Kazancı Beldesi
ANASAYFA HABER ARA FOTO GALERİ VİDEOLAR SİTENE EKLE RSS KAYNAĞI İLETİŞİM FORUM

HABER ARA


Gelişmiş Arama

EN ÇOK OKUNANLAR

Kazancıda Bir Köy Odası Vardı

Hasan Köksoy

27 Mayıs 2010, 16:40

Hasan Köksoy

Köy Odalarının Tarihçesi

Sosyalleşme birey açısından “başkası” düşüncesi çerçevesinde gelişir. Köy odaları “başkası” düşüncesinin kişi özelinde, aileden sonra, ilk önemli etkilere sahip olan sosyalleşme ortamlarıdır. Toplumsal örf adetler, geleneklerin giderek etkisini kaybetmeye başladığı 21.yy’da, köy odalarının toplum içerisindeki yaptırım gücü ve sosyalleşmedeki yeri daha çok anlaşılmaktadır.

Köy odaları bulundukları bölgenin gelenek ve göreneklerinin sağlıklı bir şekilde aktarılmasında, nesiller arası yozlaşmayı ve kültür alış-verişini sağlamada, kişilerin kültür yabancılaşmasını engelleme gibi işlevler bakımından önemli bir yere sahiptir.  İnsanlarımız geleneklerden uzaklaşmakta ve yeni nesil gelenek ve göreneklere göre hareket etmeyi geri kafalılık, eski kafalılık gibi cümlelerle ifade etmektedir. Nasıl bir duvar örülürken harç olmayınca, çabucak yıkılıyor, toplumda da gelenek ve görenekler işlerliğini yitirdikçe toplum yıkılmaya başlar. Eski nesilden günümüzde yaşayan insanlar azaldıkça geçmişten ve özümüzden uzaklaşmaya başlıyoruz artık geçmişten günümüze taşınan değerler yok olmakta.

Kitle iletişim araçları ya da moda deyimiyle “medya”, sosyalleşmenin önemli aracıdır. Sosyalleşmede, kimliğin oluşumunda diğerlerine göre etkisi daha derin ve süreklidir. Özellikle hızlı toplumsal dönüşümlerin yaşandığı Türk toplumunda özel radyo ve televizyonların giderek artan etkisinde bunu somut olarak gözlemlemek mümkündür.  Yeni nesil gittikçe kendi kültüründen uzaklaşıyor. Ancak bunların önemi çocuklar sokaklara düşüp tinerci olduktan, uyuşturucu komalarına girdikten, başlarına kötü bir şeyler geldikten sonra anlaşılır duruma geldi. 

Dünyada bazı ülkeler bunu farkına vararak seferberlik ilan etti. Akşamları insanların televizyon veya her hangi bir iletişim aracını açmadan, beraberce oturup sohbet etmeleri ve akraba ziyaretleri yapılması konusunda toplum bilinçlendirilmeye çalışılmakta. Çünkü aileler parçalanmakta, aile kavramına sahip çıkılmamakta, genç nesil artık yok olmakta. Fakat biz elimizdeki potansiyel genç nesle sahip çıkmıyor ve batının kucağına itiyoruz. Büyüklerimizin çoğu şu zihniyete sahip “Biz yaşayamadık çocuklarımız yaşasın” yaşansın fakat toplumsal değerlerden habersiz yaşanmasın.

Japon bir genç hala ergenlik çağına girdiği zaman soğuk su ile toplu olarak toplum önünde banyo yapıyor ve buna kutsal bir değer yüklüyor. 21.yy da el öpmeyi saçma bulan, ihtiyarlara saygı göstermeyi “21.yy da yaşıyoruz bunlar eskide kaldı.” diyerek örf ve adetten gelen mirasların üzeri külleniyor. Artık yok oluyor. Köy odalarının misyonu, toplumda ki değerleri nesilden nesile aktarmak ve toplumsal canlılığı korumak. Hastalıklı bir toplum değil sağlam ve dimdik ayakta duran bir toplumu geleceğe taşımaktı. O zaman yaşayan insanlar Köy odası geleneğini 1950li yıllara kadar taşımışlar. Toplusal değerlerin yok olduğu 21.yy, küllenen değerleri ayağa kaldırıp, köy odasının ne olduğunu bir kenara bırakırsak, köyün ne olduğunu bile bilmeyen büyük çoğunluktaki gençlere gelenek ve göreneklerimizi öğretmeliyiz. Toplumsal yaraların daha fazla büyümeden tedavi edilmesi gerekir.

Köy odaları, o devri yaşayan insanların anlattıklarına göre 1940 – 1950’ yıllarından sonra işlevini büyük bir hızla yitirmeye başladı. Diğer toplumları da etkileyen sanayileşme, teknoloji gelişimi, insanların tüketim ihtiyaçlarının artması ve artık köylerdeki imkânların bu ihtiyaçlara karşılık yeterli gelmemesi gibi nedenlerle büyük bir şehirlileşme akımı gelişmeye başlamış. Bu şehirlileşme akımı yüzyıllardır yerleşmiş olan toplum örf ve adetlerinde kaymalara sebep olmaya başladı. Sanayileşme ile meydana gelen topraktan kopma ve iletişim araçları ile ortaya çıkmaya başlayan batı toplumunun etkisi toplum yapımızı değiştirdi. Ve 1940’lardan bu günlere doğru örf ve adetlere karşı yukarıda saydığımız sebeplerle meydana gelen duyarsızlaşmadan köy odaları da nasibini aldı.

Köy Odalarının Fiziki Yapısı:

Köy odaları geçmişten günümüze ulaşan kültürel değerlerin aktarıldığı, yaşandığı ortamlarmış, köyün zengin kişilerin katkılarıyla işlevini sürdürmekteymiş ve birçok insana soğuk gecelerde sıcak bir sığınma, konaklama yeri olarak, üzerine düşen görevi yerine getirdiğini köy halkının ifadelerinden anlamaktayız.

Günümüzde Çorum Arpagözü Köyü’nde halen canlı bir şekilde ayakta olan köy odası vardır. Bu oda halen faal durumda ve sanki yapıldığı yıldan bu tarafa hiçbir şey kaybetmemişçesine hala dimdik ayaktadır ve halkı o köy odası geleneğini halen yaşatmaktadır…  Köy odaları yapıldığı yıllarda ulaşım sadece hayvanlarla, yani atlar ile yapılmakta veya en yaygın olan, yürüyerek insanlar gidecekleri yerlere ulaşmakta. Anlaşıldığı üzere, bu şartlarda bir insanın yürüyerek sabah çıkıp akşam varacağı yere ulaşması imkânsızdır. Mutlaka bir yerde konaklamak ve geceyi orada geçirmek zorundadır.  

Köy odaları genellikle altlı üstlü yapılırdı, bir misafirhane ve bir ahırdan oluşmakta idi. Bazılarının önünde de uygun büyüklükte “avlu” ismi verilen bahçeleri bulunurmuş. Tabi ki hepsi aynı değildi. Odalar gelen misafirlere göre dayanıp döşenirdi. Gelecek olan misafirin yatağı, yorganı, ibriği, havlusu, sergisi, leğeni, testisi gibi gerekli eşyaları hemen hazırlanırmış.

“Sedir” adı verilen yerde yaşlıların oturmuş, solda en küçükler ve sağa doğru büyükler oturuyormuş. Bu oturma şeklinin belirli kuralları varmış.  Odaların tavanları ahşap ve yerler topraktan yapılmaymış. Odanın tam ortasında yolluk v çul gibi sergiler serilirmiş. Odalar o zamanın yapı malzemelerinden dolayı tamamı ahşap olarak yapılırmış.

Bir de o zaman elektrik olmadığı için o günün en modern avizesi olan gaz lambalarını koymak için lambalık adı verilen küçük bir bölüm bulunmakta. Burada ya o zamanın en modern ışık aracı olan “gaz lambası”,  “idare” ya da “lüküs” adı verilen lambalar kullanılmakta idi. Bunları şuan ben bile halen hatırlarım. Bu lambaların ışığında ders çalıştığımız o zor şartları hikâye olarak nitelendiriyorum. Çünkü sadece bir düğmeye basıldığı zaman kolay bir şekilde aydınlık bir ortama kavuşma imkânına sahip olduğumuz bir çağda bu anlatılanlar insana hikâye gibi geliyor. Bu rahatlık sebebiyle bunların pek kıymetini bilemiyoruz.

Köy Odalarının Günlük Hayattaki Yeri: 

Köy odaları bir çok işlevide yerine getiriyormuş. Köy dışından gelen insanlara misafirhane, köy içerisinde meydana gelen faaliyetlerin yapıldığı bir toplantı salonu, insanların eğlenceler düzenlediği stres atma yeri, büyüklerin nasihatlerinin dinlendiği ve ibretli hikâyelerin anlatıldığı, derslerin çıkarıldığı, kitapların okunduğu bir okul, Köy kararlarının alındığı bir meclis, eğer insan vücuduna benzetirsek, köy odaları kalp işlevi görüyor idi.  köyün sorunları odada tartışılıyor, çözülüyor idi. Yazılı hukukun pek fazla hakim olmadığı bir ortamda insanlar büyüklerin söylediği nasihatler doğrultusunda işleri yürütüyorlarmış. 

Köy halkından birisi, başka birisinden borç aldı, zamanında vermedi ise köy odasına bir akşam çağrılır ve büyükler o kişiyi dinlerler eğer haksız yere vermedi ise uyarılır ve borcunu ödemesi söylenir. Bu kişi bu karara itiraz etmez ve borcunu öder idi. Köyden hasta olan fakir bir kişi veya evlenemeyen fakir bir genç varsa odaya gelen büyükler bir karara bağlayıp köy halkını yönlendirerek bu kişilerin sorunlarının halledilmesine çalışılırdı.

Odaların başka bir özelliği ise, bayramlarda bayram namazından gelindikten sonra köy halkı evde pişirdiği yemekleri odalara getirir ve herkes odalarda toplanarak bayram yemeklerini yerdi. Bir toplumda bu gibi etkinlikler toplumsal birlik ve beraberliği sağlama da toplumu bir arada tutmada önemli unsurlardır.  Köy sorunları ile alakalı kararlar dışında diğer odalarda bu etkinlikler yaşanırdı. Köy sorunları muhtarın açtığı odada tartışılır ve karara bağlanır idi.

Köy Odalarında Adap ve Düzen:

Odaya gelen insanlar, odalar içerisinde ki saygıyı bilen insanlar idi. Küçük yaşta ki bir çocuktan en büyüğüne kadar herkes oda adabını biliyor idi. Odada herkes rast gele oturamaz idi. Odaya gelen en yaşlı en başa oturur, gelen insanlarda yaş sırasına göre otururlar idi.  Bu sıralama ancak bir misafir geldiğinde köy imamı yada köy öğretmeni odaya geldiğinde bozulur ve en başa bu kişiler oturur idi. Küçük bir çocuk olsa bile, yaşı ne olursa olsun bir misafir gelirse en başa o oturtulurdu.. Bunun sebebi ise “Misafirin tanrı misafiri” oluşuydu.

Ayrıca gelen misafirin can ve mal güvenliği odaya aitmiş.  Gelen misafir odaya girdikten sonra jandarma dahil, hiç kimse odadan alamaz idi. (Jandarma diyorum çünkü o zaman güvenliği sağlayan tek kurum.). Gelen kişi istediği kadar odada kalabilir. Odadan kesinlikle gitmesini söylemezmiş. Köy imamı köyde saygın bir yere sahip bulunmakta. Bir odaya imam geldiği zaman odanın en başında oturan kişi kalkar yani en büyüğü, imama yer gösterir. Bunun sebebi ise; yaşı ne olursa olsun ilim sahibi bir insana saygıda kusur etmeyişleridir. 85-90 yaşındaki ihtiyar amcalar bile kalkıp yer verirlermiş Çünkü; “Onlar kişinin kendisine değil, taşıdığı ilme saygı gösterirlermiş”   

Kazancı Köy Odası;

Kazancıdaki köy odasını İbrahim TÜRKER’İN kaleminden dinleyelim… Köy odası, Türkçe sözlükte köylülerin sorunları ile ilgili toplantılar yaptıkları, kimi zaman oturup söyleştikleri, köye gelen konukları ağırladıkları, özel olarak hazırlanmış yapı olarak tanımlanmaktadır.

Hakkında söz edeceğim, köyümüzün 1930'lu yıllardaki Köy Odası olup, sözlükte yapılan köy odası tarifine tam olarak uymaktadır. Köyümüzdeki Oda, evimize aşağı yukarı on metre uzaklıktaki, şimdilerde olmayan eski camiye bitişik olup, bir giriş bölümü, bir de oturma ya da toplantı yeri olan bir odadan ibaretti. Toplantı yeri olması yanında en önemli görevi, misafir severlik geleneğimizin yaşatıldığı yerdi. Köye gelen yabancıların rahatça yemek yediği ve geceledikleri köyümüzün odasından çevre evlerin ilgisi esirgenmezdi. Camiye bitişik olduğu için namaz kılmaya gelenler doğal olarak odaya gelenleri görürler ve bilirlerdi. Çocukluk yıllarımda Odaya yemek taşıdığım anları hiç unutmuyorum.

Rahmetli babam camide namazını kıldıktan sonra eve geldiği zaman, "Hanım odaya misafir gelmiş, yemek hazırla da çocuk götürsün" (çocuk dediği bendim) dediği zaman annem tüm işlerini bırakır ve yemek hazırlığına öncelik tanırdı. Yemek hazırlanınca onları Odaya taşımak bana düşerdi. Diğer komşular da bu yabancı konukların geldiğini duyunca aynı ilgiyi göstermekten geri kalmazlardı. Yabancı misafirlere götürülen yemekler daha bir özenle hazırlanırdı.

Bildiğimiz gibi, Anadolu aile geleneğinde, misafirlere özel yemekler ikram edilir. Köy Odasının hemen yanında bir ulu kavak ve altında TAHTA denilen ve merdivenle çıkılan bir yer vardı. Köy konuları ve değişik sohbetler bu Tahtada yapılırdı. Dini içerikli konular ve sohbetler dedem Abdurrahman Hoca'nın konuşması ile de ayrı bir anlam kazanırdı. İşte Türk gelenekleri içinde köy odalarının ayrı bir yeri ve anlamı vardır. İnsan sevgisinin, dayanışmasının, karşılıklı saygının en güzel örnekleri bu denli yerlerde görülürdü. Gençlerimizin böylesine hayırlı kurumlara ilgi duyup duymadıklarını merak ediyorum. Diye bitiriyor İbrahim TÜRKER bu sözlere katılmamak mümkün değil.

Kasabamızın merkez mahallesinde bulunan Abdullah Albayrak (Kezbanın Abdullah) ve Mehmet Erdem (Berbat) evlerinin olduğu yerde  “odanın önü” olarak bilinen çeşmenin yanındaki yerde Köy odası ve Köyün Merkez Camisi varmış. Odanın önü ismi oradan geliyor. Köy odası iki katlı bir yapıdan ibaretmiş üst katı toplantı ve misafirler için kullanılırmış. Alt katın bir bölümü ahır ve bir bölümüne Toprak Mahsulleri vergisinden toplanan zahireler depolanırmış.

Bildiğiniz gibi 1940–1949 yılları arasında İkinci Dünya Savaşı dolayısıyla, kamu harcamalarında meydana gelen artış, nedeniyle Devlet, artan kamu harcamalarını karşılamak için, Varlık Vergisi ve Toprak Mahsulleri Vergisi gibi iki olağanüstü vergi kabul edildi. Bu olağanüstü vergiler, kısa bir müddet sonra olağanüstü koşulların sona ermesiyle yürürlükten kaldırıldı.. Köylü harmanını kaldırmadan hükümet yetkilileri gelerek %10 mahsulden vergi alır, ondan sonra kalan mahsulü evine götürebiliyormuşsun.

Köy odası ve camisi daha sonraları dönemin muhtarının tarafından bilinçsizce yıktırılarak taş ve ağaçlarıyla kendine ev yaptığı da söylentiler arasındadır. Köy odasının yerinde şimdiki binalar yapılmış oda ve camiden hiçbir eser bile yoktur. Yaşayan değerlerimizi kendi ellerimizle nasılda yıkıyoruz. Şimdilerde eski kazancı evlerini yıkıp betonarme evlere dönüştürüyoruz. Hâlbuki aslına uygun olarak yapsak, restore etsek gelecek kuşaklara, ecdadımızın izlerini yansıtmış olurduk… “Kim bilir belki gönüllü kazancı sevdalılarını bulursam eski bir kazancı evini köy odasına çevirebiliriz… köy odası kültürünü tekrar canlandırabiliriz. Ne dersiniz varmışsınız.?”

Anlatılanlara göre Köy odasının olduğu yere yani kazancıya ilk yerleşen kişinin Gülnar yöresinden gelen Donrulu Mehmet ve 12 evlik ailesi olduğu söyleniyor. Aile, Aşağı Mahallede, Odanın Önü (eski caminin olduğu yer) denilen yere yerleşmiş ve Mehmet uzun yıllar muhtarlık yapmıştır. Hatta ölümünden sonra, oğlu Abdullah muhtar olur, oda ölünce de karısı muhtarlık yapmıştır. Konya’da medrese eğitimi gören diğer oğlu ise, muhtarlık ve Ermenek’te kadılık yapmıştır. Bu ailenin şimdiki Kâhyaların soyları olduğu sanılmaktadır.

Köy odalarında eğitim ya imam tarafından veya köyde molla diye tabir edilen, okuma yazma öğrenmiş, Osmanlı Türkçe’si ile yazılmış olan kitapları okuyabilen kişiler aracılığı ile yapılmaktadır. Kasabamızda Osmanlı döneminde resmi bir okul yokmuş.  Ermenek’teki medrese ve rüştiye (ortaokul) da okur veya komşu köy Sarıvadide ki imamlar lakabı ile alınan(köksoylar ve soydemirler)’in açtığı özel medreselerde okurlarmış. Bunlardan başka Abdurrahman SÖZEN’İN açmış olduğu özel medresede de eğitime devam etmişlerdir. Uzun yıllar köyün imamlığını da yapan Abdurrahman SÖZEN köyün sayılı kişilerindenmiş. (Kaynak: Sami TUNCA – Kazancı Kasabası kitabından)

O zamanlarda köylülerin, dış dünya ile yani köyün dışında yaşananlardan, gelişmelerden haberdarları yokmuş. Televizyon, radyo, dergi, gazete gibi, bugünkü medya organları yokmuş. Köye bir misafir gelirse, gelen misafirden geldiği yerlerde duyduğu, gördüğü şeyleri anlatması istenirmiş. Ancak bu şekilde haberdar olunabiliyormuş.. Yani bir haber onlara ulaştığında o olay meydana gelmesinden sonra, birkaç gün geçmiş olabiliyordu. Fakat Kazancı Muhtarı M.Ali GÜZEL ve ihtiyar heyeti tarafından alınan karar gereği 1940’lı yıllarda gazete abone bedeli olan 10 liranın sarfına karar verildiğini görüyoruz. Görüldüğü üzere, o yıllarda köy muhtarlığım gazete abonesidir. Yıl 2008 ve kasabamızda halen resmi anlamda bir gazete, dergi satan bayiliğimiz bile yok.

Kazancı Köy odasında alınan bazı kararlar;

—Kazancı Muhtarı M.Ali GÜZEL ve ihtiyar heyeti tarafından alınan 23.03.1941 günlü ve 8 sıra numaralı karar şöyledir,“ 1940 ve 1941 yıllarına ait gazete abone bedeli olan 10 liranın sarfına karar verildi “ Görüldüğü üzere, o yıllarda köy muhtarlığı gazete abonesidir.

—Muhtar Hasan ERDEM ve Azalar Hamdi BÜLBÜL, Tahir TUNCEL, Yusuf GÜRBÜZ, Mehmet TOMBUL, Mustafa ÇETİN imzalarıyla alınan 13.07.1942 günlü ve 17 sayılı karar şöyledir. “köyümüz eski muhtarı Hüseyin GÜZEL’İN mart ayına ait istihkakı olan 2 lira 20 kuruşun senet mukabilinde varislerine verilmesine karar verildi”

—Muhtar M. Ali GÜZEL ve heyeti tarafından 28.01.1941 günlü ve 51 sayılı karar;“ 1941 yılı imamı Abdurrahman SÖZEN’E, 2nci Kanuni, Şubat, Mart, Nisan, Haziran, Temmuz, Ağustos, Eylül aylarına ait 9 aylık ücreti tutarı olan 26 lira 25 kuruşun senet mukabilinde verilmesine iştirakle karar verildi”

—Muhtar M. Ali GÜZEL ve heyeti tarafından alınan 02.05.1941 günlü ve 14 sayılı karar şöyledir.“ 1941 yılında köy odası inşaatında 01.05.1941 Cuma günü kendisine tebligat yapıldığı halde çalışmaya gelmeyen Hasan KÖKSOY’dan, Köy Kanunu 56. maddesine göre 2 lira ceza alınmasına karar verildi.”

—Muhtar Hasan ERDEM ve heyeti tarafından alınan 22.01.1941 günlü ve 13 sayılı karar şöyledir.“ Köyümüzden askere gidenlerin ailelerine müsavi olmak üzere, üçer liranın İbrahim karısı….., Mehmet karısı …, Bayram karısı …, Durmuş karısı …., Kerim karısı …., na verilmesine karar verildi.”(Kaynak:Naci SÖZEN)

Derleyen; Hasan KÖKSOY – Ocak 2008

Bu haber 1393 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit
ÇANAKKALE ZAFERİ17 Mart 2018

ANKET

Ermenek ve Anamur İl Olursa, Kazancı Nereye Bağlansın



Tüm Anketler

© 1999 - 2018 Sitedeki isimler, içerik ve fotoğraflar izinsiz kullanılmaz. Haber ve Yorumlar sahiplerine ait olup, sitemiz sorumluluk kabul etmez.

RSS Kaynağı | Yazar Girişi | Yazarlık Başvurusu

Altyapı: MyDesign Haber Sistemi