Kazancı Beldesi
ANASAYFA HABER ARA FOTO GALERİ VİDEOLAR SİTENE EKLE RSS KAYNAĞI İLETİŞİM FORUM

HABER ARA


Gelişmiş Arama

Yörükler ve Dört Ferman

Hasan Köksoy

16 Ekim 2013, 09:59

Hasan Köksoy

Bağ ekme, bağlanırsın
Ekin ekme, eğlenirsin
Çek deveyi, sür koyunu,
Günü gelir beylenirsin.

Anadolu'ya göçle gelen Türkmen kavimleri arasında yaygın söylenen bu söz. Sabit bir yere yerleşip kalmanın insandaki mücadele azmini ve savaşçı ruhu öldürdüğüne olan inanıştan kaynaklanır. Bir anlamda Yörükler için hayat felsefesidir. Yerleşik olmayan, yaylak-kışlak hayatı yaşayan Türkmen aşiretlerini (obaları) ifade eden Yörükler Anadolu halkının çok önemli nüfus çoğunluğunu kökenini oluştururlar. Bu gruplardan 17. yüzyıldan önce yerleşik hayata geçenleri kendilerini "Manav ", 19. yüzyıldan sonra yerleşik hayata geçenleri ise  "Yörük"  olarak tanımlar.

Osmanlı döneminde Yörük defterine kayıtlı olanların, bu defterden adları silinmedikçe, uzunca süre bir yerde eğleşmelerine asla izin verilmezdi. Bu isimlendirme ve onlarla ilgili kanunî hükümler, ilk defa Fatih Kanunnamesi’nde yer almış. Fatih Kanunnamesi’nde, Yörüklerin, sefere çıktıklarında silah ve teçhizatı kendi imkânları ile sağlaması. Savaş, doğal afetler gibi durumlarda toplanan avarız isimli vergiden muaf tutulmaları. Sefere çıkanların ertesi yıl çıkmamaları kanun hâline getirilmişti. Yörükler, doğal hayatlarını bırakır da, yerleşik hayata geçerler yâda ziraatla uğraşırlarsa, diğer halk gibi muamele görürlerdi. 

Kanunî devrinden itibaren, ise savaştan daha çok imar ve muhafaza hizmetlerinde çalıştırıldılar. Bulundukları coğrafî mevki itibariyle çeşitli hizmetler gören Yörükler, sahillerde gemi malzemesi temininde, gemi yapımında; sınır karakollarında ve ana güzergâhlarda yol emniyeti, tamir, muhafaza, köprü inşası ve menzillere zahire toplanması ve korunmasında; madenlerde, ordunun nakliye işlerinde ve devletin kalelerinin onarımlarında çalıştırıldılar.

1683 Viyana Seferi’nden sonra, Rumeli ve Anadolu’da, geniş çapta aşiret hareketleri ve eşkıyalık hadiseleri ortaya çıkınca Köprülü Fazıl Mustafa Paşa, 1691 senesinde, Yörükleri tamamen iskân etmek için harekete geçti. 18 Mart 1692 tarihli bir ferman ile, Anadolu’nun çeşitli vilayet ve sancaklarından toplanan, yetmiş kadar yörük aşiretine mensup oymak,  çoğunlukla Çukurova’ya,  İçel’e ve Taşeli yaylaklarına yerleştirildiler.  Bu zorunlu iskân politikaları sebebiyle yerlerinden yurtların edilen Avşar,  Türkmen obaları bu duruma her zaman sessiz kalmayıp tepki göstermiş, Dadaloğlu ve Karacaoğlan şiirlerinde ve ağıtlarda günümüze ulaşan "ferman padişahınsa dağlar bizimdir" deyimini o günlerden kalmıştır.

On dokuzuncu yüzyılın ortalarından itibaren, Yörüklerin iskânı hızlanmış. Tanzimat'tan itibaren de boş araziler ve terk edilmiş yerler ile Bursa, Sivas, Ankara, Konya, Aydın Adana,  Halep, Maraş ve Antep’te yeni kasabalar da kurularak pek çok Yörük cemaati iskâna tâbi tutulmuştur.

 Bu aşiretler arasında meydana gelen olayların halledilmesi. Yerleştirilmeleri yada bir göreve atanmaları ile ilgili kayıtlar “Divan-ı Hümayun Mühime Defterleri”ne kaydedilirdi. 1558 -1785 yılları arasında çıkartılan fermanların yer aldığı bir kaynakta bölgemize ait bir iki ferman görmüştüm.  Hepsini tam metin yazmaya  zamanımız ve yerimiz müsait değil. Bu fermanlardan bölgemizle ilgili bir ikisinin çok kısa özetini aşağıya aldım.

Bunlardan ilki:  1119 (-muhtemelen 1707) tarihli olup Ermenek kadısına hitaben yazılan ferman. İçeriği özetle ;  “Mamure kazasına tabi Ak-Saz sakinlerinden Tekeli cemaati Gürmel köprüsü üzerinden Altıntaş nam yaylaklarına gider iken Gürmel köyünden Muslihiddin isimli eşkıyanın on beş adamı ile ,  geçişte eziyet vermesi ve  yirmi guruş para, on sığır, yirmi keçiyi zorla alması  ve obanın eşyalarına el koyması nedeni ile bu kişinin derhal yakalanıp bir kaleye kapatılması” emrini içermekte.

İkinci:  1120 (1709 ramazanının ortası)  tarihli fermanda ise “Alanya’ya gidip , orda yerleşik halka zarar veren , sonrada oradan Konya, Beyşehir , Isparta, Burdur ve Antalya taraflarına  kaçan yörükan taifesinin  yakalanıp iç-İle iadeleri ve ıslah olmayanların Antalya’dan zorla gemilere doldurulup Kıbrıs ‘ta Magosa zindanına atılmaları için Karaman Valisi Vezir Ali Paşa ve bağlı mutasarrıflara emredilmekte.

Üçüncü:  1124 (-muhtemelen 1713 ortaları)  tarihli fermanda ise; “ önceki hadiseler üzerine cezalandırılanların ıslah olmadıkları. Bu yüzden sadece suça karışanların Kıbrıs’a nakillerinin yeterli gelmediği belirtilerek,  bilcümle aile fertleri ve yakınları ile birlikte gemilere doldurularak Kıbrıs’a sürülmeleri emredilmekte.”

Fermanın devamında “bu emre aykırı hareket edenlerin öldürülmelerini caiz olduğuna dair” Şeyhülislam Abdullah Efendinin fetvası ekli.

 1126 ortası  (1714 ) tarihli fermanda ise 1124 tarihli ferman ile Kıbrıs’a sürülen Şamlı, Karahacılı, Eski Yörük, Kise oğlu, Şeyhli, Senetli, Batralı, Çıplaklı, Gedikli, Toslaklı, Cerit ve Saçıkara aşiretlerinden Şeyhli Cemaati yürüklerinin gemi kaptanlarını öldürerek Aydın, Kütahya ve Saruhan taraflarına kaçmaları nedeni ile cezalandırılmalarına ilişkin Anadolu beylerbeyi Şehsüvar oğlu Mehmet ‘e yazılan fermandır.

Bu fermanlardan iki sene sonra yayınlanan (1128) 1716 tarihli ferman ise “Kıbrıs’a sürülen aşiretlerin, deve koyun ve sair geviş getiren hayvanlarla meşguliyet dışında bilgi ve gelir kaynakları olmadığından açlıkla karşı karşıya kaldıklarının belirlendiği. Bu nedenle kendi hallerine yaşayacaklarına dair söz verecek olurlar ise, sürülmelerinden vazgeçilerek münasip yerlerde iskân edilmek üzere dönmelerine izin verilmesine dairdir.

Belki merak edenleri olun paylaşmak istedim.

Bu haber 956 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit
Çavuşname-Şiir06 Haziran 2018

ANKET

Ermenek ve Anamur İl Olursa, Kazancı Nereye Bağlansın



Tüm Anketler

© 1999 - 2018 Sitedeki isimler, içerik ve fotoğraflar izinsiz kullanılmaz. Haber ve Yorumlar sahiplerine ait olup, sitemiz sorumluluk kabul etmez.

RSS Kaynağı | Yazar Girişi | Yazarlık Başvurusu

Altyapı: MyDesign Haber Sistemi