Kazancı Beldesi
ANASAYFA HABER ARA FOTO GALERİ VİDEOLAR SİTENE EKLE RSS KAYNAĞI İLETİŞİM FORUM

HABER ARA


Gelişmiş Arama

DERSİM İSYANI VE SAKLANAN GERÇEKLER...

Naci Sözen

16 Kasım 2014, 19:18

Naci Sözen

DERSİM KRİZİ VE SAKLANAN GERÇEKLER Milletimizi ve Devletimizi geçen çeyrek asırlık süre boyunca uğraştıran, kaynaklarımızın heba olmasına, 40 bine yakın insanımızın hayatını kaybetmesine ve 5000 üzerinde şehit verilmesine neden olan bölücü terörü ve PKK örgütünü bitirmek, anaların gözyaşlarını dindirmek, söylemleriyle başlatılmış olan “ Kürt Açılımı “ sürecinin değerlendirilmesi için, 10 Kasım 2009 günü,Türkiye Büyük Millet Meclisi salonlarında yapılan görüşmeler sırasında, CHP adına söz alan Milletvekili (Emekli Büyükelçi) Onur ÖYMEN tarafından yapılan konuşmada geçen “ Dersim İsyanı” kelimeleri çevresinde koparılan fırtınaları biliyoruz. Sayın Onur ÖYMEN, bu konuşmasında, hükümetin söylem ve icraatlarını eleştirmek için “ Çanakkale’de, Kurtuluş Savaşı’nda, Dersin ve Şey Sait İsyanları sırasında analar ağlamadı mı? Atatürk isyancılarla müzakere mi etti ? “ cümlelerini söylemişti. Bu konuşma sonrasında, adeta düğmeye basılmış gibi, Tunceli ve Alevi yurttaşlarımızın yoğun yaşadığı kentler başta olmak üzere, yurt içi ve yurt dışında, çirkin bir iftira kampanyası ve saldırı furyası başlatıldı. Meclis konuşmasında geçen Dersim İsyanı kelimeleri bahane edilerek başlatılan linç kampanyasının ilk hedefi Sayın Onur ÖYMEN oldu. Kendisi, yanlış anlaşılmış olma ihtimaline karşı “özür dilemiş” olmasına rağmen, faşist lider HİTLER resimleriyle şekillendirilerek, “Dersim Direniyor” yazılı pankartların da taşındığı tepki yürüyüşlerine ve istifa söylemlerine konu edildi. Karalama kampanyasının ikinci hedefine, Atatürk tarafından kurulan Cumhuriyet Halk Partisi oturtularak, bu partinin, Aleviler ve Tunceli bölgesindeki sempatisi yok edilmeye çalışıldı. Kampanyanın üçüncü hedefi, isyan sırasında Cumhurbaşkanı olan Atatürk, diğer bir hedefi, isyanı bastıran Türk Silahlı Kuvvetleri ve son hedefi de Türkiye Cumhuriyeti Devleti olmuştur. Görüldüğü üzere, yalın şekilde söylenmiş iki kelime üzerine inşa edilen bu karalama kampanyası, bölücüler için önemli ve yıkıcı emellere “engelleri” yıkma gibi hedefleri olan bir girişimdi. Sayın Onur ÖYMEN’in hedef seçilmesi boşuna değildi. Yıkıcı ve bölücü söylemler ve eylemler karşısında, sergilediği dik duruşu ile birlik ve bütünlük, Ulus Devlet, Cumhuriyet ve Atatürkçülük konularında, ülke ve dünya gerçeklerini, yıkıcıların yurdumuz üzerindeki emellerini, derin bilgisi ışığında dile getirip karşı koyan, gerçekleri göz önüne seren, insanımızı bilgilendiren bir kişi olması önemliydi. Kendisi, Almanya’da Büyükelçilik görevleri ve Kardak krizi sırasındaki rolü nedenleriyle de iftiraların odağındaydı. Sayın Onur ÖYMEN’in Almanya ‘da büyükelçi olarak görev yaptığı sırada, Eğitim Ataşesi olarak elçilikte görevli olan ve O’nu yakından tanıyan, Kazancılı eğitim öncülerimizden Sayın İbrahim TÜRKER’den “ Vurun Abalıya” başlıklı kısa bir yazı aldım. Telefon görüşmelerimizde ayrıntılarına değindiği yazısı aynen şöyledir . “ VURUN ABALIYA, Günlerdir bir suçlama furyası almış başını gidiyor. Neymiş efendim, Sayın Onur ÖYMEN meclisteki konuşmasında, Alevi vatandaşlarımızın yaralarını tekrar kanatacak ifadeler kullanmış. Düşünüyorum da, ülkemizde bir yığın üzerinde durulması gereken, dev sorurunlar varken, hiç de haklı tarafı olmayan bir alınganlık üzerinde fırtınalar koparırcasına önüne gelen, neden bağırıp duruyor? Sayın ÖYMEN, konuşmasında alevi vatandaşlarımızı küçük düşürecek bir söz söylememiş ki; kaldı ki, buna rağmen, kendilerinden özür de diledi. Cumhuriyet döneminde yönetime karşı onlarca isyan olmuş ve bastırılmıştır. Bunlardan birisi de, DERSİM İsyanıdır. İsyanlarda ölen de vardır,öldürülen de. Bunun hesabını yapmak kime ne kazandırır. Ama, burada acı olan, genç Cumhuriyetimize karşı bir başkaldırı olayıdır. Türk Silahlı Kuvvetleri isyancılara çiçek mi yollasaydı? Ben, Sayın ÖYMEN’i Almanya’daki elçiliğimizde görevli iken tanıdım. Alman dilini yeni öğrenmesine karşın karşısında konuşanlara kendi dillerinde hitap etmeyi büyük bir cesaretle deneyen ve ülkemizi en iyi savunan bir büyükelçi olarak görev yapmıştır. Keşke Onur ÖYMEN gibi aydınlarımızın sayısı daha çok olsa. Onun istifasını isteyenler bilmeliler ki, bu istekleri, sadece, bölücü ve yıkıcıların ekmeğine yağ sürecektir . Av.İbrahim TÜRKER “ Dersim İsyanı konusunda ekranlara çıkarılan konuşmacılar, yeri ve konumu belli bazı yazarların yazıları ve belli siyasilerin söylemleri incelendiğinde, bu olayların isyan olmadığı, devlet tarafından yapılmış bir katliam olduğu, tüm insanların öldürüldüğü, aslında bir isyan çıkmadığı, Seyit Rıza’nın masum olduğu, dağlara kaçan ve inlere saklananların uçaklardan bombalandığı, yakıt dökülerek diri diri yakıldıkları, ölü sayısının, 7000 kişiden başlayarak 40 000 kişiye kadar çıkartıldığı, izlenmiştir. Programlara çıkan konuşmacılara, Dersim İsyanı hakkında soru sorulduğunda, konuşmacıların isyan yerine “ katliam” diyerek söze başladıkları, olayın, Kerbela kıyımına bile benzetilmeye çalışıldığı bir gerçektir. Toplum olarak, okuma özürlü ve hafızası zayıf diye nitelendirildiğimizden olacak, tartışmalar başladığında, iç isyanlar ve Dersim İsyanı hakkında bilgisi olan insan sayısının, bu konularda akademik araştırma yapan bir kaç kişiden ibaret olduğu anlaşılmıştır. Ne var ki, bu insanlar da isyan hakkında bilgi vermekten çekiniyorlar. Yakın geçmişte, Ermeni sorunu tartışılırken de, konu uzmanı kişiler programlara çıkmıyor, Ermenilerin soykırıma uğramadıklarını söylediklerinde alacakları tepkilerden korkuyorlardı. Çünkü, o dönemlerde, “Anadolu’da 7 milyon Ermeni’yi kıtır kıtır kestik” şeklinde sözler söylemek modaydı ve uluslararası ödüller alıyordu. Bu olumsuz duruma rağmen, Prof. Oktay UYGUN, Prof. Ergün AYBARS, birkaç gazeteci yazar ve geçmişte kaleme aldığı yazılarla merhum A. Taner KIŞLALI bazı bilgiler edinmemizi sağladılar. Dersim Olayı hakkında, uzmanların sözleri, arşivler ve belgeler ışığında derlediğimiz bilgileri özetleyeceğiz. Bu bilgilerden sonra, olayın niteliği hakkında elbette bir yargıya varabilirsiniz. Kurtuluş Savaşı sırasında başlamak üzere, 1938 yılına kadar Anadolu’da çıkan önemli iç isyanın sayısı 19 adettir. Bunlardan biri Menemen Olayı, diğeri Asuri isyanı ve üçüncüsü Konya ‘da çıkan Delibaş İsyanıdır. Kalan 16 isyan ayrılıkçı Kürt isyanı olmaktadır. Menemen olayının nasıl yaşandığı, sonrasında neler olduğu bilinmektedir. Delibal isyanı, Refet Paşa komutasındaki birliklerce bastırılmış olup, bölgede 700 kişi ilk olaylarda hayatını kaybetmiş, 177 kişi de yargılandıktan sonra asılmıştır. Delibaş adındaki isyancı başı, iki adamıyla birlikte Adana üzerinden Suriye’ye kaçarak Fransızlara sığınmış, af sonrası, yanındaki adamları tarafından kesilen kellesi, torba içinde ve kayıkla yurda getirilerek yetkililere teslim edilmiştir. Kürt isyanlarının en önemlisi 1924-1925 yıllarında ortaya çıkan Şeyh Sait isyanıdır. Şimdiki Tunceli, eski adıyla Dersim yöresinde yaşayan insanların Horasan’dan gelme Türkmenler olduğu, zaman içinde bazılarının Kürtleştikleri bilinmektedir. Bölge insanının devlet ile karşı karşıya gelmelerinin Yavuz Sultan Selim tarafından Şah İsmail’e karşı başlattığı savaş dönemine kadar uzandığı söylenir. Bu bölgede, Osmanlı Padişahlarına, meşrutiyete, Cumhuriyete karşı sayısız isyan çıktığı gerçektir. Osmanlı döneminde, Tımar sistemine dahil edilememiş, vergi toplanamamış, asker alınamamıştır. Dersim isyanı olarak bilinen 1937 ayaklanması, feodal sistemin, Cumhuriyete karşı direnmesidir. Bölgede başlatılan kadastro çalışmaları engellenmiş, Ağalar, Şeyhler ve aşiret reisleri, halkı devlet aleyhine kışkırtmışlardır. Masum olduğu iddia edilen Şey Rıza isyanın başıdır. Kendisi bir aşiretin reisi, başka bir aşiret reisinin de damadıdır. Dersim isyanının bastırılması döneminde yaşanan bir çok olay gizlenmekte, asılsız iftiralar ön plana çıkarılmaktadır. İsyanı, emrindeki 3 kolordu ile sert şekilde bastırdığı söylenen General Abdullah AKDOĞAN, askeri harekete geçmeden önce, isyanın sona ermesi için, Seyit RIZA ile bir görüşme yapmıştır. Bu görüşmede gündeme gelen konular, isyanın sona ermesi, vergilerinin devlete verilmesi, iç çatışmaların durması, silahları devlete teslim edilmesi ve gençlerin askere gönderilmesi konularıdır. Görülüyor ki, Osmanlı döneminden itibaren devlete karşı direnmiş olan bölge halkı, Cumhuriyet kurulalı yıllar olmasına rağmen, bir çok konuda, devlete karşı direnişini sürdürmektedir. Dersim İsyanının akıl hocalarından biri de, İngilizlerin güdümünde olan Baytar Nuri isimli şahıstır. İsyan sırasında Suriye’ye kaçmış ve bu ülkede 90 yaşına kadar yaşamıştır. Bu kişinin yazdığı, halkı isyana teşvik eden kitaplar, tüm Kürt isyancıların el kitabı olmuştur. Bu kişinin kitaplarında “ ey Kürt oğlu ve Kürt kızı, dünya senin kararından haberdar olmalıdır, yaşamak isteyen her varlık dövüşmelidir” şeklinde ifadeler yer almıştır. Bazı tarihçiler, Dersim halkının Kurtuluş Savaşı sırasında da isyan çıkardıklarını söyler. Bu isyanlar, 1920 yılında, Sakarya savaşı, İnönü savaşları sırasında çıkmış olup, az kalsın bu savaşların kaybedilmesine yol açacaklardı. Bu isyan sonrası isyancılar affedilmişlerdir. 1937 yılına kadar geçen sürede bir çok irili ufaklı isyan çıkarıldığı, Hozat askeri kışlası ve diğer karakollara sürekli saldırılar yapıldığı, jandarmaların dağlarda asker kaçaklarını kovaladığı bilinir. Dersim isyanının ilk hareket noktası şöyle gelişmiştir. 1937 yılına gelindiğinde, ulaşım çalışmaları kapsamında, Fırat nehri üzerinde Şeytan Köprüsü adı verilen bir köprü yapılmış, korunması için Yedek Asteğmen İsmail Hakkı komutasında 32 erden oluşan bir takım görevlendirilmiştir. Bu köprünün devlet görevlilerince açılışının yapılması planlanırken, isyancılar köprüyü koruyan birliğe saldırarak bu 33 askeri şehit etmişlerdir. Sonrasında isyan yayılmış, görüşmelerden sonuç alınamamış ve askeri hareket başlatılmıştır. Bu arada, olayların bastırılmasında uçaklar da görev almıştır. Dersimde isyan olmadığı ve mağaralara sığınan halkın uçaklardan atılan bombalarla topluca öldürüldüğü, söylemleri kocaman yalanlardır. İsyan, hiç bitmemiş bir konu olup, günümüzde, ellerde taşınan “ Dersim Direniyor” yazılı pankartlar, isyanların bir itirafıdır. Uçaklardan bomba atılması da mümkün değildir. 1937 yılı askeri uçaklarında hiçbir silah bulunmuyordu. Pilotlar kendilerini korumak amaçlı tabanca taşırlardı. Arazideki mağaralara, bu günün uçaklarıyla bir bomba atılması mümkün değildir. Mümkün olsaydı PKK kamplarındaki mağaralar havadan imha edilirdi. Bombalar yukarıdan aşağıya atılırken, mağara girişleri ufki konumdadır. Bu incelikleri bilmeyen insanlar, yalan ve iftiralara inanmış olabilirler, diye açıklamak zorundayız. Dersim olayının karanlığı etrafında koparılan fırtınalar ve gelişen eylemler, bölücülerin ve Ulus Devlet düşmanlarının iştahını kabartmıştır. Uzun yıllar öncesinden öngörülmüş olan Alevi-Sünni çatışmasını başlatmak için bir fırsat saydılar. Kürt-Türk çatışması yanında bir de Alevi-Sünni çatışması olması, 2004 yılı AB raporlarına “ Türkiye’de yaşayan Alevilere kendi geleceklerini tayin etme fırsatı verilmelidir “ şeklindeki ifadelere yer verilerek bu yönde bir çatışma çıkarılması amaç edinilmişti. Anlaşılan, beklenen fırsat yakalanmış ve kaçırılmak istenmiyor. Bu yazımı, Bilim insanları olan Prof Oktay UYGUN’un “ Türkiye mezhep çatışmalarına sürükleniyor” sözü ve Prof. Ergün AYBARS’ın “ Türkiye, içten ve dıştan kuşatılmış durumdadır ve bölünmek istenmektedir “ şeklindeki uyarı sözleriyle bitiriyorum. Derleyen /Yazan : Av. Naci SÖZEN, 02 Aralık 2009 /ANKARA ************************************************ KONYLA İLGİLİ GERÇEK BELGE DE YAYINLANMIŞ DURUMDA... **************************** Mevzuları lastik gibi uzatmayı sevmem ama, yeni chp resmen “özür” dileyince, yanlarına bırakmak da olmaz. * “Tunceli vilayeti dahilinde Ovacık Kazası jandarma birliğine tabi Diztaş karakoluna 4/2/938 tarihinde Kalan Aşireti tarafından yapılan taarruz neticesinde şehit edilen karakol komutanı ile 20 jandarma erine ait olup mütearrızlar tarafından gasbedilen 499 lira değerindeki erzakın bilahare erlerin iaşe bedellerinden ödenmek üzere Ovacık Kazası merkezindeki bakkallardan veresiye olarak alındığı ve bunların Jandarma Genel Komutanlığı bütçesinin iaşe tertibinden verilmesi mümkin olamıyacağı anlaşıldığından, Maliye Vekaleti bütçesinin masarifi gayri melhuza tertibinden verilmesi; Jandarma Genel Komutanlığı’nın işarına atfen Maliye Vekilliği’nin teklifi üzerine İcra Vekilleri Heyeti’nin 23/6/938 tarihli toplantısında onanmıştır.” * Reisicumhur imzası? Mustafa Kemal Atatürk. * Başvekil imzası? Celal Bayar. * Diyor ki… Askerlerimizi şehit ettiler. Erzaklarını çaldılar. Şehitlerimizin bakkallara veresiye borcu kalmasın, derhal ödeyin. * “Dersim Kerbela’ydı” diyen başbakanın… “Başbakanlık Arşivi”nde var bu belge! * Atatürk soykırım yaptıysa… Soylarını kurutacağı bakkallara borcunu niye ödesin kardeşim? (SAYIN YILMAZ ÖZDİL KÖŞESİNDEN ALINTIDIR....)

Bu haber 831 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit
Çavuşname-Şiir06 Haziran 2018

ANKET

Ermenek ve Anamur İl Olursa, Kazancı Nereye Bağlansın



Tüm Anketler

© 1999 - 2018 Sitedeki isimler, içerik ve fotoğraflar izinsiz kullanılmaz. Haber ve Yorumlar sahiplerine ait olup, sitemiz sorumluluk kabul etmez.

RSS Kaynağı | Yazar Girişi | Yazarlık Başvurusu

Altyapı: MyDesign Haber Sistemi