Kazancı Beldesi
ANASAYFA HABER ARA FOTO GALERİ VİDEOLAR SİTENE EKLE RSS KAYNAĞI İLETİŞİM FORUM

HABER ARA


Gelişmiş Arama

SARIKAMIŞ ŞEHİTLERİNİ RAHMETLE ANIYORUZ.

Naci Sözen

29 Aralık 2016, 00:18

Naci Sözen

Genelkurmay Başkanlığına göre Osmanlı zayiatları 60.000 ve Rus zayiatları 30.000'dir. Savaşın en hazin kısmı ise Osmanlı kayıplarının bir çoğunun Rus'lar ile yapılan çarpışmalarda değil de ağır soğuk hava koşulları yüzünden ölmesidir. Ruslar; Türklerden 200 subay, 7000 eri esir, 20 makineli tüfekle 30 topu ganimet olarak almışlardır. 5000 kişi civarında esir alınmıştır. Bunlar tahmine göre Kırımda domuz çiftliğinde çalıştırılarak ve aç bırakılarak ölmüşlerdir. Tarihçi-yazar Mehmet Niyazi, Sarıkamış harekâtındaki şehit sayısının tüm belgelerde toplamda 23.000 olduğunu, 90.000 rakamının 60.000 kayıp veren Rusların yalanı olduğunu kaydeder. 90.000 şehid verildiği iddiası ilk olarak Sarıkamış Harekâtı'ndan sekiz yıl sonra Binbaşı Şerif Bey'in yazdığı kitapta yer almaktadır. Savaştan sonra İstanbul'a dönen Enver Paşa uzun bir süre Sarıkamış hakkında herhangi bir haber, bildiri, veya yayın yapılmasını engelleyerek sansür uygulamış ve Osmanlı halkı savaşta olup bitenleri uzun yıllar sonra öğrenebilmiştir. Harbiye Nazırı Mirliva Enver Paşa ile düştüğü anlaşmazlık yüzünden Irak’a gönderilen ve orada Osmanlı 6. Ordusu komutanı olarak Britanya İmparatorluğu Mezopotamya Ordusunu bozguna uğratacak olan Osmanlı ve Alman Mareşali Goltz Paşa günlüğüne şöyle yazmıştı: “Kafkasya’da maalesef kendilerini Napolyon Bonapart zanneden ve cahil yetişen birçok adam var. Bunlar, ordularına güçleriyle bağdaşmayan görevler vermişler ve bu yüzden ordularını büyük zarara uğratmışlardır. ********************************************************** YAYINLANMIŞ BİR SARIKAMIŞ HİKAYESİNİ HATIRLAYALIM...... ******************************************* SARIKAMIŞ HAREKATINDA BİR KAZANCILI (Mollalıoğullarından Gazi Molla Hasan’ın Hikayesi ) Bilindiği üzere, Sarıkamış Harekatı (Savaşı), Osmanlı Genelkurmay Başkan Vekili (Başkomutan) Enver Paşa tarafından, 22 Aralık 1914 tarihinde, 3. Ordu’ya verilen, Rus Ordularına taarruz emri ile başlamış ve sonuçları itibariyle, tarihimize en büyük acılar ve kayıplar verdiren bir harekat olarak geçmiştir. Bu hazin savaşın 94. yılını kutladığımız bu günlerde, program kapsamında hazırlanan “ Türkiye Şehitlerine Yürüyor “ yürüyüşü, Kars’ın Sarıkamış ilçesinde güneşli ve sakin bir günde yapılmıştır. Başkomutan Enver Paşa’nın amacı, Osmanlı Ordularının Ruslara karşı kaybettiği 93 Harbi (1877-1878) sonrası elden çıkan yerleri (Batum, Ardahan, Artvin ve Sarıkamış/Kars gibi) geri almak ve Rusları Kafkaslardan geri atarak Osmanlının kaybolan itibarını yeniden kazandırmaktı. Taarruz emrinin, kış mevsiminde ve yörenin en yüksek dağlarının yürüyerek aşılması, sonra, düşmanla buluşulması şeklinde verilmiş olması, bir kısım birliğin, Filistin – Yemen – Basra cephelerinden yeni dönmüş olması, ordunun silah, teçhizat, giysi ve erzak bakımından yetersizlikleri, coğrafik ve iklimsel koşullar dikkate alınmadan verilmiş bir emir olması hazin bir şekilde öğrenilecektir. Ordu Komutanı Hasan İzzettin Paşa bu eksiklikler ve harekatın risklerini görmüş olacak ki, orduya saldırı emrini vermemiş, bu durum üzerine, ilk yazılı emri veren Enver Paşa, cepheye gelerek taarruz emrini bizzat kendisi vermiştir. Osmanlı Ordusu, aldığı bu emir üzerine, yetersizliklere rağmen Allahüekber dağlarını aşmak için harekete geçmiş olup, dağlar aşılıp düşmanla karşılaşmadan, ağır kış şartları, açlık ve hastalıktan, Genelkurmay Başkanlığı kayıtlarına göre 90.000 asker topluca kırılmış, sığındıkları kovuklar, ağaç araları ve inlerde, üst üste can vermişler ve karla kaplı dereleri doldurmuşlardır. Bu savaşın kayıpları konusunda 1933 yılında yayınlanmış resmi bir belgeye göre de 109.274 şehit verilmiştir. Savaşın büyük bir hezimetle sonuçlanmasından sonra, İstanbul’a gelen Enver Paşa, basına sansür uygulatarak, cepheden gelen haber,, bilgi ve belgelerin yayınlanmasını önlemiş, halk bu hezimet hakkında uzun süre bilgi sahibi olamamıştır. Tarihi kaynaklardan öğrendiğimize göre, bu savaş sonrası, Enver Paşa ve Mustafa Kemal Atatürk İstanbul’da karşılaşırlar. Mustafa Kemal, Enver Paşa’ya, Sarıkamış cephesinde neler olup bittiğini, sorar. Enver Paşa, cevaben “ biraz, savaştık işte. “ şeklinde kısa bir cevap veriri. Mustafa Kemal ise, bu cevaba “ önemli olan, mümkün olduğu kadar sağ kalarak savaşmaktır “ diye anlamlı bir karşı cevap vermiştir. Sarıkamış Harekatında topluca can vererek şehitlik şerbetini için, sayıları yüz binleri aşan bu vatan evlatlarını rahmetle ve saygı ile anıyoruz. Sarıkamış Harekatını hakkında, Osmanlının Şark Cephesinde yer alan ve bu bölgedeki tüm savaşlara katılarak sağ kalmayı başaran az sayıda askerden biri olan Kazancılı Molla Hasan Hoca’nın anlatımlarını dinleyelim. Bizim çocukluğumuzda, yani 1950’li yılların sonlarında, Kazancı Kasabası Yukarı mahallede Şark Cephesinde savaşmış 3 gazi yaşamaktaydı. Bunlar, şimdi anılarını yazacağımız Gazi Molla Hasan, Gazi Akbaş Hoca (Goca) ve Gazi (Uçan Süvari) Mehmet Çavuş idiler. Okullarda öğrendiğimiz bilgiler ve tarih merakımızın verdiği cesaretle bu gazilerin anılarını dinler, merak ettiğimiz kısımları tekrar anlatmalarını isterdik. Bazı kaynaklarda, bu savaşta bir tek bile kurşun atmadan bu kadar kayıp verildiği yer almakta ise de, Allahüekber dağlarına tırmanmadan önce, bazı kesimlerde Ruslarla çatışmalar yaşandığı ve Rusların geri çekildikleri bilinir. Sırtlarında silah ve teçhizatları, yüklü at ve katırlar ile diğer ağır silahlarla birlikte Soğanlıdağ tepelerini aşan yüz binin üzerindeki asker, aldığı emir üzerine, geniş bir cephe teşkil eden Allahüekber dağlarını aşmak için hareket eder. Birlikler dağın yamaçlarında aşırı rüzgar ve tipi nedeniyle tutunamaz, vadiler, küçük dereler (goyak) ve kısmen engelsiz olan kesimlerden ilerlemek ister. İlk günün akşamında herkes adım atamaz durumdadır. Geceyi geçirmek için kuytu bir ağaç veya kaya dibi bulmak imkansızdır. Rüzgar almayan tepe arkasına kümelenen askerler bir birine sarılarak sabahı çıkarmak ister. Gökyüzünden yağan kar ve rüzgarın etkisiyle yerden sürüklenen karlar birleşerek iki kat etki yapmaktadır. Sabah uyandıklarında üzerlerinin metrelerce karla kaplandığını görürler. Atlar bile ayakta donakalmıştır. Atları çeken seyislerin parmakları zincirlere perçin olmuş, süvarilerden kurtulanların el ve ayak parmakları donmaktan dolayı ömür boyu hissiz kalmıştır. Askerlerden ve hayvanlardan donanlar olduğu yerde bırakılmış, sağ kalanlar umutsuzca dağa tırmanmaya çalışmıştır. Belli bir mesafeden sonra geri dönmek bile imkansız hale gelir. Gazi Molla Hasan, anlatımlarında, kendisi gibi güçlü kuvvetli ve dağ havasına dayanaklı askerlerden bir gurup oluşturulduğunu ve ön saflara sürüldüğünü söylerdi. Günlerce, dik yamaçların direnci, metrelerce kar yığınları, rüzgar ve yorgunluk üzerine, bir de, açlık ve hastalık eklenmiştir. Bu sırada, anlatımını Kurtuluş Savaşına getiren gazimiz “ Afyon cephesinde zaman yaz, arazi düzdü, aç kaldığımızda hayvanları yedik, sonra araziye çömelerek yerdeki ebegömeci, kuş gözü, gerdeme gibi yenebilen otları toplayıp yedik. Bu cephede, karlı dağlarda yiyecek bir şey bulmak imkansızdı” diye iki cepheyi kıyaslardı. Dağlarda ilerlemesini sürdüren gazimizin birliği, geniş bir tepenin doruklarına yaklaşmıştır. Rüzgar durmuş ve güneş görünmüştür. Güneşe rağmen havanın ayazı silahı elle tutmayı zorlaştırmaktadır. Bir köşeye toplanan askerlerin komutanı, günlerdir hiçbir düşmanla karşılaşmamış olmalarını anlayamaz. Bu kadar dağın cephesi ve arkası boş bırakılamaz, diye düşünür. Askerleri arasından güçlü kuvvetli olanlardan bir manga hazırlar ve dağın tepesine kadar gidilmesi, tepenin arkasının gözetlenmesini ister. Gazimiz Hasan Hoca’nın da dahil olduğu manga karlar üzerinde düşe kalka ilerler. Silahlar omuzda, eller ceptedir. Dağın zirvesine çıkmaya birkaç adım kalmıştır ki, zirvenin arkasından, kendilerine doğru yürümeye çalışan Rus askerlerinin önce başları, sonra gövdeleri gözükür. Belli ki, onlar da, tepenin arkasını görmek için zirveye ulaşmaya çalışmaktadırlar. İki düşmanın asker mangası, göz göze geldiklerinde, şaşkınlık içinde bir birlerine bakarlar. Her iki taraftan da omuzlardaki silaha yeltenen olmaz. Kısa bir bakışmadan sonra, Rus askerlerinin geri geri gitmeye başladıkları görülür. Bizimkiler de bu harekete uyarak geri geri giderler. Nihayet, her iki tarafta bir birini göremez olur. Böylece, düşmanla karşılaşılmasına rağmen bir tek kurşun bile atılmaz. Günümüzde yapılan konuşmalarda “ bir tek kurşun ile atmadan yüz binlerce şehit verdik” ifadesi haksız değildir. Molla Hasan Hoca’nın anlatımlarına göre, birliklerin bir biri ile bağları kopmuş, erzak ve diğer malzeme taşınması imkansız hale gelmiş, sahipsiz ve korumasız halde kalan askerlerimiz topluca ve yan yana can vermiştir. Bir zaman sonra, düşmanla karşılaşmak ve savaşmak ihtimali ve gücü kalmamış olan askerler, canlarını kurtarmak derdine düşerler. Dağdan geriye doğru gitmek ve harekete başladıkları köye gelmek günler alır. Belgelere göre, bu karlı dağlar 90.000 Türk Askerini geri vermez. Sağ olarak, köy ve kasabalara ulaşabilen az sayıda asker, yarı donmuş, el ve ayakları cansız kalmış vaziyettedir. İlkel yöntemlerle köylüler tarafından tedavi edilmeye çalışılır. Komutanlık tarafından çevre köy ve kasabalardan toplanan perişan durumdaki askerler bir müddet tedaviye ve beslenmeye alınır. Bir zaman sonra, terhis edilmek üzere geri bölgelere gönderilir. Daha sonra terhis edilirler. Zamanın şartları, bedensel zayıflık ve hastalık nedenleriyle, bu gaziler için memleketlerine ulaşmak, savaşmak kadar zor olur. Evlerine sağ olarak dönen gaziler, bir müddet sonra başlayan Kurtuluş Savaşı nedeniyle tekrar celp emri alırlar ve Konya üzerinden Afyon (Batı) cephesine yollanırlar. Bu gün, bizler, sıcak evlerimizde, bağımsız ve hür olarak yaşamamızı, bu güzel günlerimizi, cepheden cepheye koşan ve Vatan-Millet uğruna canlarını hiç çekinmeden feda eden tüm şehitler ve gazilerin çabalarına borçluyuz. Hepsini Saygı ve Rahmetle anıyoruz. Bu vesile ile, Şark Harekatı ve Rus işgali ile ilgili başka bir Karaman-Ermenek bağlantısından da bahsedelim. Rusların 93 harbi sonrası işgal ettiği doğu vilayetlerinin halkından bir kısmının batıya ve orta Toroslara (Taşeli) doğru göç ettirildiği bilgisi tüm kaynaklarda mevcuttur. Bu zorunlu göçler sırasında, Artvin ili, merkeze bağlı Aşağımaden (eski adı Hod) köyünden bazı sülaleler, 1900 yıllarında, topluca, Karaman ve Ermenek ilçe merkezine göç ettirilmişler, bu topraklar Ruslardan geri alındıktan sonra, tekrar yurtlarına geri göçmüşlerdir. Bu ailelerden birinin mensubu olan Polis Memuru Orhan YEŞİLIRMAK, bize başvurarak, geri göçler sırasında, hastalık veya yaşlılık nedenleriyle, zamanın şartlarında iki yılda tamamlanabilen bu yolculuğu göze alamadıkları için buralarda kalmış olan ailelerin bulunmasına yardımcı olmamızı istemiştir. Bu kişinin verdiği bilgilere göre, Ermenek ilçesine gelen sülalelerin isimleri, Nebioğulları, İsmetoğulları, Alikoğulları, Kavigiller ve Bursalılar şeklindedir. Yaptığımız araştırmalarla, bu ailelerin Ermenek günlerini ve bazı kişilerin geri dönmediğini bilen ve hatırlayan kişiler olduğunu tespit ettik. Karaman merkezde Bursalı soy isminde aile olduğunu da öğrendik. Fakat, bu ailelerin devamı olan her hangi bir kişiye henüz ulaşamadık.. Araştırmalarımız devam etmektedir… Yazan ; Av. Naci SÖZEN , Aralık 2008 / ANKARA

Bu haber 535 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit
Çavuşname-Şiir06 Haziran 2018

ANKET

Ermenek ve Anamur İl Olursa, Kazancı Nereye Bağlansın



Tüm Anketler

© 1999 - 2018 Sitedeki isimler, içerik ve fotoğraflar izinsiz kullanılmaz. Haber ve Yorumlar sahiplerine ait olup, sitemiz sorumluluk kabul etmez.

RSS Kaynağı | Yazar Girişi | Yazarlık Başvurusu

Altyapı: MyDesign Haber Sistemi