Kazancı Beldesi
ANASAYFA HABER ARA FOTO GALERİ VİDEOLAR SİTENE EKLE RSS KAYNAĞI İLETİŞİM FORUM

HABER ARA


Gelişmiş Arama

KAZANCILI POLİS ŞEFİ HÜSEYİN ERDEM ANISINA..

Naci Sözen

11 Nisan 2015, 23:22

Naci Sözen

< KAZANCILI EĞİTİM VE MESLEK ÖNCÜLERİMİZ – (3) POLİS ŞEFİ HÜSEYİN ERDEM ANISINA.. Kazancılıların, eğitim öncüleri ve meslek ilklerinden olan Polis Şefi Hüseyin ERDEM, 10.04.2011 tarihinde vefat etmiş olup, vefatının dördüncü yıldönümünde, kendisini, sosuz rahmet, hürmet ve saygıyla anıyoruz. Kazancılıların, ilkokul sonrası eğitim mücadelesine başladığı 1940’lı yıllarda, Kurtuluş Savaşı sonrası ekonomik zorluklar, 2. Dünya Savaşı döneminin zor şartlarına ve sayısız güçlüklere rağmen, zamanın genç beyinlerinde yer eden “okumak ve adam olmak” sevdasıyla, çocuk denecek yaşlarda yollara düşerek, uzaklardaki meslek okullarına giden ve sonrasında muhtelif mesleklerin ilkleri arasında yerini alan öncülerimizin birisi de merhum Hüseyin ERDEM olmuştur. Polis Şefi Hüseyin ERDEM, Türbesekisi mahallesinden merhum polis şefi Mustafa AKINCI, Merkez mahalleden merhum polis şefi Süleyman TOKSOY ve merhum Polis Ali (Demircan) ile birlikte, Türk Emniyet (Polis) teşkilatına giren Kazancılı ilk polislerimizdendir. Eğitim ve Meslek öncülerimizin ilkleri olan ve 1942 yılında ilk oklu sonrası İvriz Köy Enstitüsü’ne giderek öğretmen olan Eğitimci-Şair Sami TUNCA ve Eğitimci (Avukat) İbrahim TÜRKER’in hayatlarını önceden yayınlamıştık. Genç nesillere örnek olması ve bu cefakar insanların anılması, taktir edilmesi için 1940-1960 yılları arasında eğitim mücadelesi veren ve mesleklerinde öncülük eden Kazancılıların hayat hikayesini yayınlamaya devam edeceğiz. Ermenek ilçesine tekerlekli vasıtanın gelmediği dönemler, bir çok köyde ilkokulun olmadığı, Ermenek’e ortaokulun 1948 yılında, lisenin 1968 yılında açıldığı düşünüldüğünde, Kazancı ve diğer köylerde ilkokulu bitiren çocukların ortaokul/lise eğitimi için Karaman, Mersin ve Konya’ya, meslek okullarına girebilmek için İvriz(Ereğli), Sarayönü, Kayseri, Eskişehir gibi merkezlere ulaşmak zorunda oldukları dikkate alınırsa, çocuk bedenleriyle çektikleri acıları ve katlandıkları zorlukları anlamamız mümkün olacaktır. Kazancılı Hüseyin ERDEM, İmamlar sülalesinden, Molla Mehmet oğlu Hafız Mehmet Efendi’nin (ERDEM) (1278-1939) oğlu olarak, 10.04.1931 tarihinde, Kazancı Nahiyesi, Yukarı Mahallede doğmuştur. Annesi, Hafız Efendinin ikinci eşi olan ve bizim çocukluğumuzda Ermenekli Garı olarak tanıdığımız Fatma Ninedir. Kazancı ilkokulunu bitirdiğinde, zamanın ünlü eğitimcisi Ermenekli Öğretmen Sami ÖZTAŞ’ın yardım ve öncülüğünde, babasını çocuk yaşta kaybetmiş olmasına rağmen, Konya/Sarayönü Ziraat Okuluna (Mektebi) gönderilmiş ve arkadaşıyla birlikte bu okuldan mezun olmuştur. Ziraat Okulunu bitiren Kazancılı gençler, bir müddet boşta gezdikten sonra kendi çabalarıyla şartları zorlamışlar ve ziraatçılık yanında, kooperatif, tapu, bankacılık, polislik, astsubaylık gibi mesleklere girmişlerdir. Merhum Hüseyin ERDEM, okul sonrasında, devlet görevine atanmasını beklerken, bir şeyler yapmak ve ekmeğini kazanmak için 1948 yılında tekrar gurbet yollarına düşmüştür. Kendisiyle aynı durumda olan Ziraatçı Merhum Ali GÜRBÜZ ve arkadaşları merhum Fazlı TOMBUL ile birlikte yayan olarak Ermenek ilçesine gelmişler ve yeni hizmete açılan Ermenek-Karaman (Yellibel üzerinden) yolundan kamyonla gitmek için bir kaç gün beklemişlerdir. Nihayet, Karaman’dan Ermenek’e tahıl ürünleri getiren bir kamyonun kasasına, gurbete giden çevreden toplanmış tüm yolcularla birlikte doluşmuşlar, üzerlerine bir çadır örtülmüş ve derin vadilerde çileli yolculuk başlamıştır. Gurbet yolcularını taşıyan kamyon, Tekeçatı boğazından sonra, dere tarafı taş ve toprakla yapılmış istinat duvarlarından oluşan taşlı yolda, sarp ve dik yamaçlarda tırmanmakta, keskin virajları dönmekte ve gürültüsü vadileri doldurmaktadır. Bu çileli yolculuk, Ecel Deresi ve Bıçakçı Boğazı yönünde ilerlerken, kamyon tekerinin üzerinde gittiği bir duvarın göçmesiyle (yıkılması) birlikte kesilir. Kamyon duvardan aşağıya yuvarlanmış ve bir kaç takla attıktan sonra derenin karşı yamacına vurarak durmuştur. Kasada bulunanlar, feryat figan çığlıklar ve dualar ederken, genç ihtiyar, kadın erkek, öğrenci, asker ve işçi adayları etraftaki çalılara ve kayalıklara savrulmuş, her kes can derdine düşmüştür. İlk şoku atlatan ve kendine gelen her yolcu, yanındaki köylüsü veya arkadaşını aramaya başlar. Yolcuların hepsi yaralıdır. Fakat, Kazancılı Fazlı TOMBUL, kamyonun takla atması sırasında kasa altında kalarak ezilmiş ve ölmüştür. Bizim çocukluğumuzda, merkez mahallede tek başına yaşayan ve Fazlı Nine (Garı) olarak bilinen nur yüzlü, gurur ve asalet timsali olan ninemizin tek oğlu olan bu genç, herkesi üzüntüye boğan bu acı sonla karşılaşmıştır. Yolcular arasında bulunan ve Karaman’da çalışan oğlunun yanına giden yaşlı bir kadının savrulduğu çalılığın içinden “ tereyağı çömleğimi bulun” diye bağırmaya başladığı yıllarca dilden dile dolaşmıştır. Yolculuğun devam edebilmesi için, kaza ve ölüm olayının Karaman Jandarması ve Savcılığına bildirilmesi, oradan gelecek ekibin inceleme ve soruşturması sonunda defin izni vermesi ve cenazenin defnedilmesi gerekmektedir. Yolculardan en sağlam olan Hüseyin ERDEM ile diğer iki genç seçilir ve uzaklardaki köye ulaşarak Karaman’a telefon edilmesini muhtardan isteme görevi verilir. Bir telaş, üzüntü ve yorgunluk içinde Bıçakçı vadisindeki köye ulaşan öncüler, muhtarın köyde olmadığını öğrenirler. Köy bekçisi bulunur ve istekleri iletilir. Bekçi, Hüseyin ERDEM’in Kazancılı ve Hafız Efendinin oğlu olduğunu öğrenince, kendisine sarılır ve sülalesinin çok ekmeğini yediğini söyler. Bekçi, kendisinin Anamur Yörükleri (Gurdlar)’dan olduğunu, çocukluğunun Kırkkuyu, Çandır, Ortagöl yaylalarında geçtiğini, Kazancıya geldiklerinde, İmamlar sülalesinde misafir kaldıklarını, askerliğini jandarma olarak bu köyde yaptığını, terhis olurken, köyde kalması, evlendirilmesi ve maaşlı köy bekçisi olması yönündeki muhtar teklifini kabul ederek Anamur’a dönmeyip burada yerleştiğini anlatır. Karaman’a telefon edildikten uzun bir zaman sonra doktor ve savcı gelir, inceleme yapılır, rapor düzenlenir ve defin izni verilmesiyle birlikte yolcular merhum Fazlı’yı yol kenarına defnederek yollarına devam ederler. Karaman’dan sonra yolculuk biraz kolaylaşır. Konya’da bir şirkette şoför olarak bir müddet çalışır. Kamyon şoförü olarak çalıştığı sırada yoldan aracına aldığı Osman (katil) isimli bir yolcu, samimi bir sohbetin devamında kendisinin birkaç kişiyi öldürdüğünü ve toprağa gömdüğüü anlatmaya başlar. Bu sohbet rahatsız edici olmasına rağmen Hüseyin dayımız, tüyleri diken diken olmasına rağmen adamı sabırla dinler. Katil Osman, öldürdüğü adamlara (cesetlere) nasıl davrandığını, eziyet etmediğini, kıbleye gelecek ve rahat uyumalarını da sağlayacak şekilde defnettiğini anlatır. Ziraat Mektebi mezunlarının diğer mesleklere girmesini sağlayan yasal düzenleme sonrasında, arkadaşları gibi dilekçe ile polis olmak için müracaat eder. Sınavı kazanarak polis okuluna girer ve Nisan ayının onuncu günü polis olarak mezun olur. Dikkat edilecek olursa, vefatı da polis günü olarak kutlanmakta olan 10 Nisan günüdür. Yani, merhum Hüseyin dayımızın hayatındaki önemli günler hep 10 Nisan günleri olarak tecelli eder. Merhum Hüseyin ERDEM’in ilk görev yeri Ödemiş ilçesidir. Bu ilçe ve çevresine kireç ocaklarında çalışmak üzere gelen Kazancılı işçilerle irtibat kurar. İşçiler bir sorunları olduğunda hemen köylüleri Polis Hüseyin’e koşmaktadırlar. Bu ilçede görevliyken Mayıs 1963 tarihinde Ödemişli Sebahat Hanım ile evlenir. Çevrede çalışan Kazancılı işçiler de düğüne katılırlar. İlçede çok sevilen ve sayılan Polis Hüseyin’in düğünü müthiş bir kalabalıkla yapılır. Bizim geçmişte görüştüğümüz işçilerin anlattıklarına göre, esnaf, özellikle araç sahibi şoförler, gönüllü olarak konvoy oluşturup şehirde düğün alayıyla birlikte tur atmışlardır. Bu ilçedeki görevini tamamlayan şefimiz, şark hizmeti için 1967 yılında Erzurum iline atanır. Daha sonra, İzmir ili Emniyet Müdürlüğü, Birinci Şube (Siyasi Şube)’de göreve başlar. Bu süreçte, Gülay, Gülgün ve Gülçin isimli üç kızları olur. İzmir’de görev yaptığı uzun yıllar boyunca Kazancılılar başta olmak üzere, Ermenek, Anamur ve civar merkezlerden kendisine başvuran yöre insanının dertlerine çare olmayı sürdürmüştür. Merhum Hüseyin ERDEM (biz kendisine Hüseyin Dayı diye hitap ederdik) ile ilk karşılaşmamız Eylül 1972 ayında İzmir’e gelişimizden hemen sonrasına rastlar. İstanbul Hava Harp Okulunu bitirip teğmen olarak İzmir’e pilot kursuna gönderildiğimiz Ağustos 1972 ayında kendisini İzmir İl Emniyet Müdürlüğünde ziyaret ederek tanışmıştım. Bu karşılaşmayla başlayan irtibatımız yaklaşık kırk yıl boyunca hep devam etmiştir. Merhum Hüseyin ERDEM ile bunca yıllık görüşmeye ve irtibatlı olmamıza rağmen, mesleği, yaptığı işler ve insanlara yardımları konusunda fazla bir anlatımına tanık olmadım. Sadece, bir kaç konuda özet bilgiler anlattığını hatırlıyorum. İzmir’de muskacılığın adeta bir meslek olduğu yıllarda “Konyalı Hoca” namıyla anılan bir kişinin suçüstü yakalanması operasyonunu dinlemişti. Genç bir bayan polis havale geçirmiş ve aklına hakim olamayan kız kardeşi rolünde, kız ise abisiyle, tespit edilen hocanın evine gidilir. Kız kardeş anormal hareketler yapmakta, söylenenlere itibar etmemektedir. Hoca, sözüm ona kızı muayene ederek, kızın içine şeytan girdiğini, delirmek üzere olduğunu söyler. Bir kağıda eski yazı muska yazar, parçalara ayrılması ve suya atılması, içilmesi, toprağa gömülmesi gibi talimatlar verir. Ücret olarak verilen para hocan tarafından alınır. Kız kardeşiyle evin dışına çıkan şefimiz, eliyle başını kaşır. Uzaktan izleme yapan polisler eylemin gerçekleştiğini anlayarak eve baskın yaparlar ve numarası alınmış parayı hocanın cebinde bulurlar. Ödeme gerçekleşmeseydi elini dizlerine götürecek ve operasyon başka bir zamana ertelenecekti. Yakalanan hocanın sonrasını da sormuştum. Konyalı Hoca, aslında hoca değil, eski yazı bilmez, işçi olarak İzmir’e gelmiş garip bir kişidir. Çevresindeki insanlar, Konyalı olunca nefesinin kuvvetli olduğu bilgisini yayarlar. Derdine çare bulmak için gelenleri önceleri kabul etmez. Israr üzerine kağıtlara rastgele anlamsız işaretler çizerek muskalar yazar. Bu insanların dertlerine çare bulunduğu söylentisi üzerine Konyalı Hoca meşhur olur. Kazancı ve çevresinden kendisine uğrayan veya sorununa çare arayan insanlara yardım ettiğini biliyorduk. Bunlardan birini, ders almamız için anlatmıştı. Almanya, Avustralya ve diğer Avrupa ülkelerine işçi olarak gitmek için müracaatların yapıldığı ve bu ülke elçiliklerince (konsolosluklar) işçilerin görüşmeye davet edildikleri yıllardır. Kazancılı bir işçinin dilekçesine Alman elçiliğince görüşme randevusu (tarihi) verilmiş bir davet mektubu Kazancıdaki evlerine gelir. İşçi İzmir’de olduğundan mektup bu şehre gönderilir ve uzun bir zaman sonra işçi Ali’nin eline geçer. Fakat, görüşme tarihini çoktan geçirmiş, bu nedenle Alman konsolosluğu Ali’yi kapıdan geri çevirmiştir. Kazancılı Ali, davet mektubuyla birlikte soluğu İzmir /Çankaya semtinde olan İl Emniyet Müdürlüğü 4. katındaki Siyasi (1. Şube) bölümde görevli olan Şefimizin (Hüseyin dayımızın) yanında alır. Elindeki mektubu, elleri titreyerek uzatırken, gözlerinden yaşlar boşanmakta, hayatında eline geçebilecek olan en büyük fırsatın uçup gitmekte olduğu endişesi yüzünden okunmaktadır. Mektup okunmuş, olayın mahiyeti anlaşılmış, sorunun çözümü için Alman Konsolosluğunu işçi ile görüşmesinin sağlanması, yani, zamanın geçirilmiş olmasının atlanması gerekmektedir. Hemen Siyasi Şube arıyor, notuyla Konsolosluk telefonla aranır. Randevu alınır ve sorun anlatılarak olumlu bir yaklaşımla çözüm beklendiği söylenir. Konsolosluk, başka bir siyasi konu beklentisiyle telaşlanmıştır. İstenen görüşmeyi kabul ederler ve sorun çözülerek işçimiz sonuçta göbek atarak Almanya’ya çalışmaya gider. Bu önemli sorunun çözülmesini takip eden yıllar içinde işçimizle irtibatlarını sormuştum. Çünkü, bu hayati konuda yardım gören kişinin iyiliği unutmayacağını ve mutlaka arayıp hatır soracağını düşünüyordum. İşçimiz uzun yıllar boyunca hiç aramamış. Yaklaşık 20-25 yıl sonunda Kazancıda, eski Jandarma Karakolu önündeki meydanda karşılaşmışlar. Almanya çalışması sonunda zengin olan işçimizin bir çok yerde taşınmaz malı ve bankada parası olduğu bilinmektedir. Fakat, İzmir Konsolosluğundaki sorun çoktan unutulmuştur. Hüseyin dayımız olaydan bahsedince, biraz kızaran ve ellerini ovuşturan işçimiz ( o zamanların tabiriyle Almancımız) olayı biraz hatırlar, vedalaşmadan ayrılır. Polis Şefi Hüseyin Dayımız, bu hareketi bile anlayışla karşılamış, cahillik, unutkanlık ve zaman kavramlarıyla hoş görmüştü. Ben ise, hala etkilendiğim bu olayı, vefasızlığın, iyilik bilmezliğin, hatır saymazlığın ne ölçülerde yaşanabileceğini, benzer olayların asla yaşanmaması dileğimiz olduğunu vurgulamak için yazımda yer verdim. Bu nankörlüğü yapan kişiyle karşılaşmayı ve olayı hatırlatmayı hala istiyorum ve bekliyorum. Kazancılı Polis Şefi Hüseyin ERDEM, sıla hasretini her daim hisseder, Kazancı ve Kazancılıları çok severdi. Kazancıya izine geldiği yılların birinde, Dere Kahve çeşmesinden bidona doldurduğu suyu, İzmir’e getirmiş ve bize “köyünüzün suyunu getirdim, hadi için” diyerek ikram etmişti. Emeklilik yılları da İzmir’de geçti. Yaz mevsimlerini, Gümüldür yakınlarındaki yazlığında geçirdi. Hadiselere, sorunlara, daima soğukkanlı ve mantıklı yaklaşırdı. Bir tarihte, İzmir’e çalışmaya gelen Kazancılı işçiler kendisini ziyarete gelirler. Adet olduğu üzere “ köyde ne var ne yok? Ölen kalan var mı” diye sorulur. İşçiler, bir kaç olayı anlatırlar ve ölenleri söylerler. Ölenler için “ Aşağı mahalleden Hacı Efendi’nin (Hakim Ali Bey’in annesi) karısı da öldü” derler. Anlatılanları sakin bir şekilde dinleyen dayımız, bu bilgiyi alınca biraz duraklar ve konuşmaya devam eder. Aslında, ölen Ali Beyin annesi, dayımızın ablasıdır ve işçilerden hiç biri bu akrabalığı bilmemektedir. Dayımız ise, bu acı haberi vermiş olmadan dolayı misafirlerinin üzülmelerini önlemek için gerçeği anlatmaz ve hissettirmez. İşçiler, sonrasında bu gerçeği öğrenmişler ve her yerde acı haber verdik diye üzülerek anlatmışlardır. Kazancılı Polis Şefi Hüseyin ERDEM, 10 Nisan 2011 tarihinde İzmir’de vefat etti ve bu şehirde defnedildi. Kendisine Allah’dan sonsuz rahmetler diliyoruz. Bizlere “yeğenim” diye başlayan cümleleriyle anlattıklarını, esprilerini, unutmuyoruz, kendisini çok özlüyoruz, saygı ve özlemle anıyoruz. Derleyen : Av. Naci SÖZEN, 10 Nisan 2015 / ANKARA

Bu haber 567 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit
Kelimeler ve Şeyler12 Ocak 2018

ANKET

Ermenek ve Anamur İl Olursa, Kazancı Nereye Bağlansın



Tüm Anketler

© 1999 - 2018 Sitedeki isimler, içerik ve fotoğraflar izinsiz kullanılmaz. Haber ve Yorumlar sahiplerine ait olup, sitemiz sorumluluk kabul etmez.

RSS Kaynağı | Yazar Girişi | Yazarlık Başvurusu

Altyapı: MyDesign Haber Sistemi