Kazancı Beldesi
ANASAYFA HABER ARA FOTO GALERİ VİDEOLAR SİTENE EKLE RSS KAYNAĞI İLETİŞİM FORUM

HABER ARA


Gelişmiş Arama

ZAFER BAYRAMI TÜRK MİLLETİNE KUTLU OLSUN....

Naci Sözen

29 Ağustos 2014, 22:36

Naci Sözen

30 AĞUSTOS  ZAFER BAYRAMI KUTLU OLSUN….


 
Türk Milletinin 30 Ağustos Zafer Bayramını candan kutlar, gelecek günlerimizin nice zaferlerle süslenmesini dileriz. Bu zaferleri kazanarak, bu kutsal Vatanımızı, Bağımsızlığımızı ve hür olarak dalgalanan Bayrağımızı bize armağan eden şehitlerimize, gazilerimize sonsuz rahmet, hürmet ve şükran dolu dualarımızı sunarız.
-Kurtuluş Savaşı (Milli Mücadele) gerçeği, Türk Milleti, Türkiye Cumhuriyeti Devleti  ve  bu savaşı kazanan   şehitler, gaziler ve tüm vatandaşlar için bir zaferden öteye, bir VAR OLMA  veya YOK OLMAMA  mücadelesi niteliğindedir. Kurtuluş Savaşına çok sayıda Kazancılının katıldığı ve az sayıda gazinin geri döndüğü, diğerlerinin şehitlik mertebesine eriştikleri bilinen gerçektir. Kayıtları tutulmadığından, bizler, sadece geri dönebilen gazileri hatırlıyor, onların isimlerini ve yaşadıklarını yazabiliyoruz. Bu bilgilerimiz de, onların savaş sonrası çevrelerine anlattıkları anılarından akıllarda kalanlardır.

 
Gazeteler ile internet sayfaları ve televizyon haber bültenlerine  önemli bir olay olarak düşen “ Yaşayan Son İstiklal Savaşı Gazisi’de Öldü “ cümlesi, bir dönemin canlı tanıklarının kalmadığı ve gelecek nesillerin, Kurtuluş Savaşı  dönemleriyle ilgili bilgileri sadece kitaplardan okumakla yetinmek zorunda kalacakları anlamına geliyordu. Haberin ayrıntısında, 1898 Kırım doğumlu ve Eskişehir’de yaşamakta olan 110 yaşındaki, yaşayan son ve tek İstiklal Savaşı Gazisi Yakup SATAR’ın 02 Nisan 2008 günü, saat 22.50 sıralarında vefat ettiği, Basra cephesi ve Sakarya Meydan Savaşına katıldığı, 50 civarında torunu olduğu ve torunlarının torunlarını da görmüş olduğu gibi ayrıntılara da yer verilmişti. Gazi Yakup SATAR, hükümetin bir bakan ve bir kaç milletvekili ile temsil edildiği, bölgedeki Askeri ve Sivil devlet görevlileri  ve vatandaşların katılımı ile yapılan törenle  toprağa verilmişti. Yakın bir geçmişte, bu savaşlara katılmış olan yaşayan gazi sayısının 45 olduğunu okumuştum. Bu kadar gazi ne de kısa bir zaman içinde uçup gitmişti.

-Yunanlılar işi iyice azıtmışlar ve Ankara hedefleri olmak üzere ilerlemektedirler. Akşehir’de toplanan kuvvetlerin taarruz başlatması kaçınılmazdır. Birlikler silah , teçhizat, giyecek ve yiyecek yönünden sürekli donatılmaktadır. Son hazırlıklardan sonra, Kasım Alisinin birliğine, geceleri yürüyüş, gündüzleri çalılıklarda gizlenmek kaydıyla, Kocatepe istikametine hareket emri verilir.

Kazancılı Gazi Kasım Alisinin birliği, gündüzleri gizlenip, geceleri ilerleyerek, Yunan birliğinin hemen bitişiğine kadar yaklaşmıştır. Bir sabah, 30 Ağustos günü şafakla birlikte “ Ordular, İlk Hedefiniz Akdeniz’dir.. İleri !!! “ emri verilmiştir. Toplar hep birlikte gürlemiş, ağır makineli tüfekler düşman mevzilerine mermi yağdırmış ve asker silahıyla “Allah, Allah” nidalarıyla saldırmıştır. Çok geçmeden, Yunan mevzileri dağılmış olup, bir tek Çiğiltepe mevzisi direniyormuş. Atatürk, bu birliğin Komutanı Albayı telefon başına çağırarak “ iki saat içinde karşı tepenin alınmasını emrediyorum “  demiştir. Aradan iki saat geçmesine rağmen tepe alınamamış ve telefonla, Komutan tekrar karargahtan aranmıştır. Telefon başına giden Albay, Başkomutan Mustafa Kemal ile görüşmüş ve “ emrinizi yerine getirememiş olduğumdan kendimi affetmiyorum, beni affedin “ dedikten sonra, telefon kapanmadan tabancasını şakağına sıkarak hayatına son vermiştir. Kasım Alisi, hatıralarında, bu olayı “ düşman elinden alınması geciken mevzinin komutanı Albay, kendi tabancası ile kendisini idam etti “ şeklinde kayda geçirmiştir. Bu intihardan birkaç saat sonra bu tepede ele geçirilmiş olup, Yunanlılar tam bir bozgun halinde geriye doğru dağılarak kaçmaya başlamışlardır. Bu Çiğiltepe saldırısı ve intihar olayı başka kaynaklarda da aynen anlatılmakta olup, Kurtuluş Savaşımızın en trajik, fakat, Vatan savunması anlamında, en anlamlı, örnek  olayı olarak kabul edilmektedir.

-Yunan ordusu kaçarken, Türk Ordusu da peşinden kovalamaya başlamıştır. Bu kaçış ve kovalama İzmir’de, 9 Eylül günü sona ermiştir. Yunanlılar kaçarken, önlerine çıkan her köy ve kasabada katliam yaparak, yakıp yıkarak yol almışlardır. Manisa’nın bir köyüne geldiklerinde, öldürülmüş olan 35 kişinin üst üste yığıldıkları, insanların vücudundaki yağ tabasının erimiş olduğu ve ceset kokusundan ölüler yaklaşılamadığı hususları Kasım Alisinin hatıralarında yer almaktadır.

-Milli Mücadelenin zaferle sonuçlanması ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kurulması sürecinde, üstlendiği sorumluluklar, icra ettiği görevler ve yaptığı katkılar yönünden en önemli unsurlardan biri de Birinci Dönem Türkiye Büyük Millet Meclisi dir. Yurdumuzun tüm bölgelerini temsilen Ankara yollarına düşen Meclis üyesi  bu fedakar insanlardan 115 kişinin katılımı ile meclisin ilk  toplantısı 23 Nisan 1920 günü yapılmış, mebus sayısı sonradan gelenlerle 338 kişiye ulaşmıştır. Kurucu Meclis niteliğinde olan bu meclisin üyeleri,  işgalci düşmanlar, iç isyanlar ve diğer zorluklar karşısında, içerisinden çıkardığı hükümet, Başkomutan ve Başkanlarla birlikte, vatan ve milletin kurtuluşu için hiçbir fedakarlıktan kaçınmamışlardır. Bu fedakar insanlardan biri de Erzurum mebusu Mustafa Durak (SAKARYA) idi. Sakarya Savaşına da katılmış olduğundan, sonradan, SAKARYA soy adını almıştı.

 

Vatan ve Milleti için üzerine düşen her görevi doğruluk ve cesaretle yapmış olan bu cesur kişinin hayatı, Araştırmacı-Yazar Sayın Emruhan YALÇIN tarafından “ Milli Mücadele’ye Sadakat ve Mustafa Durak SAKARYA “ isimli kitapla okuyucuya sunulmuştur. Vatan ve Millet sevgisi ve görev aşkıyla yanıp tutuşan ve özünde Atatürkçü bir kişi olan değerli arkadaşım Emruhan YALÇIN’ın (Em. Kur. Alb. /Devrim Tarihi Uzmanı-Eğitimci) çok sayıda mekan ve şehirde yaptığı ısrarlı ve hassas araştırmaları sonunda ortaya çıkardığı bu eser, gelecek nesillere bir ışık olacak niteliktedir. Kitabın (Ankara 2008, sayfa 30-31 ) bir sayfasında “ Türk Ordusu, Kütahya ve Eskişehir savaşlarını kaybetmiş, düşman Polatlı ve Haymana yakınlarına kadar ilerlemiş ve top sesleri Ankara’dan duyulur olmuştu. Milli Savunma Bakanlığı, yaklaşan tehlikeye dikkat çekerek, Meclisin ve diğer devlet kurumlarının Kayseri’ye taşınmasını teklif etmişti. Bu teklif, Meclisin 23 Temmuz 1921 günlü gizli toplantısında, Bakan Fevzi Çakmak Paşa tarafından açıklanmıştı. Bir çok milletvekili de bu teklifi uygun bulmuştu. İşte, tam bu sırada, uzun boylu, esmer ve zayıf bir adam, birden kürsüye fırladı. Bu kişi Erzurum Mebbusu Mustafa Durak Bey idi.  Kürsüden “ arkadaşlar nereye gidiyoruz?  Düşman, bizi, burada, kendisini yenmek için tedbirler düşünürken bulmalıdır “ diye haykırıyordu “ cümleleri yer almaktadır. Bilindiği üzere, Meclis Ankara’da kalmaya karar veriyor ve mücadele zaferle sonuçlanıyor.

 

-Kurtuluş Savaşı Başkomutanı, Vatanımızın kurtarıcısı,  Cumhuriyetimizin kurucusu ve ilk Cumhurbaşkanı, çağdaş  medeniyetlerin üzerine çıkma ülküsünün öncüsü, eşiz bir lider ve Komutan, çağdaş bir devlet adamı,  barışsever, milliyetçi, dil, tarih ve kültür ile yaşamda akıl ve ilmin ışığını işaret eden, diplomat, siyasetçi, araştırmacı, hatip ve düşünce adamı, insanımızı ümmet olgusundan ulus gerçeğine taşımış, onurlu ve eşit yurttaşlar olmamızı sağlamış olan Ulu Önder Mustafa Kemal ATATÜRK’ü, RAHMET, SAYGI VE ÖZLEMLE ANIYORUZ..

 

 

 

Bir anı……


Bir aralık konu İstiklâl Savaşı'na geldi. Dikkat ettim, Binbaşılar dahil her komutanın hangi birliğe komuta ettiğini, nerede bulunduğunu, -bir gün önce olmuş gibi- hatırlıyordu. O savaş ki araç, gereç, personel kıtlığı bugün güç tasavvur edilirdi. Tümenlere binbaşılar, Kolordulara yarbaylar komuta ediyordu! Fakat, bu kadro canını dişine takmış bir ekipti. Var olmak ya da olmamak bu savaşın sonucuna bağlıydı. 30 Ağustos bu ruh haletinin eseriydi. Böyle bir dramı, hem yazarı, hem baş aktörünün ağzından dinlemek müstesna bir mutluluktu. O anılar Ata'yı coşturdukça coşturuyordu. Anlatmalarında abartma yoktu. Ama bu anlatış öylesine canlı, öylesine plastikti ki, hepimiz heyecandan heyecana sürükleniyorduk. Anlatışlarını şöyle bağladı:


- İşte büyük zafer böyle ortak bir eserdir. Şerefler de ortaktır.


Bu alçakgönüllülük şaheseriyle konunun kapanacağını tahmin ediyorduk. Bu arada Atatürk bir duraklama yaptı. Sonra içine dönük, adeta kendisiyle konuşur gibi ilave etti:

 
- Ama yenilseydik sorumluluk ortak olmayacak yalnız bana ait olacaktı.

 
Bu belagat karşısında gözyaşımı tutamadım. Tarihin, zaferleri kendine mal eden, yenilgileri ise maiyetine yükleyen

sahte kahramanlarını hatırladım.


Ord. Prof. Sadi IRMAK


Kaynak: Sadi Irmak, Ord.  Prof. - Atatürk'ten Anılar, 1978

*******************************************************

 

Biz bu vatanı kolay kurtarmadık ve bu Cumhuriyeti kolaylıkla kurmadık diyerek, İstiklal Savaşına ait MSB arşivlerinden aldığımız onaylı belgelerden özetler eklemeye devam edeceğiz. ““61. Fıkra (Tümen) 190. Alay 3. Tb. K.lığının 414 nolu künye defterinin 49. sayfası kaydı.. Müretteb Müfreze Kumandanlığına  (sıra no.24 ) Efrada şimdiye kadar et verilmeyip, bulunan iç yağla iaşeleri temin edilmektedir. Bu iç yağ ise efrada (erlere) dokunduğu görülmekte olduğundan haftada iki defa et verilmesi hususunda icap edenlere emir buyrulmasını istirham ettiğim maruzdur”  16 Temmuz 1336 (1920) Binbaşı Muhtar,,

Kurtuluş Savaşı sırasında, TBMM görüşmelerinde, seferi stokların azalması üzerine, cephedeki erlere, sabah kahvaltısında verilecek olan siyah zeytin sayısının 3 veya 5  adet olması konusunda şiddetli tartışmalar yapıldığı da bilinen bir vakıadır. Bu konuya değinen bir tarihçi, mücadelenin tam olarak anlaşılabilmesi için, o zamanların meclis tutanaklarının incelenerek yayınlanması gerektiğini söylemektedir.

Kurtuluş Savaşının özü, Amasya Genelgesinde yer alan “ Milletin Bağımsızlığını yine Milletin azim ve kararı kurtaracaktır. “maddesinde ifadesini bulur. Kurtuluş Savaşı ve Atatürk devrimlerinin iki hareket noktası (dinamiği) vardır. Bunlar; “ tam bağımsızlık“ ve “kayıtsız şartsız millet egemenliği “ dir. Kurtuluş Savaşı (Milli Mücadele) gerçeği, Türk Milleti, Türkiye Cumhuriyeti Devleti  ve  bu savaşı kazanan   şehitler, gaziler ve tüm vatandaşlar için, bir zaferden öteye, bir VAR OLMA  veya YOK OLMAMA  mücadelesi niteliği taşımaktaydı.


            Mondros Mütarekesi ve Sevr Andlaşması ile paylaşılan ülkemiz, Atatürk önderliğinde, Milletimizin azim ve kararı ile verdiğimiz mücadelenin sonunda kurtarılmış ve işgalciler geldikleri gibi gitmişler, Türkiye için diplomatik bir zafer olan Lozan Barış Andlaşması ile Milli sınırlarımız çizilmiş, Türk İstiklal ve Hakimiyeti  tüm dünya tarafından resmen tanınmıştır.

 

             Daha yolun başında hazırlanan 20 Ocak 1921 tarihli Anayasamızda “ egemenliğin kayıtsız şartsız milletin olduğu “ ilan edilmişti. Bu doğrultuda, 01 Kasım 1922 tarihinde Saltanat kaldırılmış, 03 Mart 1924 tarihinde de Hilafet kaldırılmıştır. Nihayet, yeni Türkiye Cumhuriyeti Devleti tüm dünyaya ilan edilmiş oluyordu. İç isyanlar, siyasi mücadeleler, suikast ve Menemen olayı gibi sayısız güçlüğe rağmen, sonuca  Atatürk liderliğinde kararlılıkla ulaşılmıştır. Cumhuriyet 29 Ekim 1923 günü ilan edilmiştir. Başlangıçta, “ Ya istiklal, Ya ölüm “ parolası ile başlamış olan mücadele, “ Ne mutlu Türküm diyene “ ilkesi ile MİLLET  olma yolunda başarıya ulaşmıştır. Atatürk, “Biz Türkler, bütün tarihimiz boyunca, hürriyet ve istiklâle timsal olmuş bir milletiz,  Türkiye Cumhuriyetini kuran halka Türk Milleti denir” demiştir.

 

 

 

 

Millet olarak, sürekli tekrarladığımız “Şehitler Ölmez” sözü elbette bir anlam taşımaktadır. Şehitler ölmez, fakat , unutmayalım ki, “ şehitler, ancak unutulurlarsa ölürler” sözü de anlamı olan ve bizlere sorumluluklar yükleyen bir başka deyiştir. Anadolu topraklarını VATAN yapmak için Malazgirt Savaşında şehit düşen Alpaslan ve kahraman askerlerinden başlayarak, Sarıkamış Harekatı, Filistin Cephesi, Balkan Savaşı, Çanakkale Savaşı, Kurtuluş Savaşı, Kore Savaşı, Kıbrıs harekatı, Bölücü Terör mücadelesi başta olmak üzere, tarihimizde yer alan tüm savaşlarda şehit olan kahramanlar ve   Milletimizi hedef alarak işlenen terör cinayetlerine kurban giden görev şehitlerimiz için ne kadar şükran duyguları beslesek de az kalacaktır.

 

DERLEYEN : AV. NACİ SÖZEN . 29 AĞUSTOS 2014 /ANKARA

 

 

 

 

 

 Kurtuluş Savaşı’na Katılmış Olan Kazancılı Gazilerden bazıları  ;

 

-       Gazi Kasım Alisi,  ömrünü cephelerde geçirmiş olan bu gazimizin hayat hikayesi “ Cepheden Cepheye Koşan Bir Kazancılı “ başlıklı yazımızda anlatılmıştı. Filistin cephesinden sağ olarak dönebilen 3 Kazancılıdan biri olan bu kahraman, evlendirildikten bir ay sonra tekrar silah altına alınarak Afyon cephesine gönderilir. Bu savaşların en trajik olaylarından olan “ Çiğiltepe Taarruzu”’na katılır. Yunanlıları denize kadar kovalar ve İzmir sokaklarında devriye gezer. Terhisinden sonra Kazancıya dönerek uzun yıllar çiftçilik yapar ve 1960’lı yılların sonunda, Ermenek yolunda devrilen bir otobüsün altında kalarak hayatını kaybeder.

-       Gazi Hasan Ali, merkez mahalleden, Öğretmen-Şair Sayın Sami TUNCA’nın babası olup, aynı adlı kitap da  hayatı anlatılmıştır. Veli oğlu ve 1893 doğumlu olan Gazi Hasan Ali, 1918 yılımda Şam’da konuşlu 2. Kolordu, 73. alay, 3. Tb. 7. Bl. Sıhhiye Çavuşudur. Bu birliğin Komutanı da Mustafa Kemal’dir. Babası, Balkan Harbi sırasında Edirne yakınlarındaki TUNCA nehri kıyısında şehit edilmiştir. Cepheden yaralı döner. Bir gözü kör olmuştur. Bu nedenle “ tekaüt  yani malül emekli edilmiştir. Kazancı da yaşantısını sürdürürken aniden hastalanır ve 1934 yılında vefat eder.

 

-       Gazi Mehmet Çavuş, Yukarı mahalleden Alim Hocalar sülalesine mensup olan ve Şıh Mehmet (Uçan Süvari) adlarıyla da anılan gazimiz Şark harekatı, Batı cephesi dahil 20 yıl savaşmış, bu sürelerde toplam 4 yılı at üstünde geçmiştir. Hayat hikayesi ayrı bir yazı ile yayınlanacak olan bu müthiş insan, savaş sonrası köyüne dönmüş ve 1950’li yılların sonralarında vefat etmiştir. Biz kendisini azda olsa hatırlıyoruz. Yüzünde, kollarında ve vücudunda çok sayıda mermi yarası olduğunu görenler vardı.

 

-       Gazi Molla Hasan, bir çok savaşa katılmış, Kurtuluş Savaşı sonrası, köyüne (Kazancı Kasabası Yukarı Mahalle) gazi olarak dönerek yıllarca yaşamış ve savaş anılarını anlatmıştır.  Batı cephesinde, bir gurup arkadaşıyla birliğinden uzak düşmüş, önce ölen atların etleri yemişler, etler bittiği zaman, arazideki yenebilen otları (ebegümeci, yarpuz, kuşburnu gibi) koyunlar gibi otlayarak hayatta kalabildiklerini anlatmış durmuştur. Dev cüssesi, omuzundan eksik etmediği poşusu ve gür sesiyle ezan okuyuşunu hatırlıyoruz. Yılı ve günü unutulmuş olan  bir tarihte bu dünyadan sessizce göçüp gitmiştir.

 

-       Gazi Mustafa Çavuş, Daddiri Goca (Korkmaz) olarak da bilinirdi. Batı cephesinde savaşmış ve sonrasında Yukarı mahallede uzun yıllar yaşantısını sürdürmüştür. Bilinen en önemli özelliği, gür sesiyle çok iyi tekmil vermesiymiş. Komutanlar geleceğinde, nöbetçi olmadığı zamanlar bir tekmil vermesi için arkadaşları ona yalvarırlarmış. Son yıllarında, kasabada yaşayan ihtiyarları dolaşır, eski günleri konuşurdu.

 

-       Gazi Tahir Hoca,(Tuncel) Milli Mücadele yıllarında, Isparta-Burdur bölgesi asker toplanma merkezinde görev yapmıştır. Anamur çevresinden toplanan Hıristiyan erkekler de bu merkeze getirilmişler, bazıları kendisini görünce “ biz Anamurlu Büyük Konstantin akrabalarıyız “ diyerek yardım beklemişlerdir. Büyük Konstantin, zamanın meşhur taş duvar ustası olup, Kazancıdaki eski yapılarda çalışmış ve civarda tanınmıştır.

 

-       Gazi Şahasan Süleyman, Merkez mahalleden olup, Batı cephesinde Yunanlı esirlerin toplandığı merkezde muhafızlık yapmıştır. Çok cesur ve güçlü kuvvetli bir insanmış. Hatıraları kayıt altına alınmadığından fazla bilgi yoktur.

 

-       Gazi Tığgulak Hasan, çobanlık yapan bu Gazimizin hayatı da “ Üşümez Adam” isimli yazımızda ele alınmıştır. Kendisi, kışla ve cephelerde en iyi borazan çalan asker olarak bilinir. Savaş sonrası çobanlığa devam etmiş, son 30 yılını felçli olarak geçirmiştir.

 

-       Gazi Dumbul Mehmet Efendi, medrese mezunu alim bir kişidir. Filistin cephesi savaşları, Kahire de İngilizlerin elinde esirlikten sonra köye dönmüş, sonra, batı cephesine sevk edilmiştir. Bilgisi ve becerisi nedeniyle bölük komutanlığına kadar yükselmiş ve rütbe ile terhis edilmiştir. Savaş bittiği halde, uzun yıllar kendisinden haber gelmemiş, “ gaiplik “ belgesi geldikten sonra, bir sabah  kendisi çıkıp  gelmiş ve tekrar nüfusa kayıt edilmiştir. Cihanbeyli ilçesinde imamlık da yapmış olup, 1951 yılında vefat etmiştir.

 

-       Tekaütlerden Gazi Mustafa, Büyük taarruza katılmış, boynuna aldığı kılıç darbesiyle ağır yaralanmış ve ölüler arasında gün boyu kalmıştır.  Bir gün sonra ölüler toplandığında, bedeninin sıcak olduğunu fark eden bir asker komutanlarına haber vermiştir. Cephe gerisindeki revire götürüldüğünde yaşamakta olduğu görülmüş ve doktorlar tedaviye almışlardır. Uzun süre komada kalmış, boyun damarları kesildiği halde uzun süre ölmemiş olmasına akıl erdirememişlerdir.  Ayıldığı zaman doktorlar başına toplanmış ve nereli olduğu, nasıl beslendiği, ne iş yaptığı gibi sorular sormuşlar, aldıkları cevap meraklarını gidermemiştir. Doktorlardan biri “ köyümüzde kara dut yetişir mi,  dut yer miydiniz ? “ diye sormuş, tarlalarında ve evlerinin merdiven dibinde bile kara dut ağacı olduğunu, yazları  her gün dut yediklerini öğrenince bu kan kaybına rağmen ölmemesini  kara dut yemesine bağlamışlardır.

 

-       Gazi Akbaş Goca (Çelebi), Yukarı mahalleli bu  gazimiz, bizim çocukluğumuzda yaylalarda savaş anılarını dinleyebildiğimiz tek gazimizdir. Kendisine soru sormadan hemen anlatmaya başlar ve “ hava soğuktu, Ali İhsan Paşa emir verdi. Rus mevzisine doğru ilerlemeye başladık, silahlar ellerimize buz tutmuştu “ diyerek Şark cephesinden anlatır, bir zaman sonra Batı cephesine geçerdi.

 

-       Gazi Goca Cemil, Süllüoğullarından olup bir çok cephede savaşmıştır. Çatışmalar durunca  hemen ezan okumaya başladığını ve askerlerin saf tutarak namaza durduklarını anlatırmış. İstiklal madalyası sahibi olduğu bilinirdi.

 

Kazancılı bir kaç gazinin isimlerine ve hayat hikayelerinden cümlelere yer verdik. Elbette, yıllar süren savaşlar, Çanakkale ve Kurtuluş Savaşı cephelerinde bir çok Kazancılı şehit olmuş, az sayıda gazi köyüne dönebilmiştir. Burada yer veremediğimiz bir çok gazimizin olduğuna eminiz. Basra zindanlarında yatan Safiyanın Ömer ve Moskova sokaklarında dolaşan Bıyıklı Halil’in hikayelerini de önceden yayınlamıştık. Hepsine Allah dan sonsuz rahmetler dileriz… (N.S.)

Bu haber 603 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit
Çavuşname-Şiir06 Haziran 2018

ANKET

Ermenek ve Anamur İl Olursa, Kazancı Nereye Bağlansın



Tüm Anketler

© 1999 - 2018 Sitedeki isimler, içerik ve fotoğraflar izinsiz kullanılmaz. Haber ve Yorumlar sahiplerine ait olup, sitemiz sorumluluk kabul etmez.

RSS Kaynağı | Yazar Girişi | Yazarlık Başvurusu

Altyapı: MyDesign Haber Sistemi