Kazancı Beldesi
ANASAYFA HABER ARA FOTO GALERİ VİDEOLAR SİTENE EKLE RSS KAYNAĞI İLETİŞİM FORUM

HABER ARA


Gelişmiş Arama

EN ÇOK OKUNANLAR

ATATÜRKÜ ANMAK VE ANLAMAK..!!!

Naci Sözen

09 Kasım 2014, 19:51

Naci Sözen

ATATÜRK’Ü ANMAK VE ANLAMAK..!!! Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK’ü, Kurtuluş Savaşı Başkomutanı, Vatanımızın kurtarıcısı, Cumhuriyetimizin kurucusu ve ilk Cumhurbaşkanı, çağdaş medeniyetlerin üzerine çıkma ülküsünün öncüsü, eşiz bir lider ve Komutan, çağdaş bir devlet adamı, barışsever, milliyetçi, dil, tarih ve kültür ile hayatın her alanında akıl ve ilmin ışığını işaret eden, diplomat, siyasetçi, araştırmacı, hatip ve düşünce adamı, insanımızı ümmet olgusundan ulus gerçeğine taşımış, onurlu ve eşit yurttaşlar olmamızı sağlamış bir lider olduğundan, bu ölüm yıldönümünde, sevgi, saygı ve özlemle, sonsuz rahmet ve şükran duygularımızla anıyoruz. Fakat, bu başarılarının önemini, ilke ve devrimlerini, gösterdiği hedefleri, hayat felsefesini, yaşantısını, fikirlerini, bu ilkelerin evrenselliği ve güncelliği konularını tam olarak anlayabildik mi ?, insanımıza, diğer toplumlara ve gençlerimize anlatabildik mi?, anma törenlerinde mutlu muyuz ? sorularına olumlu cevaplar vermiyoruz. Bu anma törenlerini, Diyarbakır’da asılı olan “Ne Mutlu Türküm Diyene” levhasının kaldırıldığı, Sivas’ta İmam Hatip Okulu bahçesindeki Atatürk büstünün kaldırıldığı, vekillerimizin “kızlar ve erkekler ayrı sınıflarda okusun” diye beyanat verdikleri, eski vekillerin “Türküm, ama, Türklüğümden hayır görmedim” şeklinde açıklamalar yaptığı, futbolcu vekilimizin “Türk değilim, Arnavut’um” dediği, T.C rumuzlarının her yerden atıldığı, kurucusu olduğu Diyanet tarafından, camilerde okunan hutbelerden “Atatürk ve silah arkadaşları “ ibaresinin çıkartıldığı, devlet madalyasından Atatürk görüntüsünün iptal edildiği, Atatürk büstlerinin tahrip edildiği, bayrağımızın yakılıp yırtıldığı, TÜRK ve TÜRK MİLLETİ temel kavramlarının dışlandığı, bölücülerin sözde özerlik kutlamaları yaptıklarının basında yer aldığı günlerde yapıyor olmamız nedeniyle mutlu olmamız mümkün değildir. Atatürk ilke ve devrimleri, özünde, insanlık, vatandaşlık, bağımsızlık, ulusal egemenlik, özgürlük, çağdaşlık, uygarlık, barış, dostluk, bilimsellik, eşitlik, hukuksallık, çalışkanlık, atiklik, ahlaklılık, sevgi, saygı, güven, sorumluluk, yurttaşlık, milliyetçilik, cumhuriyetçilik, halkçılık, devrimcilik, devletçilik, yapıcılık, üretim, gelişim ve gençlik kavramlarını bir ve bütün olarak içinde taşır. Nitekim, Osmanlı İmparatorluğunda hukukun dini esaslara dayanıyor olması ve devlet ve toplum hayatında dinin egemen olması nedeniyle, Atatürk, daha, 01 Mart 1922 günü, TBMM yasama yılı açış konuşmasında “ her devletin içinde bulunduğu sosyal yaşantısı ve uygarlık derecesine uygun bir hukuki mevzuatı vardır. Bizim milletimizin adalet düşüncesi ve anlayışı hiç bir uygar ulusun seviyesinden aşağı değildir” demiştir. Bu nedenle, hukuki mevzuatımızın tüm uygar devletlerin kanunlarından eksik olması düşünülemez, diyerek konunun önemini vurgulamıştır. Neticede, çalışmalara hemen başlanarak, Medeni Kanun ve Borçlar Kanunu İsviçre, Ceza Kanunu İtalya, HUMK. İsviçre, CMUK. Almanya, İcra İflas Kanunu İsviçre, Ticaret Kanunu muhtelif ülkelerin kanunları, İdare Hukuk ise Fransa kanunları iktibas edilerek yürürlüğe konmuştur. Atatürk, 29 Ekim 1933 günü, Cumhuriyet Bayramı kutlama töreninde Onuncu Yıl Nutku’nu okumuş ve sözlerini “ Türk Milleti, sonsuzluğa akıp giden her on senede, bu büyük millet bayramını daha büyük şereflerle, huzur ve refah içinde kutlamanı gönülden dilerim. Ne Mutlu Türküm Diyene” diyerek bitirmiştir. Bu ünlü söylevini kendisinin kaleme aldığı, el yazısının sonunda “ bu söylediklerim hakikat olduğu gün, senden ve bütün medeni beşeriyetten dileğim şudur. Beni hatırlayınız.” cümlelerini de yazmış olduğu, bunların üzerini çizdiği ve konuşmasında bunlara yer vermediği görülmüştür. Biz, Ulu Önderimizi her zaman hatırlıyoruz ve hatırlamaya devam edeceğiz. Atatürk ilke ve devrimlerini, sözlerini, söylevlerini, ırkçılık ve faşistlik kavramlarıyla açıklamaya çalışanların hedefinde Türk Milleti gerçeğini yok etmek yatmaktadır. Halbuki, Atatürk Milliyetçiliğinin felsefesine göre, Türkiye Cumhuriyetini kuran halka Türk Milleti denir. Hiçbir vatandaşımızın etnik, din, dil, kültür, mezhep kimliği O’nun Türkiye Cumhuriyetinin birinci sınıf vatandaşı olmasına engel değildir. Çünkü söz konusu olan, birlik dirlik, beraberlik ve siyasal bir bağdır. Türkiye Cumhuriyetini kurmak ve yaşatmak için bir irade ortaya koyan halk Türk Milletidir. Türkiye Cumhuriyetine vatandaşlık bağı ile bağlı olan her vatandaş kendini bağlı saydığı dil, mezhep, ırk kavim, ne olursa olsun Türkiye’nin maddi ve manevi birinci sınıf vatandaşıdır. Türkiye’de etnik ayrımcılık yapmanın siyasi ve hukuki hiçbir dayanağı yoktur. Atatürk, Cumhuriyet idaresinin insan onuruna en yakışan idare şekli olduğunu söylemiştir. Nitekim, ABD Büyükelçisi ile yapılan resmi görüşmede yaptığı konuşmasında, kendi sesinden dinlediğimizde, demokrasi kavramı ve önemini vurgulamakta, hurafelerden kurtularak çağdaş bilime ve akla yönelmeyi tavsiye etmektedir. Cumhuriyetin 10. Yılı söylevinde “ az zamanda çok ve büyük işler yaptık. Bu işlerin en büyüğü, temeli Türk kahramanlığı ve yüksek Türk kültürü olan Türkiye Cumhuriyeti’dir “ demiştir. Ulu Önder Atatürk, “ yurtta sulh, cihanda sulh “ derken, bir taraftan, yurt içinde huzur ve sükunu, güven içinde yaşamayı amaçlamış, diğer taraftan da, milletlerarası barış ve güvenliğin önemini işaret etmiştir. Atatürk, "Memleketler muhteliftir, fakat medeniyet birdir” der. Atatürk, fikirleri, görüşleri ve "Türk Devrimleri " adı verilen eseriyle, tüm dünyada yankılar uyandırmış bir liderdir. Bu yankılar sebebiyledir ki, Atatürk için bir niteleme aranırsa "çağını aşan lider" sıfatını fazlası ile hak etmiştir. Kurtuluş Savaşı ve Atatürk devrimlerinin iki hareket noktası (dinamiği) vardır. Bunlar; “ tam bağımsızlık“ ve “kayıtsız şartsız millet egemenliği “ dir. Atatürk liderliğinde kazanılan Kurtuluş Savaşı (Milli Mücadele) gerçeği, Türk Milleti, Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve bu savaşı kazanan şehitler, gaziler ve tüm vatandaşlar için, bir zaferden öteye, bir VAR OLMA veya YOK OLMAMA mücadelesi niteliği taşımaktaydı. Mondros Mütarekesi ve Sevr Andlaşması ile paylaşılan ülkemiz, Atatürk önderliğinde, Milletimizin azim ve kararı ile verdiğimiz mücadelenin sonunda kurtarılmış ve işgalciler geldikleri gibi gitmişler, Türkiye için diplomatik bir zafer olan Lozan Barış Andlaşması ile Milli sınırlarımız çizilmiş, Türk İstiklal ve Hakimiyeti tüm dünya tarafından resmen tanınmıştır. Bilindiği üzere, Osmanlı Devleti, Kurtuluş Savaşı öncesi, ekonomik, siyasi ve askeri yönden tam bağımsız değildi. Bir çok cephede yenilgiyle sonuçlanan harplerin sonunda Avrupa ülkelerine borçlanmış, borçlarını ödeyemeyecek duruma gelince de iflas ettiğini resmen bu ülkelere bildirmişti. Alacaklı devletler, aralarında anlaşarak Osmanlı ülkesinde bir borç ödeme sistemi kurdular ve ismine Duyun-u Umumiye dediler. Yabancıların idaresinde olan bu teşkilat Osmanlı ülkesinde üretilen tütün, buğday, incir, üzüm, maden ve pamuk gibi gelir getiren tüm ürünler bu teşkilat tarafından işletilir, toplanır, satılır ve parası dağıtılırdı. Bu teşkilat Osmanlı Devletinin gelir kaynaklarını ele geçirmişti. Devletin, üretilen ürün ve madenler üzerinde hiçbir tasarruf yetkisi yoktu. Tüm ürünler bu teşkilatın gözetiminde satılır, toplanan para alacaklı devlerlere dağıtılır, az bir kısmı da devlete verilirdi. Bu ekonomik ambargo, siyasi bağımlılığı da beraberinde getirmiştir. Devrim Tarihi Uzmanı, Eğitimci Sayın Cemalettin TAŞKIRAN hocamızın eserlerinden öğrendiğimize göre, Osmanlı devleti askeri yönden de bağımsız değildi. Almanlarla yapılan anlaşmalar gereği, ordunun başına Alman subaylar atanmış, eğitim ve komuta bu yabancılara bırakılmıştı. Alman general Liman Von Sanders bir üst rütbeye yükseltilerek İstanbul Osmanlı Kuvvetleri Komutanı yapılmış, tüm eğitim kurumları ona bağlanmıştı. Alman Albay Back Vonerlich, Harbiye Komutanı olmuştu. Osmanlı Devleti, ordusunu ıslah etmek için Almanlara başvurarak yardım istemiş ve Alman subayların görevlendirilmesini talep etmişti. İstanbul’da görevli Alman Büyükelçi Vangenheim, aldığı bu teklifi İmparator 2. Wilhelm’e bildirmiş, alınan olumlu cevabı da Osmanlı devletine “ İmparatorun bu isteği lütfen kabul etmek tenezzülünde bulunduğu.. “ şeklinde bildirmişti. Bu aşağılayıcı ifadeye rağmen, Osmanlı Hükümeti Başbakanının cevabı bu aşağılanmayı kabul eden bir üslupla, 24 temmuz 1913 tarihli resmi yazışmada “yüksek teveccüh belirtisinde bulunmaya tenezzül ettiğinden dolayı, derin şükranlarını majeste imparatorun tahtının ayaklarına arz etmeyi sayın ekselanslarından rica eder” şeklinde bir cevap veriyordu. Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşları bu onur kırıcı olaylara tanık olduklalarından, Kurtuluş Savaşı, tam bağımsızlık parolası ile başlatılmıştır. Emperyalizme ve istilacılara karşı istiklal mücadelesi yapacak olan Doğu dünyası, gönlünde bir milli kahraman, idealinde bir kurtarıcı, yani, Mustafa Kemal arıyordu. O'nun evrensel yönü hakkında söylenenlere kısaca göz atmak gerekirse; şu örnekleri vermek mümkündür ; - Çinli lider Çan Kay Şek, "Atatürk'ün hayatı ve eseri sadece Türkiye için değil, fakat dünyanın bütün hür milletleri için ilham kaynağı olmakta devam edecektir" der. - Pakistan Cumhurbaşkanı Eyüp Han ise, "Atatürk, yalnız bu asrın en büyük adamlarından biri değildir. Biz, Pakistan'da O'nu, gelmiş geçmiş bütün çağların en büyük adamlarından biri olarak görüyoruz...0 İslam dünyasında yeniden siyasi uyanış istikametinde ileriye doğru cesur bir adım atan bir avuç insandan biriydi" şeklinde açıklamalarda bulunmuştur. - Hindistan'ın kurucusu Nehru ise, Atatürk'ün bağımsızlık yolundaki başarısına hayran olduğunu ifade etmekten kendini alamadığı gibi, "biz, o tarihlerde O'nun bağımsızlık hareketiyle son derece meşguldük" demiştir. - Atatürkçülüğün evrensel değeri özellikle İkinci Dünya Savaşından sonra daha da anlaşılmıştır. Ekonomik ve sosyal bakımdan geri kalmış bir çok millet, Batıya yönelirken, Batı demokrasisine geçerken Atatürkcülük’den yararlanmanın yolunu aramıştır. - Prof. Maurice Duverger “Batıya doğru yönelmeyi arzulayan bu yarı gelişmiş ülkelerin, kısa zamanda batı standartlarına yükselmeleri, ancak, Türkiye Cumhuriyeti tecrübesi ile mümkün olabilecektir” demiştir. - Tunus Başkanı Burgiba, Atatürk için "O, asırlarda bir gelebilecek devlet adamlarından biriydi" demiştir. - Sonuç olarak; Atatürk, fikirleri, görüşleri ve "Türk Devrimleri " adı verilen eseriyle, tüm dünyada yankılar uyandırmış bir liderdir. Bu yankılar sebebiyledir ki, Atatürk için bir niteleme aranırsa "çağını aşan lider" sıfatından daha uygun bir ifade olamaz. İşte, Atatürk'ü evrensel yapan yönü de budur. Kurtuluş Savaşı’nın Baş Komutanı, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu, Ulu Önder Mustafa Kemal ATATÜRK’ü bu anma gününde, hasret, rahmet, minnet ve saygı ile anıyoruz. Derleyen : Av. Naci SÖZEN, 09 Kasım 2014, ANKARA

Bu haber 786 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit
ÇANAKKALE ZAFERİ17 Mart 2018

ANKET

Ermenek ve Anamur İl Olursa, Kazancı Nereye Bağlansın



Tüm Anketler

© 1999 - 2018 Sitedeki isimler, içerik ve fotoğraflar izinsiz kullanılmaz. Haber ve Yorumlar sahiplerine ait olup, sitemiz sorumluluk kabul etmez.

RSS Kaynağı | Yazar Girişi | Yazarlık Başvurusu

Altyapı: MyDesign Haber Sistemi