Kazancı Beldesi
ANASAYFA HABER ARA FOTO GALERİ VİDEOLAR SİTENE EKLE RSS KAYNAĞI İLETİŞİM FORUM

HABER ARA


Gelişmiş Arama

TURGUT ÖZAL ÖLDÜRÜLDÜ MÜ?

Naci Sözen

15 Aralık 2012, 01:35

Naci Sözen

TURGUT  ÖZAL ÖLDÜRÜLDÜ MÜ?

 

 

Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin 8. Cumhurbaşkanı merhum Turgut ÖZAL’ın ölümünün üzerinden 20 yıla yaklaşan bir zaman geçmiş olmasına rağmen,  öldü mü?  öldürüldü mü?  şeklindeki tartışmalar sürüp gidiyor.  Tamamlanan Adli Tıp Raporu ve bu rapora göre savcılık tarafından yapılan “ZEHİRDEN ÖLMEDİ” açıklaması, tartışmaları şiddetlendirdi. Bu raporun sonucunu Irak’da ticari işlerini takip ederken duyan Sayın Ahmet ÖZAL,  raporun ayrıntılarını incelemeden “ bu  olayın üstünü örtmek isteyenler hala iş başındalar” diyerek raporu hazırlayan heyeti reddetmiş oldu. Aslında, raporun sonucuna itiraz eden her mevkiden ve görevden kişilerin ilk ve tek beklentisi “ Özal zehirlenerek öldürüldü” şeklinde bir sonucun çıkmasıydı. Bu sonuç çıkmayınca, hazırlayan heyet gösterildi.

 

 

Bu rapor yayınlanmadan, basına sızdırılan veya kasıtlı  olarak yapılan haberlerde, incelemelerde 4 çeşit zehir bulunduğu ve ölümün zehirlenmeden olduğu yalanı yayınlanmış ve beklentiler artırılmıştı. Bu yalan haberler, kurum yetkililerince yalanlanırken, raporda imzası bulunan başkan kameralar önünde yaptığı açıklamalarda, raporun tüm üyelerce  onaylandığını, çok titiz ve ayrıntılı bir inceleme yapıldığını, sonuç bölümünün bile 12 sayfayı bulduğunu, anlatarak ekibi için teşekkür beklediklerini ima etmişti. Fakat, bir dönemi ve bazı kurumları karalamakta kullanılması hedeflenen olayın böyle bir sonuca ulaşmış olması, bu heyeti karalama ve hakaretlere maruz bırakıyordu.

 

 

Merhum Turgut ÖZAL’ın ölüm olayını bir hatırlarsak, 17 Nisan 1993 günü, köşteki spor odasında kalp krizi geçiren ÖZAL, ilk müdahale sonrasında, GATA hastanesine götürülmek üzere ambulansla yola çıkarılmış, bu hastanenin nöbetçi heyetine telefon edilerek hazır olunması talimatı verilmiş, yolda, durumu çok kritik hale gelince, yolu kısaltmak için Hacettepe Acil Servisine yönelinmiş ve telefonla oraya da haber verilmişti. Hacettepe acil servisinde ilk müdahale yapıldıktan sonra yoğun bakıma alınmış ve sonrasında, yetkili hekim tarafından ÖZAL’ın  tüm müdahalelere rağmen kurtarılamadığı ve vefat ettiği ilan edilmişti.

 

 

Merhum ÖZAL için bir dizi tören yapıldı. TBMM bahçesinde yapılan törene ben de katıldım. Kocatepe camisindeki tören sonrası şehir içinde kalabalık ve uzun bir mesafeli bir yürüyüş oldu. Törende, köşke en yakın olan başka sağlık merkezleri (Güven hastanesi gibi) olduğu, buralardan birine daha kısa zamanda ulaşılabileceği, aslında ÖZAL’ın Hacette acil servisine vardığında yapılacak bir şey kalmadığı, herkesin bu nedenle panik içinde hareket ettiği, konuşuluyordu.

 

 

Merhum ÖZAL, Türki devletlere yaptığı gezi dönüşü kriz geçirmişti. Bu geziye katılan görevliler ve gazetecilerden bazıları, yıllar sonra yaptıkları açıklamalarda “gezi boyunca sürekli davetler olduğu, aşırı yemekler yendiği, son günlerinde ÖZAL’ın yürümekte bile güçlük çektiği ve görevlilerin kollarında araçlara binebildiği, bu durumdan herkesin endişelendiği”  hususlarını dillendirmişlerdir. Başka bir konu da, ölümden çok önce, ABD yetkilileri tarafından, zamanın Başbakanı Sayın Süleyman DEMİREL’e, ÖZAL’ın 6 ay ömrü olduğunun söylendiği, bu bilgiyi alan DEMİREL’in çok yakınlarıyla paylaştığının açıklanmış olmasıydı.

 

Ölüm olayından yıllar sonra, başka ölüm olaylarıyla birlikte (Eşref Bitlis,  Muhsin Yazıcıoğlu kazaları gibi)  ÖZAL’ın eceliyle ölmediği, suikasta kurban gittiği, zehirlendiği için öldüğü, yani öldürüldüğü iddiaları ortaya atıldı. Bu iddialar, aile üyeleri tarafından her ortamda dile getirilerek, ellerinde saçlarından parça olduğu, alınmış olan kanların kaybedildiği, bazı hassas bilgilere sahip oldukları ileri sürülüyordu. Nihayet, tartışmaların alevlendiği günlerde, ekranlara çıkarılan bir vatandaş, ÖZAL acil servise getirildiğinde kendisinin de orada olduğunu, hastanın başına ilk aşamada doktor gelmediğini, gelen bir hemşirenin de çığlıklar atarak uzaklaştığını, bu arada hastanın (ÖZAL’ın) sedyeden düşürüldüğünü, sonrasında nöbetçi doktorların geldiğini ve ne yapacaklarını bilemediklerini,  bu zaman kayıplarından sonra, hastanın yoğun bakıma götürüldüğünü, anlatıp durdu.

 

 

Merhum Turgut ÖZAL’ın ölümü üzerine yapılan bir açık oturuma telefonla bağlanan, zamanın Hacette Üniversitesi Dekanı Sayın Prof. Ali BOZER, yaptığı açıklamada, merhum ÖZAL’ın acil servise getirilmesinden itibaren tüm tıbbi müdahalelerin yapıldığını, gösterilen çabalara rağmen hayata döndürülemediğini, ÖZAL’ın kalp krizi nedeniyle hayatını kaybettiğini,  kendisinin de Kardiyoloji Profesörü olduğunu, hastanede görevli 6 kardiyoloji profesörü ile birlikte durumu incelediklerini, kalp krizine bağlı ölüm raporu hazırlayıp imzaladıklarını ve yetkili makamlara gönderdiklerini açıklamıştı. Ölüm olayı üzerinde  önyargılı konuşanlar, kriz anında,  köşkte yetkili doktor, emir subayı ve diğer görevlilerin olmadığını, ambulansın da külüstür bir araç olduğunu, etkili müdahale yapılamadığını da söyleyerek kafa karıştırmayı sürdürdüler.

 

Merhum ÖZAL’ın öldürülmüş olduğunu ileri sürenler, gerekçe olarak, rahmetlinin, terör ve Kürt sorununun çözülmesi, komşu ülkelerle birlik kurma ve Türki devletlerle yeni bir düzen oluşturma gibi konularda hayata geçireceği  projeleri olduğunu, bunları istemeyen güçlerin, örgütlerin veya kişilerin ölümünü isteyebileceğini  anlatıyorlardı. Bu zehirlenme iddiaları o kadar yayıldı ki, en üst kademede ilgi görerek yıllar sonra araştırma yaptırıldı. Şüpheler olduğu raporu üzerine mezarın açılmasına karar verildi. Aile buna karşı çıkarken, ellerinde olduğunu ilan ettikleri saçları ve özel bilgileri yetkililere vermedikleri açıklandı. Nihayet, mezar açıklandı, elde edilen deliller adli tıp ihtisas kurulu tarafından   günlerce incelendi ve hazırlanan  rapor savcılığa gönderildi.

 

 

Merhum ÖZAL’ın ölüm nedeninin araştırıldığı sürecin sonucu, zehirden ölmediği şeklinde olduğuna göre, ölümün eceliyle ve kalp krizinden kaynaklandığı anlaşılıyordu.  Aslında, dikkate alınması gereken en önemli hususlar, özel doktoru ve özel kalem müdürünün  “ÖZAL eceliyle öldü, zehirlendiği iddiaları zırvadan ibarettir” şeklindeki sözleriydi. Sayın Süleyman DEMİREL ve Mesut YILMAZ’da ölümün eceliyle olduğunu söylüyorlar.

 

 

Merhum Turgut ÖZAL’ın ölümü üzerindeki tartışmalar ve araştırmalar sürüp gideceğe benziyor. Fakat, gelecek aşamada, bu araştırma ve incelemeler, nerde ve kimler tarafından  yapılacak ? diye sormak istiyoruz. Bu olayda ve gelinen noktada, merhum hakkında ABD’den gelen habere, en yakınında bulunan yetkililerin sözlerine, tıp fakültesi hocası 7  profesörün raporuna itibar edilmemesi, buna karşın, kim olduğu bilinmeyen bir kişinin açıklamaları, amacı belli olmayan asılsız haberler ve ailenin hissi söz ve taleplerine göre hareket edilmesinin sonucu, asılsız iddialar ve  boşa gayretten ibaretti.  Bu olayın, devlete maliyeti ve toplumu meşgul etmesinin bedeli kimler tarafından karşılanacaktır. Bu asılsız haberleri, açıklamaları ve istekleri yapanların toplumdan ve devletten bir özür borcu olduğunu değerlendiriyoruz. Görünen o dur ki, özür yerine, yeni iddialar, karalamalar ve talepler sürdürülerek, merhum ÖZAL’ın eceliyle öldüğü, bir türlü kabul edilmeyecek gibi görünüyor.   

                                                

Avukat Naci SÖZEN, 15 Aralık 2012/ ANKARA

Bu haber 1282 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit

ANKET

Kazancı Belediye hizmetlerinden ve Başkan Uğuz Tekin'den memnun musunuz..



Tüm Anketler

ZAFER HAFTASI (26-30 AĞUSTOS) ANISINA-228 Ağustos 2018

© 1999 - 2018 Sitedeki isimler, içerik ve fotoğraflar izinsiz kullanılmaz. Haber ve Yorumlar sahiplerine ait olup, sitemiz sorumluluk kabul etmez.

RSS Kaynağı | Yazar Girişi | Yazarlık Başvurusu

Altyapı: MyDesign Haber Sistemi