Kazancı Beldesi
ANASAYFA HABER ARA FOTO GALERİ VİDEOLAR SİTENE EKLE RSS KAYNAĞI İLETİŞİM FORUM

HABER ARA


Gelişmiş Arama

24 KASIM ÖĞRETMENLER GÜNÜ KUTLU OLSUN

Naci Sözen

24 Kasım 2017, 00:22

Naci Sözen

KAZANCILI EĞİTİMCİ-YAZAR-ŞAİR SAMİ TUNCA ANISINA .. Taşeli Yöresi şairlerinden Sami TUNCA, 1928 yılında, Gazi Hasan Ali oğlu olarak Kazancı Bucağı Merkez Mahallede doğmuştur. Babası Hasan Ali, katıldığı savaşlardan sol gözünü kaybetmiş olarak döndüğünden “Gazi” unvanıyla anılırdı. Şairimizin doğduğu yıllarda Kazancı ilkokulunda öğretmen-müdür olarak görev yapan Ermenekli Merhum Sami ÖZTAŞ’ı çok seven babası, oğlunun ismini “Sami” koymuş ve büyüdüğünde Sami Bey gibi iyi bir öğretmen olmasını dilemiştir. Ne var ki, küçük Sami ilkokula başlamaya hazırlanırken, 1934 yılında, babası aniden hastalanmış ve ölmüş, bu olaydan sonra her şey daha da zorlaşmıştır. Cumhuriyetin 10 yılı kutlamaları, tüm yurtta ve Kazancı da çok görkemli olmuş ve öğretmen Sami Bey, küçük adaşı Sami’ye bu törende şiir okutmuştur. İşte, şair Sami TUNCA’nın şiirle ilk tanışması böyle olmuştur. Soyadı Kanunu yürürlüğe girince, dedesi Veli’in, Balkan Savaşı sırasında, Bulgarlara esir düşerek, Tunca nehri üzerinde şehit olmasının hatırasına “TUNCA” soyadını almışlardır. Babasız yaşamın zorluklarına küçük yaşlardan itibaren göğüs germeyi öğrenen Samicik, 1936 yılında ilkokula başlamış ve 1941 yılında bitirmiştir. Öğretmenleri Sami Bey, Kazancı Bucağında 1924-1948 yılları arasında tek olarak öğretmenlik yapmış olup, okuttuğu çocukların çocuklarını da okutmuş olmakla bilinir ve hala halkımız tarafından saygı ile anılır. Öğretmenlerinin çalışkanlığı nedeniyle seçerek yeni açılmış olan İvriz Köy Enstitüsüne bildirdiği 3 çocuk arasında (Sami TUNCA, İbrahim TÜRKER ve Dede OĞUZ) kendisi de vardır. İvriz’den gecikmeli olarak gelen haber üzerine ve öğretmenleri Sami Bey’in yardım ve yol göstermesiyle yollara düşerler. Diğer iki arkadaşının babaları Yahya ve İbrahim, küçük Sami’nin ise amcası Dede TUNCA yanlarındadır. Çamaşırlar, azıklar ve acil ihtiyaçlar omuzlanır, Delallar düzlüğünde Göksu Çayını geçerek bir günde Ermenek’e yürüyerek varılır ve bir hana yerleşilir. Karaman yolculuğu çok uzun, tehlikelerle dolu ve zor geçecektir. Çevreden toplanman yolcular, kafile halinde, zamanın nakliye aracı katır ve sahibi katırcı ile birlikte yola çıkılacaktır. Handa bir gün bekleyen Kazancılılar, katırcının yola çıkmaması nedeniyle telaşlanırlar. Okula geç varırlarsa kabul edilmeme tehlikesi vardır. Bu ekip Kazancı ilkokulu bitiren ve eğitime devam etmek için evlerini terk eden ilk insanlardır. Katırcının yola çıkacağı belli olmadığından, 3 çocuk ve 3 yetişkinden oluşan Kazancı ekibi, çevreden aldıkları akıl, tavsiye ve istikamet bilgilerine güvenerek Yellibel üzerinden aşarak Karaman yoluna girmiştir. İlk günü akşamı, Dilendi Hanı (Tilki ini), ikinci günün akşamı Aykadın Hanı (Yarasa ini) yatakhaneleri olur. Babalar çocukları koyunlarına (kucaklarına) ceketleri içine alır, altlarına (kayalar üzerine) çevreden toplanan bir şeyler serilir, çocukların ayakları şişmiş, su toplamış olduğundan zaman zaman büyüklerin omuzlarında ve sırtlarında (höbücünde) giderler. Büyüklerin ayaklarında çarıklar vardır. İnde yattıkları gecenin birinde taze deriden yapılmış bir çarık et kokusu yaydığından, uyku arasında bir patırtı olur. Herkes rastgele bağırarak fırlar, bir tilki çarığı kapmış kaçıyor. Neyse, çarık tilkinin ağzından alınır. İkinci günün akşamı Bıçakçı Çayına varmaları hesaplanmıştır. Yollarına zorluklarla devam eden ekibimiz, beklenmedik şekilde, yoğun bir tipiye (sulu sepken kar yağışı) tutulurlar ve yollarını kaybederler. Umutlarını yitirdikleri ve ölümü bekledikleri sırada birden fırtına çıkar, bulutlar kaybolur, hava açılır ve tekrar yola koyulurlar. Mevsim bahar, aylardan Mart ayıdır. Okuldan haber çok geç geldiğinden zamansız yola çıkılmıştır. Bu yolculuk ve devamında yaşananlar ekibimizde bulunan ve halen İzmir’de yaşamakta olan ve Alman Cumhurbaşkanı tarafından verilen altın madalya ve sayısız ödüllerle emekli olmuş olan öğretmen, yazar, şair ve avukat Sayın İbrahim TÜRKER’in yayınlanmış olan hayat öyküsünde de ayrıntılarıyla ve aynı şekilde yer almıştır. Ekibimiz, üçüncü günün akşamı, bir köy odasında yastık ve yorganlı yatakta yatmış, Bıçakçı Yokuşu, Ecel Deresi, Kayış Burnu, Karaman düzü, derken beşinci günün akşamı Karamanda bir hana ulaşmıştır. Merhum Sami TUNCA, bu yolculuklardan birinde, zor şartlara dayanamayan birkaç kişinin hastalandığını, bir askerin de öldüğünü anlatmıştır. Kendisini dinleyenler, 20 yaşında asker yola dayanamaz ve ölürken, 13 yaşında sizler nasıl dayandınız? diye sorulunca, cevaben “ biz çocuktuk, fakat, içimizde, uzaklara gitmek, okumak ve adam olmak” ateşi yanıyordu, bu ateş bizi yaşattı, demiştir. Karamanda kaldıkları handa, ekibin ve çocukların durumlarını gören ve gurbetten Ermenek yoluna düşmüş olan hemşeriler, duruma çok sinirlenirler. Büyüklere, el kadar çocukları, hangi vicdanla bu yola çıkardıklarını, sorgularlar. Ekibin azığı bitmiştir. Çevreden tavsiyelerle, Karaman Kaymakamlığına çıkılır, ekmek karnesi alınır ve fırından adam başı 5 ekmek alınır. Babalar geri dönecek, çocuklar yola devam edecektir. Nihayet, 3 küçük çocuk istasyondan kara trene bindirilir ve Ereğli istikametine yola çıkarlar, yetişkinler, Ermenek yoluna (geri) düşerler. Kara tren hayvan taşımakta, hayvanlarla yolcular aynı vagonda, aralarına bir perde çekilmiş vaziyettedir. Biz zaman sonra, küçük bedenli, ateş yürekli, fakat, dev cesaretli 3 çocuk, bir istasyonda aşağı indirilir ve İvriz köyünün yolu gösterilir. Ellerinde torbaları (çıkı) ile yolda yürüyen çocuklar, arkadan gelen kamyona el kaldırıp kasasına binerler. Kamyon çukurlara girdikçe sağa sola yatmakta, çocuklar da kasa içinde, bir yandan diğer yana yuvarlanmaktadırlar. Toz bulutu tüm vücutlarını kaplamış, sadece, gözleri ışıldamaktadır. Kamyonun durması ve şoförünün “aşağı inin aradığınız okul burası” diye bağırması üzerine kendilerini araçtan aşağıya attılar. Günlerdir, hayallerinde, büyük binalardan, sınıflar ve yatakhanelerden oluşan bir okul şekillendirmişlerdi. Halbuki, etrafta devam eden birkaç inşaat ve işçiler ile barakalardan oluşan bir yere gelmişlerdi. Kayıtlarını yaptırdılar, Sami TUNCA okulun 115 numaralı öğrencisi oldu, dersler yatakhanelerde yapılıyor, sınıf olacak binaların inşaatları devam ediyordu. Barakalarda su olmadığı için, yüzlerini, çevreden akıp giden dere suyunda yıkıyorlardı. Yardımcı meslek olarak dülgerlik (marangozluk) seçilmişti. Derslerde o kadar başarılı oldular ve becerilerini de kanıtladılar ki, biri sağlık kolu, diğeri kooperatif kolu, üçüncüsü de temizlik kolu başkanı olmuşlardı. Sami TUNCA, okulun Kütüphane Kolu Başkanı da olmuştu. Arkadaşlarına “Görgü Kuralları” konulu konferans verdi. Okul Gazetesi ve İvriz Dergisi çıkarılmasında görev aldı, bu yayınlarda ilk yazıları yayınlanmaya başlamıştı. Marangozluk ikinci eğitim dalı olduğundan, Ereğli ilçesinde bir okulun çatı onarım ekibine gönüllü katılarak çalıştılar. Bu çalışma sırasında, kendilerine ikram edilen yemekler arasında olan süt, şeker ve pirinçle yapılmış SÜTLAÇ tatlısını ilk defa yemiş olduklarını anlatırlardı. Hızlandırılmış bir eğitimin sonunda 1947 yılında öğretmen olarak mezun oldular. İlk görev yeri, Konya/Kulu ilçesi Tavşançalı köyü öğretmenliğiydi. İlk maaşından 50 TL parayı annesine harçlık olarak gönderdi. Merhum babasının hayali ve vasiyeti olan öğretmenlik mesleğine başladığı için çok mutlu ve huzurluydu. Diğer kader arkadaşları İbrahim TÜRKER, Karaman/Mandasun köyüne, Dede OGUZ ise Kazancı İlkokuluna atandılar. Dede OUĞUZ, kendi ilkokul öğretmenin Sami ÖZTAŞ’dan görevi mutlulukla devraldı. Eğitim mücadelesi bayrağını, kendi yetiştirdiği bir öğrencisine devretmenin mutluluğu ve gururunu yaşayan Sami Bey ise Ermenek ilçesine tayin oldu. Ne yazık ki, dede OĞUZ göreve başladıktan bir müddet sonra hastalanarak genç yaşta vefat etti. Sami TUNCA, halk ile hemen kaynaşır ve çevresini aydınlatmaya başlardı. Bir motor satın aldı ve çevre köyleri, araziyi ve kültürel etkinlikleri incelemeye koyuldu. Motoru ile Tuz Gölü üzerinden (en kısa mesafesinden) suyu çekilerek setleşmiş tuz kütlesi üzerinden karşıya geçtiğini, motorla ovada yol aldığı bir gün arkasına av köpeklerini düştüğünü, yakalamalarının an olduğu bir sırada, aniden gazı kesip motoru durdurduğunu, bu duruma şaşıran köpeklerin de hemen durduğunu, tekrar gaza basarak ilerleyince köpeklerin arkasından bakakaldıklarını anlatmıştı. Yani, hocamız, en umutsuz durumda bile hemen etkili karar verebilir ve uygulardı. Bu görevi sırasında, yani, 1954 yılında ilk kitabı Hatırlar ve İzlenimler, 1955 yılında Okulum isimli şiir kitabı yayınlandı. Okulum kitabındaki TÜRKÜZ şiiri TRT de ve bir çok bayramda okundu. Daha sonra, Çocuklar için Şiirler, Şiirlerle Türk Tarihi, Okulum-2, Gönül Bahçesinden (şiirler), Kazancı Kasabası, Alın Yazıları, Gazi Hasan Ali, Düdük Ali ve diğer kitapları yayınlandı. Konya, Ermenek, Önder Gazetesi (Keşan), Yenigün Gazetesi, Antalya Gazetesi, Milliyet ve Hürriyet Gazeteleri dahil bir çok yerde yazıları yayınlanmıştır. Bu süreçte, bir çok radyo programına da katılmıştır. 1955 yılında Topçu Subayı (Yedek Subay) olarak askerlik hizmetini tamamladı. Terhisinden sonra Ankara Türk Traktör Fabrikasında işe başladı. Bir müddet sonra öğretmenliğe geri döndü. İkinci görev yeri kendi yöresi olan Muzvadı köyü olmuştu. Bu köye gidiş gelişler ve görev sırasında çok zorluklar ve mahrumiyetler yaşadığı halde, günlerinin mutluluk ve başarılarla geçtiğini anlatmıştı. Nihayet, kendi doğduğu yer olan Kazancı Bucağına, 1959 yılında öğretmen-müdür olarak atandı. 27 Mayıs 1960 ihtilali sonrası bir müddet muhtarlık yaptı. Kendi yazdığı piyesleri okul müsamerelerinde oynatırdı. Okul olarak İrnebol ve Akmanastır köylerine geziler düzenlemişti. 1961 yılında Konya/Ereğli merkeze atandı. Bir müddet sonra, İstanbul Şişli Çeliktepe İlkokuluna müdür olarak atandı. Okula film çevirmek (Silaha Yeminliyim isimli film) için gelen Yılmaz Güney ve ekibini ağırladı. Okulun bir sınıfı mahkeme salonuna dönüştürüldü ve Sami Hoca mahkeme başkanı koltuğuna oturarak, oyuncu (filimde katil rolünde) Erol TAŞ’ı yargılayan sahnede oynadı. Filimde Nebahat ÇEHRE, Osman ALYANAK, Bilal İNCİ gibi sanatçılarda oynuyordu. Öğretmenimiz Sami Bey, İngilizceyi kendi kendine çalışarak öğrendi ve bir çok ortaokulda dersler verdi. Çeliktepe sonrası Metehan İlkokulu müdürü oldu. Sonrasında, Beyoğlu Evliya Çelebi okuluna müdür olarak atandı. Bu yıllarda evine ziyarete gittiğimizde, komşularının kahve falına baktırmak için hocamıza yalvardıklarına tanık olmuştuk. Nihayet, 26 yıl öğretmenlik yaptıktan sonra emekli oldu ve bir müddet kırtasiye dükkanı işletti. Sonrasında, İstanbul’dan ayrılarak Kazancıya döndü. Okullarda dersler verdi. Lise ve ortaokula kendi parasıyla kütüphane inşa ettirdi ve kitaplar bağışladı. Antalya iline giderek Ahatlı Mahallesinde bir ev satın alarak yaşamaya başladı. Antalya çevresi tarihi ve turistik yerleri anlatan uzun bir şiir yazmıştı. Bu şiiri radyoda ve toplantılarda okudu. Son olarak. İlkokul çocukları için eğitici şiirler içeren bir kitap hazırladı ve MEB. Lığı Talim Terbiye kuruluna sundu. Bu kitabın onayı için Ankara’ya gelerek görüşmeler yaptı. Kazancı Körkuyu şenliğine katıldı ve bir konuşma yaparak çabalarını, tavsiyelerini anlattı. Yaşı ilerlemiş ve şeker –kalp dahil bir çok rahatsızlığı vardı. İzmir’de yaşayan kader arkadaşı, kadim dostu ve meslektaşı (mahalleden çocukluk arkadaşı) İbrahim TÜRKER ile dertleşirlerdi. Aralarında bir anlaşma yapmışlar, bir Cuma biri, sonraki Cuma diğeri telefon ediyordu. İbrahim Beyin anlatımına göre, telefon ettiği bir Cuma cevap alamadı. Komşuları ve hemşerileri aracılığıyla evine gidildiğinde Sami Hocamızın hayatını kaybetmiş olduğu görüldü. Tarih 13 Mart 2009 günüydü. Cenazesi Kazancıya getirilerek defnedildi. Şair Sami TUNCA, afacan bir çocukluk devresi, başarılı, etkileyici ve ikna edici bir gençlik, teşkilatçı, yönetici, araştırmacı, Cumhuriyetçi, yenilikçi ve insanlara yardımcı bir hayat sürdü. Kültür, dil ve bilgi konularında çalışmayı, üretmeyi ve başkalarına aktarmayı hiç bitirmedi. İstanbul’a ilk gittiği yıllarda Ermenekliler Derneği yöneticisi, Çeliktepe Kazancılılar Derneği kurucusu, Antalya Ermenekliler Derneği Yöneticisi, Kazancılıları okulunda toplayıp arapaşı ve batırık geceleri yapan, eğlenceler düzenleyen, pikniklere giden çok faal ve girişimci bir insandı. 1961 yılında, ilk transistörlü el radyosunu Kazancıya getirmiş ve sınıfta öğrencilere göstermişti. Denize ilk defa 1956 yılında Florya plajında 50 kuruşa mayo kiralayarak girdiğini anlatmıştı. İstanbul’da çeşitli vesilelerle (çalışma, askerlik, öğrencilik) bulunan Kazancılı gençleri toplar Florya plajına götürür, günün her anında eğitici, yol gösterici, görgü, nezaket ve saygı kurallarını hatırlatıcı açıklamalar yapar, temiz, düzenli, iyi giyinmemizi, konuşma ve davranış kurallarına uymamızı tavsiye ederdi. Kazancılıların çoğuna İstanbul’da işe sokarak hayatlarını kurtarmalarını sağladı. İlk eşinden 3 kızı, ikinci eşinden bir oğlu vardı. Kazancı Ortaokulu yapımında öncülük etti. Ermenek ortaokuluna Kazancılı ilk öğrencinin gönderilmesini sağladı. Arkadaşlarını, dostlarını, hemşerilerini, hatta öğrencilerini arar bulur ve hatırlarını sorardı. Anlatımlarında, ilk öğretmenlik yaptığı Tavşançalı köyüne (Beldesi) uzun yıllardan sonra gitmiş ve öğrencilerinden bazılarını un ve tuz fabrikası sahibi olarak bulmuştu. Mesleğinde cesur, atak ve kararlı bir kişilik sergilerdi. Kazancı ilkokulunda, başka bir öğretmen tarafından (Mehmet SOYDEMİR) kulağı çekilen öğrencini babası, okul bahçe duvarına kadar gelerek öğretmene hakaret etmeye kalkmış ve “sizi burada durdurmayız” demişti. Duruma müdahale eden müdür Sami Bey ileri çıkarak “ Ş…. ağzını kapat, uzaklaş, biz öğretmeniz, yurdun her yerinde görev yaparız, bizi sürdürmekle korkutamazsın” demiş ve öğrencilerin gözleri önünde yaşanan bu tatsız olayı kapatmıştı. Kazancı ve Kazancılılar için “İLKLERİN ADAMI” olan Sami TUNCA, ilkokul sonrası eğitime devam eden ve öğretmen olan ilklerden biri, ilk kitap yazan, ilk şiir kitabı çıkarak, ilk öğretmen-muhtar olan, ilk Kazancı şiirini yazan, ilk Kazancı kitabını yazan, bir eğitimciydi. Ölümünün birinci yıl dönümünde, şairimizi anmak, hizmetlerini ve eserlerini tanıtmak, vasiyetini yerine getirmek için bir şiir yarışması düzenlendi ve bu yarışmanın ödül töreni 25.07.2010 günü Kazancı Belediyesi düğün salonunda yapıldı. Yarışmaya yaklaşık 80 civarında şiir katıldı. Jüri üyelerinin, şair isimlerini görmeden ve gizli olarak yaptıkları puanlama sonunda derece alanlar ilan edildi. Derecelendirme sonunda, birinciliği İbrahim ŞAŞMA (Karaman), ikinciliği Süleyman KÖKSOY (Kazancı) ve üçüncülüğü Mazlum CİHANGİR (İzmir) şairleri kazandılar. Şairimiz kendisini anlatmaya başlarken, "karakterimi anlatan şiirimdir" notunu düştüğü şu satırlara yer vermeliyiz. . Yaşamak istiyorum, bu dünyada, alnım ak.... . Allah'ım, beni yaşatma, kötüysem, hemen yak...... Merhum Sami TUNCA, hayat ve eğitim mücadelesinin izlerini taşıyan, “VASİYETİM” dediği son şiiri şu dörtlükle başlar, Ölürsem üzülmeyin, Çektiklerim bilmeyin.. Ne isterseniz deyin, Koyun mezara gitsin… Bu satırlar, babasız olarak zor şartlarda geçen yolculuklar, sonrasında bir ömür süren eğitimcilik, yazarlık, aydınlanma ve bilgilenme yolunda çabalar, sıla özlemi ve tüm hemşerileri için iyilik yapma uğraşı, çevresine ve sorunlara duyarlılık, bu arada, hayatın getirdiği sorunlar, hayal kırıklığı, hastalıklar ve üzüntüler ile geleceğe olan özlem ve umutlar, duygular, değerli tavsiyelerle doludur. Vasiyetinin devamında ; İsmim sıkça anılsın, Ölmemiştir sanılsın.. Son namazım kılınsın, Koyun mezara gitsin… satırlarına da yer verirken, sanki, bu günlerde yapılan anma törenine kendisinin de dahil edileceğini sezmiş gibidir. Eğitim ve meslek öncülerimizin başında yer alan Şair Sami TUNCA, ilk şiirini 1946 yılında sılaya özlemle “ÖZLEDİM “ adıyla yazmış ve İvriz köyünden Kazancıya şöyle seslenmiştir. Annemi, kardeşimi, Akranımı, eşimi, Kalpteki güneşimi, Şimdi göresim geldi… Bir başka şiirinde, “Kırgınım Feleğe” diyerek, Koklanacak gülüm yok, El atacak dalım yok, Yürüyecek yolum yok, Ben feleğe kırgınım.. diye devam etmiştir. Emeklerini hiç unutmadığı ilk okul öğretmeni ve adını aldığı Merhum Sami ÖZTAŞ için yazdığı şiirinde , Kutsal idi, senin için mesleğin, Yetiştirmek, öğretmekti dileğin, Okul için çarpar idi yüreğin, Kimse yerin dolduramaz bil hocam.. satırlarına yer vermiştir. Ermenekli öğretmen dostlarını andığı “HATIRIMDASINIZ” isimli şiirinde ise, Soydemir var idi, sabırlı, durgun, Naci Bey, efendi, değildi yorgun, Hüsamettin Erdem, dertlere dargın, Aradım sizleri tatlı dostlarım…. demiştir. Nihayet, son şiiri olan VASİYETİM ; Sami öldü desinler, Yaşadığım bilsinler, Gerçeği söylesinler, Koyun mezara gitsin… dizeleriyle sona ermiştir. Kazancılı Şair-Eğitimci, Yazar ve yönetici Sami TUNCA ve tüm şairlerimizi, yazarlarımızı, eğitimcilerimizi saygı ve hürmetle anıyoruz. Bu anma gününde, halk ozanı Karacaoğlan başta olmak üzere, yöremiz şairlerini anma gününü düzenleyenlere, emekleri geçen herkese ve katılanlara teşekkürlerimizi, sağlık ve mutluluk dileklerimizi sunuyoruz. Derleyen : Av. Naci SÖZEN (Hv. Mu. Kd. Alb.), (Merhum Şair-Öğretmen Sami TUNCA’nın, 1959 yılında, Kazancı İlkokulu ikinci sınıftan öğrencisi ve hayatı boyunca kendisini izleyip tavsiyelerini alan, hayat hikayesini kaydeden, eğitim mücadelesini ve fikirlerini dinleyen öğrencisi) NOT: Bu tanıtım yazısı, Sarıveliler ilçesinde 28-29 Haziran 2013 tarihlerinde düzenlenecek olan. “6. Karacaoğlan ve Yayla Şenlikleri” günlerinde, yöremiz şairlerini anma programında yer alacak olan Kazancılı Şair –Eğitimci Sami TUNCA için hazırlanmıştır. Kaynak, öğretmenimizin kitapları, zaman içindeki anlatımları ve “Öğretmenim Sami TUNCA “ isimli yazı dizisidir.

Bu haber 45 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit
10 ARALIK DÜNYA İNSAN HAKLARI GÜNÜ KUTLU OLSUN10 Aralık 2017

ANKET

Ermenek ve Anamur İl Olursa, Kazancı Nereye Bağlansın



Tüm Anketler

© 1999 - 2017 Her hakkı Hasan Köksoy'a aittir. Sitedeki isimler, içerik ve fotoğraflar izinsiz kullanılmaz. Haber ve Yorumlar sahiplerine ait olup, sitemiz sorumluluk kabul etmez.

RSS Kaynağı | Yazar Girişi | Yazarlık Başvurusu

Altyapı: MyDesign Haber Sistemi