Kazancı Beldesi
ANASAYFA HABER ARA FOTO GALERİ VİDEOLAR SİTENE EKLE RSS KAYNAĞI İLETİŞİM FORUM

HABER ARA


Gelişmiş Arama

BÖLÜCÜ TERÖRÜN ÖNCELİKLİ HEDEFLERİ-(3)

Naci Sözen

20 Ağustos 2010, 11:06

Naci Sözen

 

(Özerklik  Tartışmaları  )

Bu öncelikli hedeflerinin hepsini elde etmiş olduklarını üzüntü ve endişeyle izliyoruz. Çünkü, iç ve dış gelişmeler ile kamuoyu ortamının hazırlanmış olduğuna karar vermiş olacaklar ki, bölücüler ve yandaşları, zaman geçirmeden, ÖZERKLİK  ve Demokratik Cumhuriyet  konularını dillendirerek bu yönde adımlar atmaya başladılar.  Hatta, bu isteklerinin tartışıldığı bir kongreyi Diyarbakır’da BDP öncülüğünde yaparak, bölünme isteklerine siyasi bir nitelik  kazandırdılar. Televizyon ekranlarında konuşan tüm bölücü yandaşı ve sözde Türk aydını-köşe yazarı-gazetecisi, milletin gözünün içine bakarak, “ özerlik isteği normal karşılanmalı ve tartışılmalı, bu talep, Kürt halkının haklı bir isteği olarak kabul edilmeli  demektedirler. Konu, öyle bir normallik  düzleminde sunuluyor ki, Ulus Devlet yanlısı olduğunu bildiğimiz haber kanalları bile, tartışma sırasında, alt yazı olarak “ Özerklik isteğinin zamanlaması tartışılıyor“ başlığı atabilmektedir. Yani, özerlik isteğinde hiçbir anormallik yok, her şey normal ve kaçınılmaz bir sonuç, sadece, zamanlaması uygun değil, demeye çalışıyorlar. Nitekim, bazı konuşmacılar, bu isteklerin anayasa oylaması sonrasına bırakılmasını tavsiye ediyor.

 

Bölünmek ve bölünmeyi tartışmak bu kadar kolay veya kaçınılmaz bir sonuç olacak  idiyse, çeyrek asrı aşan bir süredir verilen silahlı mücadele, on binlerce şehit, kırk bini aşan can kaybı,  harcanan bunca  emek ve para, Ulus Devlet, Tek Millet, Tek Devlet, Şehitler Ölmez Vatan Bölünmez, söylemleri ve kavramları, içleri boş, anlamsız ve kandırmaca kavramlar mıydı? diye sorulmaz mı? Milletimiz, anayasa oylaması, boy, soy, villa ve emeklilik gibi söylemlerle oyalanırken, bölücülerce, vatanımızın ve milletimizin bölünme yöntemi ve sınırlarının tartışılıyor olması ve milletin bu konularla hiçbir ilgisinin olmadığı gibi bir havanın yansımakta olması çok ibret verici ve kahredici bir durumdur. Hatırlanacağı üzere, PKK hedeflerinin son aşamasında, bu silahlı mücadelenin artırılarak ve yaygınlaştırılarak onlarca yıl sürdürülebileceği, Kandil canisi Karayılan tarafından, AB ülkelerinin yayın organlarına söylenmişti. İşte bu tehdidi takip eden günlerde, ekranlara çıkan tüm konuşmacılar, yazarlar, aydınlar ve ezber bozan sakallı ve kravatsız bilim adamları, bölücü Kürt aydınları ve siyasetçileri, günlerce “ Kürt sorunu silahla çözülmez, gözyaşı dinsin ve akan kan dursun isteniyorsa, diyalog ve siyasi çözüm yolları aranmalı, 25 yıllık mücadelenin sorunu çözmediği görüldü”  şeklinde açıklamalar yaparak, Türk toplumunu, fikirlerini değiştirilmeden, tutumlarının değiştirilmesi aşamasına getirdiler. Normal vatandaşlarda bile, bu sorunun siyasi çözümle, bölünme kabul edilerek sona erebileceği yönünde kanaatler oluştu. Toplumun bölünmeyi kabul edecek bir tavır değişikliğine dönüştürülmesinin ardından, özerklik isteğinin ayrıntıları ortaya çıkmaya başladı. Yerel belediyelerde bazı kararlar alınarak özerlik için ilk adımların atılabileceği ileri sürülürken, bayan bir BDP milletvekili “ özerklik için ilk uygulamayı başlattık  deyiverdi bile. Türk Milletinin maruz kaldığı bu “ Tutum Değiştirme “ operasyonu tam olarak bilimsel kurallara göre ve sistemli bir şekilde gerçekleştirilmiştir. Haziran ayı başındaki İskenderun saldırısından itibaren geçen iki buçuk ayın sonunda, bölücü terörün hedeflerine ulaşması yönünde,  getirilmiş  olduğumuz noktayı hiç bir mazeretle izah edemeyiz. Bir BDP milletvekilinin halka hitabında söylediği “Türk Milletinin Kürtler önünde diz çökeceği günler yakındır” sözünü yabana atamayız. Türk Milleti, kanlı terörün on yıllarca sürebileceği tehdidi ile  özerlik (bölünme) olgusuna razı etmeye çalışılıyor. Bu aşamada,  sözde ateşkes ilan edilmesi, bu kararın İmralı kaynaklı olduğu yalanları ve Karayılan tarafından söylendiği belirtilen “Türk devleti ile anlaştık” cümleleri ayrıca izlenmelidir. Bu sonuca göre, Haziran ayı başından bu güne kadar gerçekleşen hain saldırılarda kaybettiğimiz polisler ve askerlerimiz, bu neticenin alınması için kurban edilmiş oluyorlar.

 

Terörle mücadele süreci boyunca, köşelerinde ve ekranlarda “ Kürtler bölünme istemiyor, ekonomik sorunlar, kültürel ve kimlik sorunları, demokrasi, özgürlükler ve insan hakları sorunları, dil ve eğitim sorunları giderilsin istiyorlar” diye nutuklar atanlar, bu özerlik  talepleri karşısında susuyorlar. Çünkü, dünyanın her yerinde uygulandığı üzere, bu çağdaş kavramlar, esas hedeflerin gizlenmesi, örtülmesi ve insanları oyalanması için paravan olarak, perde olarak kullanılan tuzak kavramlardır. PKK örgütü, ilk ortaya çıktığında, bağımsız bir Kürt devleti kurmayı hedeflediklerini açıklamış ve bu hedeften hiçbir zaman vazgeçmemiştir. Bu gerçekleri yıllardır yazdık, söyledik ve anlatmaya çalıştık. Gelecek nesiller, bu süreci öğrendiklerinde, koca bir ulusun (Türk Milleti) nasıl avutulup uyutulduğunu anlamak için tartışırlarken, kandırılamayanların olduğunu da bilsinler isteriz.

 

Bölücüler ve yandaşları, her fırsatta “ ülkemizde, kurumları ve kurallarıyla birlikte işleyen çağdaş bir demokrasi, insan haklarını gözeten hak ve özgürlükler ve ifade hürriyeti  kurulabilseydi bu sorunlar yaşanmazdı “ demişlerdir. Bu cumhuriyet düşmanları çok iyi bilirler ki, yaşanan terör süreci ve gelinen bu nokta, beğenmedikleri Türk Demokrasisi sayesinde  gerçekleşmiştir. Hapiste yatanların milletvekili seçilerek serbest kalması, devletin tüm makamlarına küfredenlerin serbestçe dolaşması, siyasilerin terör örgütüne açıktan arka çıkması, bu demokrasi ile mümkün olmuştur. Yaşadığımız süreçte, ezber bozan aydınların “ çağımızda sınırlar değişmez, Türkiye asla bölünmez, halkımız, bölünme sendromundan  kurtarılmalı, bölüneceğiz veya bizi bölecekler korkusu ile yaşayamayız “ söylemlerinin bir kandırma olduğu görülmelidir. Üst düzey bürokratlar ve devlet görevlileri, yaptıkları sıra dışı  beyan, istek ve iddialarıyla  bölücülerin ellerini kuvvetlendirme çabasındalar. Bir TSK mensubu ve üst düzey bürokrat olarak nitelenen emekli amiralin söylediği “ bir dönem, Türkiye Cumhuriyeti Devleti, faili meçhul cinayetleri bir devlet politikası olarak benimsemiştir” sözü tam da zamanında imdada yetişmiş gibidir.

 

 Bölücüler  söylemlerinde  o derece azıttılar ki, ekranlarda, Türk Devletine ve Milletine hakaretler yağdırarak zafer çığlıkları atanlar, kendilerinden sonra, Alevilerin, Lazların ve Çerkezlerin de benzer taleplerinin gündeme gelebileceği konu edildiğinde, utanmadan “onların da  benzer taleplerde bulunma hakları vardır “ diyebiliyorlar. Bu ortamda aklımıza, yıllar önce, Yunanistan ile  ABD’de ortaya çıkan ve  Anadolu’yu  önce üçe, sonra beşe ve nihayet sekize bölünmüş olarak gösteren haritalar geliyor. Ermenilerin soykırım yalanı, Kürtlerde “faili meçhul cinayetler  şekline dönüştü. Soykırım iddialarına Süryanilerin de katılacağını, bu amaçla, uydu kanalı kiralanarak Avrupa ve dünya  çapında  yayınlara  girişmiş oldukları önceki yazılarımızda yer almıştı. Biz bu konuyu gündeme getirirken, bir kaç gün önce, Asurilerin, Avusturalya’da bir meydana “ Soykırım Anıtı” diktikleri haberi gazetelerde yer aldı.

 Bir bilim adamımızın dediği “ Türk Milletinde var olan cevher bitmez  deyişini tekrarlıyoruz ve  gelecek günlerin acı ve gözyaşı ile yaşanmamasını temenni ediyoruz.

 

 

Yazan : Av. Naci SÖZEN,  09 Ağustos  2010   / ANKARA

Bu haber 1465 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit
Çavuşname-Şiir06 Haziran 2018

ANKET

Ermenek ve Anamur İl Olursa, Kazancı Nereye Bağlansın



Tüm Anketler

© 1999 - 2018 Sitedeki isimler, içerik ve fotoğraflar izinsiz kullanılmaz. Haber ve Yorumlar sahiplerine ait olup, sitemiz sorumluluk kabul etmez.

RSS Kaynağı | Yazar Girişi | Yazarlık Başvurusu

Altyapı: MyDesign Haber Sistemi