracılığıyla, kaledeki Türklerin Rum birliğine teslim olması teklif edilir. Bunun katliam için bir tuzak olduğu anlaşılır ve ölene kadar savaşılması, kararı alınır. Türklerin elinde, ağır silah olarak  2-3 havan bulunmaktadır. Bu havanın, düşman araçlarının köprüyü geçişi sırasında kullanılması ve geçişin durdurulması gerekmektedir.

 

Doktorumuzun anlattıklarına göre, Rum birlikleri harekete geçtiği sırada, Kale içinde büyük bir korku ve telaş başlar. Ellerindeki bir telsizle, acele olarak takviye kuvvet ve savaş uçağı desteği istenir. Karadan kuvvet desteği ihtimali olmadığı bilindiği için, istekler savaş uçağı tahsis edilmesi ve düşmanın kaleye girmesinin engellenmesi noktasında toplanır. Bu konudaki istekleri ve gelişmeleri, harekata katılan pilotlarla yaptığımız görüşmelerden aldığımız bilgilerle birleştirdiğimizde aynı doğrultuda olduklarını görüyoruz. Harekata katılan savaş uçaklarının destek görevleri, savaşın şiddetli olarak sürdüğü bölgeye yönelikti. Uçakların havada kalış süresi, kalkış ve iniş meydanlarının uzaklığına göre çok sınırlı olduğundan,  destek görevi tamamladığı andan itibaren en kısa sürede dönüşe geçmeleri, Adana, Antalya ve Konya meydanlarına yakıtları bitmeden yetişmeleri gerekiyordu. Nitekim,  görev süresi, yakıt durumu ve menzil konusunu dikkatten kaçıran birkaç pilot denize veya karaya düşmüştü. Ege üzerinde devriye görevini yaparken yön hatası nedeniyle Yunanistan üzerine kadar giden bir jet uçağımız, dönüşte Söke yakınlarında karayoluna inmek zorunda kalmış, hurdaya dönem uçak enkazı ve yaralı pilotu bizim temel eğitim gördüğümüz Gaziemir (İZMİR)’Eğitim Merkezi’ne  getirilmişti. Bizim temel uçuş eğitimi öğretmenlerimizden Binbaşı Fehmi ERCAN, savaşın başında Kıbrıs Kara birliklerinde görevlendirilmiş, uçaklara yer hedeflerini tarif ediyordu. Bizlerle vedalaşarak göreve koşan öğretmenimiz kısa bir zaman sonra şehit düştü ve sonrasında Lefkoşe Hava Alanı’nın  ismi “ ERCAN HAVA ALANI”  olarak değiştirildi.  Harekat sırasında, uçağı düşerek şehit olan başka bir jet pilotunun,  Balçova (İzmir) semtinde yapılan cenaze törenine de katılmıştım. Bu törenin en trajik yanı, şehit olan pilotun, Diyarbakır’daki ev eşyalarını, İzmir’e getirmek için eşya kamyonuyla yola çıkan, ailenin diğer damadı binbaşının, Mersin yakınlarında, içinde bulunduğu yük kamyonunun kaza yapması sonunda hayatını kaybetmesi ve aynı evin önünde, kısa bir zaman sonra  ikinci cenaze merasimine katılmak zorunda kalışımızdı.

 

Magosa savunması çok kısıtlı imkanlarla devam ediyor, Rum birlikleri kaleye girmenin imkanlarını arıyordu. Kalede mahsur kalan Türklerin katledilmeleri an meselesiydi. Rum araçlarına Türk bayrağı çekerek ve sizi kurtarmaya geldik, şeklinde Türkçe yayınlar yaparak içerdekileri kandırmayı ve kale kapısının açılmasını sağlamayı bile denediler. Karadan destek umudunu kesen komutanlar, uçak desteği isteklerine ağırlık veriyorlardı. Fakat, asıl görevlerini yapan uçakların Magosa’ya gelmesi ve onlara destek vermesi mümkün değildi. Kale komutanları, telsiz konuşmalarında, silahsız da olsan bir jet uçağının kale ve Rumların üzerinden geçmesini istiyorlardı. Bu istek kabul edilir ve bir savaş uçağı görev dönüşü,  Magosa’ya yönlendirilir ve  Rum askerlerinin  üzerinden alçak uçuş yaparak Türkiye’ye doğru kaybolur. Rum birlikleri, bu uçuşla birlikte dağılarak kaleden uzaklaşır. Uzun bir süre saldırı bekleyen Rumlar, tekrar toparlanarak kaleye yönelirler. Silahsız uçak takviyesi birkaç kez tekrarlanarak Rumların geri çekilmeleri sağlanır. Nihayet, Rum araçlarının köprüyü geçmekte olduğu gün, silahlı bir uçak gelerek bu araçları tahrip eder ve köprü geçişlere kapanır. İşte, Magosa kalesindeki Türklerin katliamdan kurtulmalarının en önemli anı bu Türk jetinin saldırısı olmuştur.

 

Günümüz savaşları için  bir jet uçağının ve jet pilotunun önemini tam olarak kavrayamadığımızı düşünüyorum. ABD eğitim kurumlarında ve bizim askeri okullarımızda, günümüzde ve gelecekte, hava desteği olmadan, kara ve deniz savaşlarının kazanılamayacağı, bir uçak ve pilotunun, bir savaşı kazandıracağı, savaşı sona erdirebileceği, anlatılır ve yazılır. Örnek olarak da, 2. Dünya Savaşı’nı bir pilotun Japonya’ya attığı atom bombasının sona erdirdiği verilir. Birkaç gün önce, bir savaş pilotumuzu, iftiralarla nasıl harcadığımızı, hayatını söndürdüğümüzü ve devlet görevinden (savunmasından) nasıl uzaklaştırdığımızı okuyunca  içimizin yanması kaçınılmaz olmuştur. Kıbrıs Savaşı kahramanları (gazileri) aramızda yaşıyor, şehitlerimiz ise, Kıbrıs ve Türkiye’deki şehitliklerde yatıyor. Kıbrıslı bazı guruplarda, Türk askerini işgalci ve katil olarak ilan ediyor. Akil adam olarak lanse edilen bazıları da ekranlarda “Kıbrıs, bizim için hiç bir yönden önem taşımaz”  şeklinde açıklamalar yapıyor. Biz bu olumsuz gelişmeleri bir tarafa bırakarak, Kıbrıs Savaşında şehit düşen kahramanları rahmetle anıyoruz. Hayatta olan Gazilere de uzun ömürler diliyoruz.

(Bir başka kahramanlık öyküsünde buluşmak üzere… Saygılarımızla…)

 

Av. Naci SÖZEN,   23 Temmuz 2012,  ANKARA

 

 

 

 

 

     

 

 

 

 

.

 

 

Bu haber 1363 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit
Çavuşname-Şiir06 Haziran 2018

ANKET

Ermenek ve Anamur İl Olursa, Kazancı Nereye Bağlansın



Tüm Anketler

© 1999 - 2018 Sitedeki isimler, içerik ve fotoğraflar izinsiz kullanılmaz. Haber ve Yorumlar sahiplerine ait olup, sitemiz sorumluluk kabul etmez.

RSS Kaynağı | Yazar Girişi | Yazarlık Başvurusu

Altyapı: MyDesign Haber Sistemi