Kazancı Beldesi
ANASAYFA HABER ARA FOTO GALERİ VİDEOLAR SİTENE EKLE RSS KAYNAĞI İLETİŞİM FORUM

HABER ARA


Gelişmiş Arama

ATATÜRK'Ü ANMAK VE ANLAMAK..!!!

Naci Sözen

12 Kasım 2013, 00:20

Naci Sözen

ATATÜRK’Ü  ANMAK VE  ANLAMAK..!!!

 

Kurtuluş Savaşı Başkomutanı, Vatanımızın kurtarıcısı,   Cumhuriyetimizin kurucusu ve ilk Cumhurbaşkanı, çağdaş  medeniyetlerin üzerine çıkma ülküsünün öncüsü, eşiz bir lider ve Komutan, çağdaş bir devlet adamı,  barışsever, milliyetçi, dil, tarih ve kültür ile yaşamda akıl ve ilmin ışığını işaret eden, diplomat, siyasetçi, araştırmacı, hatip ve düşünce adamı, insanımızı ümmet olgusundan ulus gerçeğine taşımış, onurlu ve eşit yurttaşlar olmamızı sağlamış olan Ulu Önder Mustafa Kemal ATATÜRK’ü, vefatının 75. yılında,  sevgi, saygı ve özlemle, sonsuz rahmet ve şükran duygularımızla andık ve anıyoruz. Fakat, bu başarılarının önemini, ilke ve devrimlerini, gösterdiği hedefleri, hayat felsefesini, yaşantısını, fikirlerini ve bu ilkelerin evrenselliği ve güncelliği konularını tam olarak anlayabildik mi ?, insanımıza, diğer toplumlara ve gençlerimize anlatabildik mi?, anma törenlerinde mutlu muyuz ? sorularına olumlu cevaplar vermiyoruz. Bu anma törenlerini, Diyarbakır’da asılı olan “Ne Mutlu Türküm Diyene” levhasının kaldırıldığı, Sivas’ta İmam Hatip Okulu bahçesindeki Atatürk büstünün kaldırıldığı, vekillerimizin “kızlar ve erkekler ayrı sınıflarda okusun” diye beyanat verdikleri, eski vekillerin “Türküm, ama, Türklüğümden hayır görmedim” şeklinde açıklamalar yaptığı, gol kıralı vekilimizin “Türk değilim, Arnavut’um” dediği, T.C rumuzlarının her yerden atıldığı, kurucusu olduğu Diyanet tarafından, camilerde okunan hutbelerden “Atatürk ve silah arkadaşları “ ibaresinin çıkartıldığı, öğrenci evlerinin basıldığı ve devlet madalyasından Atatürk görüntüsünün iptal edildiği bu günlerde yapıyor olmamız nedeniyle mutlu olmamız mümkün değildir.   

Atatürkçülük, özünde, insanlık, vatandaşlık, bağımsızlık, ulusal egemenlik, özgürlük, çağdaşlık, uygarlık, barış, dostluk, bilimsellik, eşitlik, hukuksallık, çalışkanlık, atiklik, ahlaklılık, sevgi, saygı, güven, sorumluluk, yurttaşlık, milliyetçilik, cumhuriyetçilik, halkçılık, devrimcilik, devletçilik, yapıcılık, üretim, gelişim ve gençlik kavramlarını bir ve bütün olarak içinde taşır. Nitekim, Osmanlı İmparatorluğunda hukukun dini esaslara dayanıyor olması ve devlet ve toplum hayatında dinin  egemen olması nedeniyle,  Atatürk, daha, 01 Mart 1922 günü, TBMM yasama yılı açış konuşmasında “ her devletin içinde bulunduğu sosyal yaşantısı ve uygarlık derecesine uygun bir hukuki mevzuatı vardır. Bizim milletimizin adalet düşüncesi ve anlayışı hiç bir uygar ulusun seviyesinden aşağı değildir” demiştir. Bu nedenle, hukuki mevzuatımızın tüm uygar devletlerin kanunlarından eksik olması düşünülemez, diyerek konunun önemini vurgulamıştır. Neticede, çalışmalara hemen başlanarak, Medeni Kanun ve Borçlar Kanunu İsviçre, Ceza Kanunu İtalya, HUMK. İsviçre, CMUK. Almanya, İcra İflas Kanunu İsviçre, Ticaret Kanunu muhtelif ülkelerin kanunları, İdare Hukuk ise Fransa kanunları iktibas edilerek yürürlüğe konmuştur.

         Atatürk, 29 Ekim 1933 günü, Cumhuriyet Bayramı kutlama töreninde Onuncu Yıl Nutku’nu okumuş ve sözlerini “ Türk Milleti, sonsuzluğa akıp giden her on senede, bu büyük millet bayramını daha büyük şereflerle, huzur ve refah içinde kutlamanı gönülden dilerim. Ne Mutlu Türküm Diyene” diyerek bitirmiştir. Bu ünlü söylevini kendisinin kaleme aldığı, el yazısının sonunda “ bu söylediklerim  hakikat olduğu gün, senden ve bütün medeni beşeriyetten dileğim şudur. Beni hatırlayınız.” cümlelerini de yazmış olduğu, bunların üzerini çizdiği ve konuşmasında bunlara yer vermediği görülmüştür. Biz, Ulu Önderimizi her zaman hatırlıyoruz ve hatırlamaya devam edeceğiz. Atatürk ilke ve devrimlerini, sözlerini, söylevlerini, ırkçılık ve faşistlik kavramlarıyla açıklamaya çalışanların hedefinde Türk Milleti gerçeğini yok etmek yatmaktadır. Halbuki,  Atatürk Milliyetçiliğinin felsefesine göre, Türkiye Cumhuriyetini kuran halka Türk Milleti denir. Hiçbir vatandaşımızın etnik, din, dil, kültür, mezhep kimliği O’nun Türkiye Cumhuriyetinin birinci sınıf vatandaşı olmasına engel değildir. Çünkü söz konusu olan, birlik dirlik, beraberlik ve siyasal bir bağdır. Türkiye Cumhuriyetini kurmak ve yaşatmak için bir irade ortaya koyan halk Türk Milletidir. Türkiye Cumhuriyetine vatandaşlık bağı ile bağlı olan her vatandaş kendini bağlı saydığı dil, mezhep, ırk kavim, ne olursa olsun Türkiye’nin maddi ve manevi birinci sınıf vatandaşıdır. Türkiye’de etnik ayrımcılık yapmanın siyasi ve hukuki hiçbir dayanağı yoktur.

Atatürk, Cumhuriyet idaresinin insan onuruna en yakışan idare şekli olduğunu söylemiştir. Nitekim, ABD Büyükelçisi ile yapılan resmi görüşmede yaptığı konuşmasında, kendi sesinden dinlediğimizde,  demokrasi kavramı ve önemini vurgulamakta, hurafelerden kurtularak çağdaş bilime ve akla yönelmeyi tavsiye etmektedir.  Cumhuriyetin 10. Yılı söylevinde “ az zamanda çok ve büyük işler yaptık. Bu işlerin en büyüğü, temeli Türk kahramanlığı ve yüksek Türk kültürü olan Türkiye Cumhuriyeti’dir “ demiştir. Ulu Önder Atatürk, “ yurtta sulh, cihanda sulh “ derken, bir taraftan, yurt içinde huzur ve sükunu, güven içinde yaşamayı amaçlamış, diğer taraftan da, milletlerarası barış ve güvenliğin önemini işaret etmiştir. Atatürk, "Memleketler muhteliftir, fakat medeniyet birdir” der. Atatürk, fikirleri, görüşleri ve "Türk Devrimleri " adı verilen eseriyle, tüm dünyada yankılar uyandırmış bir liderdir. Bu yankılar sebebiyledir ki, Atatürk için bir niteleme aranırsa "çağını aşan lider" sıfatını fazlası ile hak etmiştir. Atatürk, zaferleri ve tüm başarıları Türk Milletine mal etmiş, kendisi sahiplenmemiştir. Nitekim, Ord. Prof. Sadi IRMAK’ın (Atatürk'ten Anılar, 1978 ) anılarından öğreniyoruz ki, Kurtuluş Savaşı üzerine yapılan bir sohbet sırasında, Atatürk, savaşı ve milletin azim ve kararlılığını anlattıktan sonra “İşte büyük zafer böyle ortak bir eserdir. Şerefler de ortaktır.” demiştir. Biraz durakladıktan sonra ise “ama yenilseydik sorumluluk ortak olmayacak, yalnız bana ait olacaktı.” demiştir. Bu konuşmaya tanık olan ünlü bilim adamı ve devlet adamı merhum Sadi IRMAK, eserinde,  “bu belagat karşısında gözyaşımı tutamadım. Tarihin, zaferleri kendine mal eden, yenilgileri ise maiyetine yükleyen

sahte kahramanlarını hatırladım.” diye yazmıştır.

 

Ulu Önder ATATÜRK ekonomik kalkınmaya çok önem vermiştir. Daha, yolun başında düzenlenen 1923 İzmir İktisat Kongresinde “Milli Egemenlik ekonomik egemenlikle pekiştirilmelidir “ diyerek konunun önemini ne de güzel ve isabetli olarak ortaya koymuştur. Devlet, ekonomik hayatı düzenleyecek ve geliştirecektir. Hammaddesi yurt içinde yetişen dallara öncelik verilecektir. Kalkınmak için sanayileşmenin zorunlu olduğuna işaret edilmiştir. Planlı kalkınma modeli seçilmiş, MTA, EİE, Etibank, Şeker, Kağıt, demir-çelik ve tekstil alanlarına öncelik verilmiştir. Birinci 5 Yıllık Kalkınma Planı 1934 yılında başlatılmış, ulaştırmaya önem verilmiş, özellikle demiryolu ağının genişletilmesi üzerinde durulmuştur.

Büyük Atatürk, "Memleketler muhteliftir, fakat medeniyet birdir. Ve, bir milletin terakkisi için de bu yegane medeniyete iştirak etmesi lazımdır" diyerek, batı medeniyetini işaret etmişti. Yine, O, "memleketimizi asrileştirmek istiyoruz. Bütün mesaimiz Türkiye'de asri binaenaleyh garplı bir hükümet vücuda getirmektir. Medeniyete girmeyi arzu edip de garba teveccüh etmemiş millet hangisidir ?” diyerek, bir sorgulama yapmış, yeni Türkiye'nin hedefine yön vermiştir.

Mustafa Kemal ATATÜRK’ü “din düşmanı, dinsiz” gibi gösterme gayretleri hep olmuştur. Bu gayret ve iddiaların gerçeklerle ilgisinin olmadığını, Emekli Müftü (şimdi milletvekili) olan İhsan ÖZKES, yazmış olduğu “Atatürk, CHP ve Din” isimli kitabında belgeleriyle birlikte açıklamıştır. Bu eserde, Atatürk’ün, daima dine ve ibadete saygılı olduğu, 03 Mart 1924 tarihinde Diyanet İşleri Bakanlığını kurdurduğu, İmam Hatip Liseleri ve İlahiyat Fakültelerini açtığı, Yunanlıların zarar verdikleri camileri tamir ettirdiği, bazılarının parasını kendisinin karşıladığını anlatır. Örneğin, Mihalıççık Atatürk Camisinin yapımı için emir çavuşu Ali METİN aracılığıyla 5 bin TL göndermiştir. Kutsal kitabımızın Elmalılı Hamdi YAZIR tarafından Türkçeye çevrilmesini sağlamıştır. Bu çevirmenin 8 bin nüshasının parasını bizzat kendisi ödemiştir. Fakat, gün geldi bu kurum, hutbelerden Atatürk ismini çıkarttı. Atatürk’ün, Tokyo ve Paris şehirlerine yapılacak olan camiler için kendi ödeneğinden para göndermiş olduğunu da biliyoruz.

Ulu Önder ATATÜRK’ün fikirleri ve sözlerinin evrenselliği ve güncelliği tüm insanlığın taktirini kazanmıştır. Bu sözlerinden en önemlileri şöyle sıralanmıştır.

-      Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler, meczuplar memleketi olamaz. En doğru, en hakiki tarikat, medeniyet tarikatıdır.”

-      Geldikleri gibi giderler!

-      Medeni olmayan insanlar, medeni olanların ayakları altında kalmaya mahkumdurlar.

-      Sanatsız kalan bir milletin hayat damarlarından biri kopmuş demektir.

-      Türk Milleti bağımsız yaşamış ve bağımsızlığı var olmalarının yegane koşulu olarak kabul etmiş cesur insanların torunlarıdır. Bu millet hiçbir zaman hür olmadan yaşamamıştır, yaşayamaz ve yaşamayacaktır.

-      Egemenlik verilmez, alınır.

-      Egemenlik kayıtsız ve şartsız milletindir.

-      Ne mutlu Türküm diyene!

-      Yurtta sulh, cihanda sulh!

-      Ey Türk Gençliği! Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyetini, ilelebet, muhafaza ve müdafaa etmektir.

Bu listede yer almayan, fakat günümüzde, sporumuz ve sporcularımızın içinde bulunduğu kötü gidiş ve ahlak sorunlarını çok güzel ifade eden “ ben, sporcunun, zeki, çevik ve ahlaklısını severim” sözü de  çok evrensel ve güncel bir ifadedir.

Türuğu ecdadını tanıdıkça daha büyük işler yapmak için kendinde kuvvet buTürk çocuğu ecdadını tanıdıkça daha büyük işler yapmak için kendinde kuvvet bulac Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu, Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün  ebediyete intikalinin 75’nci yılı anma proğramı,  Anıtkabir’de düzenlenen devlet töreniyle başladı. Bu yıl, Anıtkabir, 10 Kasım 1953 yılında, Atatürk’ün naaşının Etnografya Müzesi’nden Anıtkabir’e nakli sırasındaki törende olduğu gibi hazırlanmıştı. Düzenlenen devlet töreninde, 60 yıl önce olduğu gibi, izciler ve seğmenler de görev aldı. Manzara çok muhteşemdi. Silahlı nöbetçiler, özel giysili Seğmenler, bayrak tutan izciler, özel giysili bayanlar, tören alanının çevresinde dizilerek yer almışlardı. Manzara inanılmaz derecede etkiliydi.

 

Törenin İlk aşaması olan Devlet Erkanının (protokol) bulunduğu bölümüne katılmak kolay olmadı. Çünkü, çevre sokak ve caddeler, sabahın erken saatlerinde  insanlarla dolmuş, polis, bu mahşeri kalabalığı durdurmak için üç aşamalı kontrol noktası oluşturmuştu. Törenlerin ilk bölümüne, resmi zevat ve görevliler, okullardan izin verilen sayıda öğrenciler, izciler ve askerler girebildi. Biz de, görevliyiz diyerek ve resmi kimlik kartımızı göstererek bu barikatları aşıp, 08.50 de tören alanına ulaştık. Anıtkabir’deki tören, saat 08.55’de devlet erkanının Aslanlı Yol’da yürüyüşü ile başladı. Cumhurbaşkanı Abdullah GÜL başkanlığındaki kortejde, TBMM Başkanı Cemil Çiçek, Başbakan Recep Tayyip EDOĞAN, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Necdet ÖZEL, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Başbakan Yardımcıları Bülent ARINÇ, Beşir Atalay, Bekir Bozdağ, Ali Babacan, Yüksek Yargı Temsilcileri, Bakanlar Kurulu üyeleri, Kuvvet Komutanları, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, siyasi partilerin temsilcileri, bürokratlar ve diğer devlet görevlileri yer aldı.

Devlet töreni sonrası, protokol ayrılınca, vatandaşların girişi için kapılar açıldı. Bu andan itibaren her yer insanla dolup taştı, dışarı çıkışlar yapılamadı. Bazı guruplar sloganlarla (Mustafa Kemal’in askerleriyiz, Türkiye laiktir, laik kalacak), bazı guruplar “Dağ Başını Duman Almış” marşıyla ilerliyorlardı. Bir guruptan, çevremdeki askeri personele hitaben “ askerler uyanın, uyanın artık” şeklinde bir bayan sesi yükseldi. Başka bir bayan sesi “ öyle söylemeyin” ikazıyla bu sesi susturdu. Bir başka gurup ise, askerlere “ Atatürk’ün ordusu, askerlerimiz, sizlere güveniyoruz, kalbimizdesiniz” diye seslendi. Bu duygu seli altında, gözyaşlarımızı silmeye çalışarak tören yerinden ayrıldık. İnsanımızın bu coşkulu, kararlı ve inançlı manzarası, son zamanlardaki olaylar ve duyarsızlıktan  dolayı  içimizi saran karamsarlık ve umutsuzluğu biraz olsun dağıttı. Anıtkabir’in, gün boyu  ziyaretçilerle dolup taştığı, tam bir izdiham yaşandığı, coşkulu, kararlı ve inançlı kalabalıkların sesleriyle yeri göğü inlettikleri bir gün yaşandı. Atamızı, daha iyi anlamayı ve tüm dünya anladığı halde bir türlü anlamayanlara, anlamak istemeyenlere, gelecek nesillere, gençlere, “şehitlikler temsilidir” diyenlere, “Kurtuluş Savaşı yalandır” diyenlere ve  tüm karşıtlarına  daha iyi anlatmayı diliyoruz…   

 

Yazan : Av. Naci SÖZEN, 11 Kasım 2013, ANKARA

 

 

Bu haber 949 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit
Çavuşname-Şiir06 Haziran 2018

ANKET

Ermenek ve Anamur İl Olursa, Kazancı Nereye Bağlansın



Tüm Anketler

© 1999 - 2018 Sitedeki isimler, içerik ve fotoğraflar izinsiz kullanılmaz. Haber ve Yorumlar sahiplerine ait olup, sitemiz sorumluluk kabul etmez.

RSS Kaynağı | Yazar Girişi | Yazarlık Başvurusu

Altyapı: MyDesign Haber Sistemi