Kazancı Beldesi
ANASAYFA HABER ARA FOTO GALERİ VİDEOLAR SİTENE EKLE RSS KAYNAĞI İLETİŞİM FORUM

HABER ARA


Gelişmiş Arama

Bölücü Terörün Öncelikli Hedefleri

Naci Sözen

04 Ağustos 2010, 22:22

Naci Sözen

BÖLÜCÜ TERÖRÜN   ÖNCELİKLİ   HEDEFLERİ.….!!!!
(Açılım Sürecine Kimler Katılacak?
 
İskenderun Deniz Birliğine roketatarlarla  yaptığı saldırı ile  Türk Devleti ve Türk Milletine karşı  geniş cepheli ve yaygın hedefli bir savaş başlatan, etnik temele dayalı bölücü PKK terör örgütünün öncelikli hedeflerinin başında, “ bölücü başı ve bebek katili olarak bilinen, İmralı canisinin,  PKK üzerindeki mutlak  hakimiyetinin ve bilinen milletvekilleri dahil tüm bölücüler  üzerindeki liderlik olgusunun hala devam ettiği  hususlarının iç ve dış dünyaya gösterilmesi” olduğunu, yazımızın ilk sayısında belirtmiştik. Bölücü terörün ikinci öncelikli hedefi,  ilk hedefle bağlantılı olarak, Kürt Sorunu, Açılım Süreci, Kardeşlik Projesi  adlarıyla  sürdürülen ve terörü sona erdirmek iddiasıyla yola çıkılmış olan  bu süreçte, “ sonunun çözümünde, bölücü başının da muhatap alınması gerektiği “ iddialarının  kanıtlanmasıdır. Bu hedef doğrultusundaki “ sürece İmralı da katılmalı, İmralı muhatap alınmalı” gibi söylemler, malum siyasiler, bölücü yandaşları, iç ve dış sözde aydınlar ve akademisyenlerce uzun bir süredir dillendirilmektedir. Hiç şüphe yoktur ki, bu iki hedefin sonrasında, bölücü başına af çıkarılması ve nihayetinde, bu caninin siyasete girerek yönetici olmasını sağlamak, geleceğe yönelik ikincil hedefleri olacaktır.
 
 Bölücüler ve yandaşları,  ayrılıkçı ve kışkırtıcı söylemlerine, Türk Milletinin sabrını zorlayacak şekilde ve  ara vermeden devam etmektedirler. Bir milletvekili “ birlikte yaşamak konusunda ısrarcı olmayacağız” derken, eyalet valisi rollerindeki Diyarbakır Belediye Başkanı BAYDEMİR, son konuşmasında “ belediye önünde, Türk Bayrağının yanında, kırmızı-sarı-yeşil bir bayrak daha dalgalansa ne zararı olur “ diyerek, bağımsız Kürdistan isteği yönündeki söylemlerini sürdürmüştür. Bu bölücünün son seçimlerden sonra söylediği “ sınırlarımızı kabul ettiler, adımızı da yakında kabul etmek zorundalar” diyerek, Türk Devletine nasıl meydan okuduğunu ve tüm devlet yöneticilerine ve makamlara kameralar önünde nasıl galiz küfürler savurduğunu çok çabuk unuttuk. Bu küfürbaz başkan, konuşmasını, Türk Devletine isyan ettiği için idam edilen Şeyh Sait için Tunceli’de yaptırılan anıtın açılışında yapmış olup, açılışta “ Şeyh Sait heykelinden korkmayın” diyerek bizlere tavsiyelerde bulunmayı da ihmal etmemiştir. Bir zamanlar, vatan haini olduğu gerekçesiyle idam edilenler için günümüzde anıtlar dikilip, anma toplantıları ve mitingler düzenlenirken, hainlere karşı başarılı hizmetlerinden dolayı altın madalya ile ödüllendirilen devlet görevlilerinin, hapislerde tutulmakta olması da tarihi bir çelişkimiz olmaktadır.
 
 PKK saldırılarının, azgın ve acımasız şekilde artması ve büyük şehirlere, yörenin tüm il ve ilçelerine, Karadeniz’den Akdeniz’e kadar yaygınlaştırılmasının üçüncü öncelikli hedefi “ bölücü örgüt PKK’nın, günücü koruduğu, hatta, böyle bir saldırı sürecini başlatabileceği ve uzun zaman içinde sürdürebileceği” hususlarının Türk Devletine ve Milletine karşı kanıtlanması olacaktır. Nitekim, Kandil yuvasını ziyaret eden AB ülkelerinin gazete ve televizyon muhabirlerine, sözde liderleri KARAYILAN tarafından verilen demeçlerde “saldırılarına, şiddetlendirilerek ve yaygınlaştırılarak devam edecekleri, bu saldırıları onlarca yıl sürdürme kabiliyetine sahip oldukları” gibi tehdit dolu cümleler yer almaktadır. Bu üçüncü hedefle bağlantılı olarak, Açılım Sürecine, PKK ve Kandil canilerinin  de dahil edilmesi gerektiği, hususlarının hedeflenmiş olduğu çok açıktır. Bu konuda açıklama yapan bölücüler, İmarlı canisiyle birlikte, PKK ve lider kadrosunun da muhatap alınmasının zorunlu olduğunu, hep bir ağızdan  duyurmaktadırlar. Bu hedeflerin ileri aşamalarında yer bulacak olan ikincil hedefler arasında, Kandil’deki PKK liderlerinin de affedilmesi ve siyasete girmelerinin yolunun açılması, gibi konular da  yer alacaktır.
 
Kanlı terör örgütü PKK’nın geniş çaplı silahlı saldırı başlatmasının diğer bir öncelikli hedefi “ saldırılarla eş zamanlı olarak halk ayaklanması başlatıp, sokakları hareketlendirmek ve yöre halkının kendileriyle birlikte olduğu ve etnik kökene dayalı ayrılıkçı Kürt terörünü destekledikleri “ görüntüsünü vermektir. Bu hedefe bağlı olarak beklenen diğer bir sonuç ise, terör örgütünü desteklemek konusunda tereddüt içinde olan yöre insanları ile PKK’yı desteklemeyen diğer  Kürt kökenli vatandaşlarımızda,   terörün başarılı olacağı inancı oluşturmak ve gelecek kaygısına düşürerek,  kendileri safında yer almaları sonucunu elde etmektir. Kanlı terör örgütü PKK, bu öncelikli hedeflere ulaşma yolunda büyük bir gayret içinde olup, terör saldırılarını, İstanbul dahil bir çok il, ilçe ve köyler, sınır boyları, yol güzergahları, ve kıyılara kadar yaymış durumdadır. İstanbul saldırısında, askeri şahıslarla birlikte, masum  bir kız öğrencinin de ölümüne neden olanlar ve yandaşlarında, hiç bir üzüntü işareti görülmemiştir. Aksine, saldırının failleri adliye önüne getirildiğinde, çevrede toplanan yakınları, alkışlarla bu eylemi destekleyip övdüklerini, eylemcileri kahraman gördüklerini ilan etmişlerdir. Bu alkış olayı Milletimizin kanını dondurmuş olup, bu canilerin şehirlerde, sokaklarda ve aramızda dolaştığını bilerek nasıl rahat olacağız?  Bu vahşi olayın destekçileri aramızda oldukça bizden kaygısızlık ve umursamazlık beklenmemelidir.
 
Bir kez daha belirtelim ki, kanlı  terör örgütü PKK,  1984 yılında, 3 ilçeye (Eruh, Cizre, Şemdinli)  300-400  silahlı militanla, dört cepheden saldırarak ismini duyurmuş ve amacının “Güney Doğu Anadolu’da bağımsız bir Kürt Devleti kurmak” olduğunu ilan etmiştir. Bu güne kadar da, bu hedefinden ayrıldığına dair hiç bir açıklaması olmamıştır. Eylemlere, örtü ve gizleme aracı olarak kullanılan, kültürel haklar, kimlik ve dil serbestliği, ekonomik ve sosyal tedbirler, özgürlükler ve tam demokrasi söylemleri, PKK’yı ve terörü bitirme gibi bir fonksiyona sahip olmayacaktır. Aksine, bu yöndeki avantajlar, bölücüleri heveslendirecek ve saldırılarını artıracaktır. Yıllardır dile getirdiğimiz bu acı gerçekler, bu günlerde ekranlara çıkarılan birkaç bilim adamı ve uzman tarafından söylenmeye başlanmıştır. Kanlı saldırılar sürerken, TSK’nın bu saldırılara cevap vermiş  olmasını değerlendiren bölücü yandaşı siyasiler “ Türk Devleti barışı sağlamak için diyalog yerine şiddeti seçti” diyebilmektedirler. Bunlar Türk Milletinin akıl ve düşünce seviyesini  nasıl görüyorlar?  Bu arada, Gizli Kürt bölücüsü ALTAN kardeşlerden biri, medyaya yansıyan haberlere göre “ Anadolu Türklere ait değildir” diyerek ağzında yıllardır gizlediği baklayı ortaya çıkarmış..
 
Biz bu vatanı kolay kurtarmadık ve bu Cumhuriyeti kolaylıkla kurmadık diyerek, İstiklal Savaşına ait MSB arşivlerinden aldığımız onaylı belgelerden özetler eklemeye devam edeceğiz. ““61. Fıkra (Tümen) 190. Alay 3. Tb. K.lığının 414 nolu künye defterinin 49. sayfası kaydı.. Müretteb Müfreze Kumandanlığına  (sıra no.24 ) Efrada şimdiye kadar et verilmeyip, bulunan iç yağla iaşeleri temin edilmektedir. Bu iç yağ ise efrada (erlere) dokunduğu görülmekte olduğundan haftada iki defa et verilmesi hususunda icap edenlere emir buyrulmasını istirham ettiğim maruzdur”  16 Temmuz 1336 (1920) Binbaşı Muhtar…
 
Bölücü örgüt ve yandaşlarının ısrarla belirttikleri ve bir tehdit unsuru olarak kullandıkları “ Açılım Süreci veya Kürt Sorunu” çözün sürecinde bölücü başı, PKK örgütü ve Kandil canilerinin muhatap alınması söylemine itibar edilmesi mümkün olmayacak bir husustur. Dünyanın hiç bir yerinde teröristlerle masaya oturulmaz, müzakere yapılmaz ve ortak çözüm aranmaz….
.
 
BÖLÜCÜ TERÖRÜN   ÖNCELİKLİ   HEDEFLERİ.….!!!!
(Kim Silahları Bıraksın ? )
   
Bölücü terör örgütü PKK, Mayıs ayının son günü, İskenderun Deniz Birliğine roketatarlarla  saldırarak Türk Devletine karşı geniş cepheli ve yaygın hedefli bir savaş başlatmıştır. Bu  saldırı dönemi, İmralı canisi bölücü başının tehditleri ve istekleri doğrultusunda başlamış olup, BDP milletvekillerinin kışkırtıcı söylemleri ve Kandil canilerinin benzer demeçleriyle devan edip gitmektedir. Haziran ayının başından itibaren dağlarda, yollarda, mezralarda, sınır boyları, kasaba, köylerde ve vilayetlerde, tüm TSK ve Polis birlikleri, kontrol noktaları, devriye ve karakollar, idari bina ve lojmanları ile servis araçları dahil olmak üzere  her noktada  saldırı gerçekleştirebileceklerini ispat etme gayretindedirler. Saldırılar şehirlere inmiş, bölge dışına taşarak İstanbul başta olma üzere, BDP milletvekillerinin söylemleri doğrultusunda, metropollere yayılmıştır. Bu süre zarfında 70 civarında şehit verilmiş olup, ekrana yansıyan terör örgütü üyesi cenazesi 2 olmuştur. Kandil canilerinden Karayılan’ın Avrupalı muhabirlere yaptığı son açıklamada “ binlerce silahlı teröristin bölgeye yayılmış vaziyette ve her noktada eylem yapabilecek kabiliyette, bu silahlı saldırıyı yıllarca devam ettirebilecek donamımda olduklarını” ilan etmiştir.
 
 Türk Milleti, hafızasını kaybetmiş, ezberi bozulmuş ve derin uykulara yatırılmış bir toplum olarak tanımlanmakta ise de, biz, bu lanetlik bölücü terörün kısa bir özetini yaparak esas vurgulamak istediğimiz konulara geçelim. PKK terör örgütünün, kurulma çalışmaları 1979 yıllarında başlamış olup, diğer bölücü örgütleri tasfiye etme, para, silah ve militan temin etme safhaları geçilerek 1984 yılında 3 ilçeye (Eruh, Cizre, Şemdinli)  300-400  silahlı militanla, dört cepheden saldırmış ve sabaha kadar çatışma devam etmiştir. Bu saldırıların boyutu, saldırı gecesi, bu ilçelerden birinde olan  gazeteci Saygı ÖZTÜRK’ün anlatımları ve yazılarında “ devlete karşı tam bir başkaldırı ve isyandı..” şeklinde yer alır. Bu saldırıların sabahında yayınlanan  bir duyuru ile “ Güney Doğu Anadolu’da bağımsız bir Kürt Devleti kurmak için PKK adında bir silahlı örgüt kurulduğu, ilk saldırısını böylece yaptığı, hedefine ulaşıncaya kadar silahlı mücadeleyi sürdüreceği” dünyaya ilan ediliyordu. Bölücü örgüt PKK’nın ilan ettiği bu hedefinden ayrıldığına dair hiçbir açıklaması olmamıştır. Sadece, bölücü başı ve İmralı canisi, yargılanması sürecinde, ölüm korkusunun etkisiyle, bağımsızlık istemediklerini, Cumhuriyete ve Atatürk ilkelerine bağlı olduklarını, kendisine fırsat verilirse sorunların giderilmesine katkı yapabileceğini, duruşmalarda beyan etmiştir. Asılmaktan kurtulan bu hain, aylar sonra duyurduğu istekleri listesine bağımsız bir devlette bulunması gereken tüm kurumları yazarak  özerklik isteği açıklamasını  yapmıştır.
 
Yurdumuzun önemli bir bölgesi ve yaygın bir coğrafyasında, her gün, ortalama 3 vilayette ve yaklaşık 10 noktada saldırılarla sürüp giden süreci yaşıyoruz. Bu arada, bir çok ilçe ve ilde de, saldırılara paralel yürütülen ayaklanma ve başkaldırılar yaşanmaktadır. Yıllarca süren isyan provalarının sonunda, artık bölücülerin devlete karşı isyan başlatabilecekleri ve başarıya ulaşabilecekleri yönünde yoğun bir kanaat oluşturulduğu görülmektedir. Hatırlanacağı üzere, PKK saldırıları ve çatışmaları  sürecinde, TSK mensubu olarak ilk şehidimiz, 15 Ağustos 1984 tarihinde, PKK’ nın Eruh saldırısında kaybettiğimiz Jandarma Komando Er Süleyman AYDIN olmuştur. Cenazesi, Erzincan ili Mertekli köyünde toprağa verilmiştir.  Şehir Er Süleyman’ın ablası,  yıllar sonra, gazetecilere, “ kardeşim 4 erkek kardeşin en küçüğüydü, davul zurna ile askere gönderdik cenazesi geldi, babam acısına dayanamadı ve kısa süre sonra öldü, annem ise, köyün her tarafı Süleyman’ın anısıyla dolu, burada yaşayamam,  diyerek İstanbul’a göç etti, ailemiz dağılıp gitti “ demiştir. Bu şehidimizle başlayan ve bu günlere kadar süren zaman içinde  verdiğimiz binlerce şehit, Dağlıca, Aktütün, Reşadiye, İskenderun ve nice yerlerdeki acı kayıplarımız ve bu binlerce şehidin ailelerinin de ilk şehidimizin ailesi gibi dağılmış, yıkılmış, gözyaşları dinmeyen, acıları sönmeyen, on binlerce aile mensubunu birlikte düşündüğümüzde Milletimizin yaşamış ve yaşamakta olduğu elem ve ruh halini anlamak zor olmayacaktır.
 
 Bölücü örgüt PKK’nın ilk saldırısının üzerinden yaklaşık 26 yıl geçtiği halde, sanki aynı noktaya yediden geldik gibi, hatta,  daha yoğun ve şiddetli bir saldırı altındayız gibi bir durum yaşatılmaya çalışılmaktadır. Türk Vatanı, Devleti ve Milleti olarak, silahlı bir saldırıya maruz kaldığımız halde, hala, sınır boyları, düzlükler, dağlar, tepeler ve yollara, şehir girişlerine  karakollar yapmak, çevresine koruma tesisleri,  civarına nöbetçiler koymak ve gözetleme, istihbarat geliştirmek, özel birlikler kurmak gibi, savunmaya yönelik konuları konuşup oyalanıyoruz. PKK ile geçmişin en etkili mücadelesini yapmış olan Em. Tümg.  Osman PAMUKOĞLU’nun dediği gibi,  önce dağlar, eli silahlı bölücü teröristlerden temizlenecek, sonra sosyal tedbirler uygulanacaktır. Bölücü 300-400 terörist, ağır silahlarını, 25 katırla taşıyarak tepelere mevzilenecek, öğlen saatlerinde,  çukur içindeki karakola dört cepheden ağır silahlarla saldıracak, çatışma 9 saat sürece, 17 şehit, 21 yaralı vereceksiniz, teröristler geldikleri gibi kuzey Irak’taki inlerine dönecekler, sınır ötesi harekat veya sıcak takip yapamayacaksınız,  yetkililer çıkıp “ gerekenler yapılacak, terörle mücadele sürecek “ anlamında söylemlerde bulunacak, yürekleri yananlar hıçkırıklara boğularak “ vatan sağ olsun “ diyebilecekler, cenazelere katılan binler “ şehitler ölmez, vatan bölünmez “ diyerek haykıracaklar ve yıllardır tekrarlanan bu durumlar bir sonraki şehit haberinde tekrarlanıp gidecektir.
 
Bölücü örgüt PKK’nın yaygın şekilde ve düğmeye basılmış gibi saldırıya geçmesiyle birlikte, siyasi çözüm söylemleri ve işadamları örgütünün, silahlar bırakılsın, açıklaması dahil olmak üzere, hayatını devletle mücadele ederek geçirmiş eskinin şehir eşkıyaları ve Filistin kampları mensupları, bu günün entel aydını, gazeteci, köşe yazarı ve dış politika uzmanları ekranları doldurarak, devletin 26 yıllık terör mücadelesini yorumlayıp, silahlı mücadelenin sonuç vermeyeceğini vurgulayarak, sürece İmralı canisi ve Kandil çetesinin de dahil edilmesinin şart olduğunu, açıkça söylemektedirler. Hatta, bir zamanların eşkıya başı ve Kızıldere olaylarının tek sağ kurtulan militanı Ertuğrul KÜRKÇÜ, katıldığı açık oturumda, bu gün yaşamakta olduğumuz bu sorunların ve olumsuz durumun nedeninin, 1990-1995 yıllarında, PKK’ya karşı verilen etkili silahlı mücadele olduğunu, PKK’nın öneminin 40 bin kişinin ölümüne sebep olabilmesinden kaynaklandığını,  bile söyleyebilmiştir. Bilindiği üzere, bu etkili mücadele PKK direncini kırmış ve 1995 yılında, en az  3 sözde eyalette özerklik (kurtarılmış bölge ) ilan etme hedeflerini önlemiştir.
 
Bölücü başını hapisten kurtarmak, sürece dahil ederek siyasete girmesine imkan sağlamak için sinsi ve planlı bir faaliyet yürütüldüğü bilinmektedir. Bu faaliyetler, AB ve ABD organları ve uluslararası örgütlerle işbirliği halinde ilerlemektedir. Bu plan içinde, meclisteki milletvekilleri ve bölgenin belediye başkanları dahil olmak üzere, bölücü işbirlikçiler ve yandaşları, ağız birliği etmiş gibi bölücü başının önemi üzerinde durarak “ sayın liderimiz, önderimiz, muhatap İmralı, İmralısız çözüm olmaz” gibi sözleri koro halinde söylüyorlar. Bu isteklerinin gerçekleşmesi, hatta, hemen netice alınması için baş vurmadık yol bırakmadılar. Tehditlerine, bir milletvekili ağzından  “ Türk halkına, Kürt halkı önünde  diz çöktüreceğiz “ gibi uçuk sözleri bile eklediler. Nihayet, bölücü başı, avukatları vasıtasıyla “ Mayıs 2010 ayı sonuna kadar istedikleri gerçekleşmezse bir kenara çekileceği, her birimin kendi kararı ile istediği yerde eyleme başvurabileceği, gelişecek olaylara karışmayacağı “ anlamındaki, içi tehdit ve direktif dolu hususları duyurdu. Bu duyuruda yer alan Mayıs ayının son günü İskenderun saldırısı yaşandı.
 
 Bu saldırı ile birlikte yaygınlaşarak ve hiç terör olayı  yaşanmamış il ve ilçelerile   bölge dışında silahlı eylemler yaparak, çatışmaların daha da şiddetlenerek yaygınlaşacağı ve uzun yıllar sürdürülebileceği ilan edilerek neler amaçlanmaktadır? Yani, bu silahlı saldırılara girişen PKK örgütünün, bu süreçte elde etmek istediği öncelikli hedefler nelerdir? Bu yaygın saldırıların ilk öncelikli hedefi, hiç kuşku yoktur ki, “bölücü başı İmralı canisinin, PKK üzerinde mutlak bir hakimiyeti olduğu, bir işaretiyle saldırı başlatıp, bir işaretiyle ateşkes sağlayabileceği, silahlı ve silahsız tüm bölücüler üzerinde yoğun etkisinin ve liderlik olgusunun hala devam ettiği “   hususlarının cümle aleme gösterilmesidir.
Silahlı saldırı başlatan PKK örgütünün diğer acil hedeflerini diğer yazımızda ele alacağız. Satırlarımızı bitirirken,  gazetelerde, bir iktidar partisi milletvekilinin söylediği (V. ELDEM ) yazılan “ Kürtler her şeyi ele geçiriyorlar, yakında Türkler azınlıkta kalacak, bir zamanlar Türkler varmış, diyecekler “ şeklindeki sözlerinin , gelinen noktanın, Türk Milleti için ne kadar hazin ve iç sızlatan bir seviye oluşturduğunu da işaret etmeliyiz.. TÜSİAD Başkanı, genç bayanın, çatışma ortamında karlarının düşeceği ve Kuzey Irak il devem eden iş ve ticaret ilişkilerinde akmakta olan dolarların azalacağı kaygısıyla  “silahlar bırakılsın” şeklindeki açıklamasının başlattığı ve Sayın Başbakanımızın  “kim silahları bırakacak, söylesin ?” sorusuyla devam eden bu tartışmalı süreçte, bu ve benzeri acı sözler ve olaylar,  PKK teröründe gelinen son nokta, konusunda ip uçları vermektedir.
 
(Devam edecek…..)
 
 
Yazan : Av. Naci SÖZEN,  Temmuz 2010   / ANKARA
 
 

Bu haber 1347 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit
Kelimeler ve Şeyler12 Ocak 2018

ANKET

Ermenek ve Anamur İl Olursa, Kazancı Nereye Bağlansın



Tüm Anketler

© 1999 - 2018 Sitedeki isimler, içerik ve fotoğraflar izinsiz kullanılmaz. Haber ve Yorumlar sahiplerine ait olup, sitemiz sorumluluk kabul etmez.

RSS Kaynağı | Yazar Girişi | Yazarlık Başvurusu

Altyapı: MyDesign Haber Sistemi