Kazancı Beldesi
ANASAYFA HABER ARA FOTO GALERİ VİDEOLAR SİTENE EKLE RSS KAYNAĞI İLETİŞİM FORUM

HABER ARA


Gelişmiş Arama

Zafer Bayramı

Naci Sözen

30 Ağustos 2012, 03:44

Naci Sözen

            30   AĞUSTOS  ZAFER  BAYRAMINI  KUTLARKEN….!!!!!

 

 

            Yazımızın başlığı “30 Ağustos Zafer Bayramını Kutlamaya Çalışırken” veya “Kutlayamazken..” şeklinde de olabilirdi. Çünkü, Kurtuluş Savaşı süreci ile sonrasında kurulan Türkiye Cumhuriyeti ile ilgili olarak kutlamakta olduğumuz Milli Bayramlar ve önemli günler, sistemli bir şekilde toplum gündeminden düşürülmüş ve kutlamalar zayıflatılmıştır. Bu bayramlar, 29 Ekim  Cumhuriyet Bayramı, 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı, 23 Nisan Milli Egemenlik ve Çocuk Bayramı ve son olarak da 30 Ağustos Zafer Bayramı olmuştur. Ayrıca, Atatürk’ün Ankara’ya ilk gelişi, Ankara’nın başkent oluşu günü ve 10 Kasım Atatürk’ün ölüm yıldönümü törenleri de iptal edilmiştir. Bu gelişmelere paralel olarak, halk arasında yayılmakta olan “ Kurtuluş Savaşı olmamıştır, bu savaşta silah bile atılmamıştır, anlatılan her şey yalandır” şeklindeki söylemlerin taraftar bulmakta olması ve bu söylemleri dillendiren hainlerden birinin tanığı olmam ve otobüste bu sözlerle yolcuları kandırmaya çalışan bir melunla tartışmış olmam nedeniyle, ayrıca, zaferlerimizin ve kahramanlarının aleyhine söylemler geliştirilirken, vatana ihanetten  idam edilmiş olan hainlerin heykellerinin dikilmekte, isimlerinin meydanlara ve caddelere verilmekte olması, adlarına törenler ve anma toplantıları yapılıp, methiyeler düzülmekte olması da  endişelerimi artıran ve oturup düşünülmesi gereken hususlardır.

 

            Milli Bayramlarımızın kutlanması ve tarihi zaferlerimizin coşkusunu yaşamamız konularındaki olumsuz gelişmelere değinen, önceki Anayasa Mahkemesi Başkanı ve yaşayan önemli hukukçularımızdan olan Sayın  Yekta Güngör ÖZDEN’in, 27 Ağustos 2012 günü, Sözcü gazetesinde yayınlanan “GEÇECEK”  başlıklı yazısının bir bölümünde yer alan “ Coşkusu kalmadı ulusal bayramların. Rengini soldurdular. Ateşini söndürdüler, Kurtuluşu, kuruluşu unutturdular.. Bir bir yıkıyorlar yaşamsal ilkeleri. Karşıtlarla birleşip, ülkemize tuzaklar kurdular.. Bayrağımız süsleyecek gökyüzünü, yaralar sarılacak, acılar dinecek, Atatürk güneşi doğacak, hiçbir şey önceki gibi olmayacak.. Geçecek bu dönem, geçecek….” şeklindeki cümlelerini umutla tekrarlamak istiyorum.

 

            Kutlamakta olduğumuz Zafer Haftası, 26-30 Ağustos 1922 günlerinin yıldönümüdür. Kurtuluş Savaşını zafere götüren Başkomutanlık Meydan Savaşı (Büyük Taarruz) un 90. Yıldönümü ise 30 Ağustos (bu gün) 1922 gününün yıl dönümü olmaktadır. Yunan orduları Polatlı önlerine kadar gelmiş ve top sesleri Ankara’dan duyulur olmuştur. Meclisin ve devlet kurumlarının Kayseri’ye taşınması bile tartışılmaktadır. Milli Savunma Bakanlığı, yaklaşan tehlikeye dikkat çekerek, Meclisin ve diğer devlet kurumlarının Kayseri’ye taşınmasını teklif etmiştir. Bu teklif, Meclisin 23 Temmuz 1921 günlü gizli toplantısında, Bakan Fevzi Çakmak Paşa tarafından açıklanmıştı. Bir çok milletvekili de bu teklifi uygun bulmuştu. İşte, tam bu sırada, uzun boylu, esmer ve zayıf bir adam, bir den kürsüye fırladı. Bu kişi Erzurum Mebbusu Mustafa Durak Bey idi.  Kürsüden “ arkadaşlar nereye gidiyoruz?  Düşman, bizi, burada, kendisini yenmek için tedbirler düşünürken bulmalıdır “ diye haykırıyordu. Bilindiği üzere, bu teklife başka vekiller de karşı çıkar. Sonuçta,  Meclis Ankara’da kalmaya karar veriyor ve mücadele zaferle sonuçlanıyor.

 

İzmir’e çıktıkları andan itibaren her yeri yakıp yıkan ve insanımızı katleden Yunanlılar, işi iyice azıtmışlar ve her yeri yıkıp yakarak, masum insanları öldürerek Ankara hedefleri olmak üzere ilerlemektedirler. Türk Ordu Karargahı Akşehir’dedir. Ulu Önder Atatürk, Meclis Kararı ile “Başkomutan” olarak atanmış olup, O’da Akşehir’de Büyük Taarruzun planlarını yapmaktadır. Akşehir’de toplanan kuvvetlerin taarruz başlatması kaçınılmazdır. Birlikler silah, teçhizat, giyecek ve yiyecek yönünden sürekli donatılmaktadır. Son hazırlıkları takiben, birliklere, gündüz gizlenmek, gece yürümek suretiyle, düşman cephelerine yaklaşma emri verilir. Hikayesini yayınlamış olduğum Kazancılı Gazi Kasım Alisi’nin birliğine de, geceleri yürüyüş, gündüzleri çalılıklarda gizlenmek kaydıyla, Kocatepe istikametine hareket emri verilir. Düşman kuvvetlerine taarruz emri verilebilmesi için, Afyon ovasına hakim ve Yunanlıların toplarla tahkim ettiği 3 tepenin öncelikle ele geçirilmesi gerekmektedir. 26 Ağustos 1922 günü başlayan saldırılarla iki tepe hemen alınır, fakat, Çiğiltepe zamanında alınamaz. Hedefi zamanında ele geçiremeyen komutan (Albay), Başkomutan Mustafa Kemal ile görüşmüş ve “ Komutanım, emrinizi yerine getirememiş olduğumdan kendimi affetmiyorum, beni affedin “ dedikten sonra,  tabancasını şakağına sıkarak hayatına son vermiştir. Ne var ki, bu intihardan bir müddet sonra bu tepede alınmıştır. Nihayet, Atatürk tarafından Kocatepe’den verilen “ Ordular İlk Hedefiniz Akdeniz’dir, İleriii.” emriyle, 30 Ağustos 1922 günü Yunan Ordularına saldıran Türk Ordusu,  düşmanı bozguna uğratır ve 09 Eylül 1922 günü İzmir’in kurtarılması ve düşmanın denize dökülmesine kadar sürecek bir kovalamaca başlar. İzmir düşman işgalinden kurtarılmış, valilik binasından Yunan Bayrağı indirilerek, Türk Bayrağı asılmıştır. Kısa bir süre sonra, bu şehre gelen Atatürk, silah arkadaşlarıyla birlikte Kadifekale’de  çay içmektedir. Komutanlardan biri “ Paşam, burada İzmir körfezini seyrederek  çayımızı içmekte olmamız ne mutlu ve keyifli bir durumdur” deyince, Atatürk “arkadaşlar, unutmayınız ki, bu mutlu anımızı, Afyon’dan itibaren, canları pahasına mücadele etmiş olan  binlerce şehidimize borçluyuz” demiştir.

 

            Büyük Taarruz, Zafer Bayramı ve İzmir’in kurtuluşunu, ilk ve orta öğretim yıllarımızda, ders  kitaplarından okuduk ve çocukluğumuzda, bu cephede savaşmış olan kasabamızın gazilerinden dinledik veya ilk dinleyenlerin anlatımından bilgiler edindik. Yayınlamış olduğumuz “Afyon Cephesinde Kazancılılar” başlıklı yazımızda, ayrıntılı bilgilere yer vermiştik. Fakat, bu yüce zaferin günü ve bayramı, eğitim dönemine rastlamadığı için kutlamalara tanık olmamıştık. Bu nedenle, benim ilk kutlamalarına katıldığım Zafer Bayramı töreni, Hava Harp Okulu birinci sınıfına, yani 30 Ağustos 1970 gününe rastlar. Bayram kutlamaları, törenlerden ve günün anlam ve önemini anlatan konuşmalardan sonra, sinema salonunda devam etmiş, arkadaşlarımız tarafından hazırlanan, savaşın cereyanını ve yaşanan dramatik olayları canlandıran sahneleri, Atatürk’ün sözlerini kapsayan, savaşa ait gerçek resimler ve görüntülerle süslenmiş, gözleri yaşartan, zaferin büyüklüğü ve önemini akıllara yazdıran bir kutlamaydı. Bu tarihten itibaren devam eden 30 yıllık görev süresi içinde yapılan tüm 30 Ağustos Zafer Bayramı kutlamalarında yer aldım. Bu kutlamalara, ABD/Teksas/Dallas/ Eğitim Merkezinde bulunduğum 30 Ağustos 1992 günü de dahildir. Yurdumuzdan çok uzaklarda olmamıza rağmen, bu askeri eğitim merkezinde görevli olan pilotlar ve aileleri, eğitim ve kurs gören subaylardan oluşan 28 kişi, NATO ülkelerinin pilotlarına eğitim veren öğretmen pilotlarımızın lideri Pilot Binbaşı (THY Kaptanlarından) M. G. tarafından yapılan bir organize sayesinde Zafer Bayramımızı  kutlamıştık. Bulunduğumuz şehrin en ünlü lokantasında bir salon Türkler adına kapatılmış, bu salonda toplanan bir avuç subay, eşler, çocuklar ve birkaç Türk asıllı sivilin katılmasıyla bu büyük zaferimiz ve şehitlerimiz anılmıştı. Bu örnek, bu yüce zaferi kutlamada, nerden nereye geldiğimizi göstermesi yönünden bir fikir verir düşüncesiyle bu yazıya eklenmiştir.

 

Kurtuluş Savaşı (Milli Mücadele) gerçeği, Türk Milleti, Türkiye Cumhuriyeti Devleti  ve  bu savaşı kazanan   şehitler, gaziler ve tüm vatandaşlar için bir zaferden öteye, bir VAR OLMA  veya YOK OLMAMA  mücadelesi niteliğindedir. Bu dönemin son tanığı  (gazisi) olan, 1898 Kırım doğumlu ve Eskişehir’de yaşayan, 110 yaşındaki,  İstiklal Savaşı Gazisi Yakup SATAR,  02 Nisan 2008 günü, saat 22.50 sıralarında vefat etmiştir. Bu gazimizin,  Basra cephesi ve Sakarya Meydan Savaşına katıldığı da biliyoruz. Gazilerimize yeteri kadar sahip çıkamadığımızı, koruyamadığımızı biliyoruz.

 

Millet olarak, sürekli tekrarladığımız “Şehitler Ölmez” sözü elbette bir anlam taşımaktadır. Şehitler ölmez, fakat , unutmayalım ki, “ şehitler, ancak unutulurlarsa ölürler” sözü de anlamı olan ve bizlere sorumluluklar yükleyen bir başka deyiştir. Anadolu topraklarını VATAN yapmak için, Malazgirt Savaşında şehit düşen Alpaslan ve kahraman askerlerinden başlayarak, Sarıkamış Harekatı, Filistin Cephesi, Balkan Savaşı, Çanakkale Savaşı, Kurtuluş Savaşı, Kore Savaşı, Kıbrıs harekatı, Bölücü Terör mücadelesi başta olmak üzere, tarihimizde yer alan tüm savaşlarda şehit olan kahramanlarımıza ve Milletimizi/Devletimizi hedef alarak işlenen terör cinayetlerine kurban giden görev şehitlerimize sonsuz rahmetler diliyoruz ve şükranlarımızı sunuyoruz.

 

 

Derleyen : Av. Naci SÖZEN, 30 Ağustos 2012, ANKARA

 

NOT: 30 Ağustos Zaferi (Büyük Taarruz) resimlerinden örnekler ektedir..

Bu haber 1308 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit

ANKET

Kazancı Belediye hizmetlerinden ve Başkan Uğuz Tekin'den memnun musunuz..



Tüm Anketler

ZAFER HAFTASI (26-30 AĞUSTOS) ANISINA-228 Ağustos 2018

© 1999 - 2018 Sitedeki isimler, içerik ve fotoğraflar izinsiz kullanılmaz. Haber ve Yorumlar sahiplerine ait olup, sitemiz sorumluluk kabul etmez.

RSS Kaynağı | Yazar Girişi | Yazarlık Başvurusu

Altyapı: MyDesign Haber Sistemi